İDEA / HEIDEGGER SÖZLÜĞÜ
İdea Yayınevi / Sözlükler
site haritası  

Parthenon

"Alman halkı Führer tarafından Seçime çağrıldı; ama Führer'in halktan istediği hiçbirşey yoktur, tersine kendisi halka en özgür Karar için en dolaysız olanağı vermektedir: Bütün halk kendi öz Varoluşunu istiyor mu, yoksa bunu istemiyor mu? Halkın yarın seçeceği şey Geleceğinden daha azı değildir" :: 
"Das deutsche Volk ist vom Führer zur Wahl gerufen; der Führer aber erbittet nichts vom Volke, er gibt vielmehr dem Volke die unmittelbarste Möglichkeit der höchsten freien Entscheidung, ob das ganze Volk sein eigenes Dasein will, oder ob es dieses nicht will. Das Volk wählt morgen nichts Geringeres als seine Zukunft"

Heidegger, 30 Kasım 1933, Tübingen Üniversitesinde verilen konferanstan.

Heidegger'i okurken herşeyden önce görüngünün özünün olmadığını, görüngü ve özün bir olmadığını kabul etmemiz gerekir. Diyalektik yoktur. Görüngü birşeyin görünmesi değil ama kendi görüngüsüdür. Aslında görüngü öylesine dolaysızdır ki, kendisi gerçek ilk olarak varlıktır ve dolayısıyla insanların bin yıllardır ontoloji dedikleri şeyin yeniden kurulmasını ister: Ontolojininn gerçeği fenomenolojik ontolji olmasında yatar, çünkü mantığa gereksinim duymayan bu enteresan felsefede varlık öz tarafından belirlenir.

Eğer Sartre'ın yaptığı gibi öz yerine varoluş kategorisini geçirirsek, varoluş birincildir. Buna göre öz ikincil olmalıdır. Ama öz birincil olduğu için özdür. Gene de bir mantığa, Logosa gereksinimimiz olmadığı için, ortada bir problem yoktur. Us olmadığına göre, usdışının rahatlığı altında herşey yazılabilir ve yapılabilir. Kavramın yerini sözcük aldığına göre, Heidegger'in başarısız olarak da olsa yapmaya çalıştığı gibi mantıktan özellikle kaçınmak, mantığın yerini dilin semantiğindeki olumsallıklar, ruhbiimsel çağrışım süreçleri, ya da dilersek doğrudan doğruya özenç ve kapris ile doldurmak yeterlidir. Özgürlük yerine seçme-özgürlüğünü, keyfi özgürlüğü geçirirsek, hiç kimse niçin Bolşevizmi ya da Nazizmi seçtiğimiz konusunda bizi sorgulayamaz. Çünkü bir Saltık iyinin ve doğrunun yokluğunda, tüm değerler görelidir. İyi ve Kötü, Doğru ve Eğri, Güzel ve Çirkin vb. arasındaki ayrımlar kalkar ve kavramsızlığın gevşekliği içinde tümü de eşitlenir.

 

Heidegger, Varlık ve Zaman İçin Bir Sözlük / Aziz Yardımlı
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z
Q W X  

A
abfinden: uzlaşmak, anlaşmak
Abgeschlossenheit: tamamlanmışlık
Abkünftig: türevsel
Ableben: vefat
Ableitung: çıkarsama
Abstand: aralık; uzaklık
Abständigkeit: uzaktalık
Absturz: dalış
Abträglichkeit: zararlılık
Abwesenheit: bulunmayış, yokluk
adaeqatio: benzeşme
Affekt: heyecan
Aktionsart: eylem türü
Alltäglichkeit: gündeliklik
Analytik: analitik
Andere, der: Başkası
Angabe, angeben: atama, atamak
Angänglichkeit: ilgilendirilebilirlik
Angewiesenheit: boyun eğmişlik
Angst: endişe
Anhalt: destek
anhalten: diretmek
Anruf: seslenme (başvuru)
anschauen: sezmek; seyretmek
Anschauung: sezgi
An-sich-sein: kendinde-Varlık
Antrieb: itki
Anvisieren: göz dikmek
anweisen, Angewiesenheit: boyun eğmek, boyun eğiş
Anwesenheit: bulunuş
anzeigen: belirtmek, göstermek
apodiktisch: tanıtlı, zorunlu
apophantisch: apofantik
aufdecken: ortaya sermek, açığa çıkarmak
Aufdringlichkeit: usandırıcılık
Aufenthalt: kalış
Aufenthaltslosigkeit: kalacak-yersizlik
Auffälligkeit: göze-çarparlık
aufgeben: vazgeçmek aufgehen: soğrulmak; ortaya çıkmak, doğmak
aufhalten: alıkoymak (‘wohnen’ değil)
aufheben: ortadan kaldırmak, yoketmek  ve saklamak
aufrufen: çağırmak
Aufsässigkeit: dikbaşlılık
aufschließen: ortaya sermek
Aufschluß: bilgilendirme, aydınlatma
Auf-sich-zu: kendine-doğru
aufweisen: sergilemek, göstermek
Aufweisung: sergileme
Aufzählung: sıralama
Aufzeigen: gösterme
Augenblick: kıpı, ‘görsel’ kıpı
Ausdehnung: uzam (extensio)
Ausdruck: anlatım (ausdruck: anlatmak)
Ausdrücklich: belirtik
auseinanderlegen: ayrıştırmak, çözümlemek
Ausgelegtheit: yorumlanmışlık
ausgerichtet: yönlendirilmiş
auszeichnen: ayırdetmek
Auslegung: yorumlama, ortaya serme
ausliefern: teslim etmek
ausrichten: yönlendirmek
Ausruf: haykırma
Aussage: önesürüm
aussagen: önesürmek
Aussagesatz: bildirim
Aussein: dışarda-Varlık
Aussersichsein: kendi-dışında-Varlık
aussprechen: anlatmak, bildirmek
Ausstand: dışarda-duran
ausweisen: kanıtlamak
auszeichnen: ayırdetmek

B
Bangigkeit:
yüreksizlik
Bedeutsamkeit: imlemlilik
Bedeutung: imlem
Bedrohung: gözdağı
Befindlichkeit: ruhsal durum
Befragte, das: sorulan, kendisine, sorgulanan (varolan-şey)
befreien: özgürleştirmek
begegnen: karşılaşmak
Begegnis: raslantı, karşılaşma
Begriff: kavram
behalten: saklı tutmak
beharrlich: kalıcı
Beharrlichkeit: kalıcılık
Bei: ortasında
benommen sein: sersemlemek
besagen: demek, -e denk düşmek
Beschaffenheit: yapı, doğa, nitelik vb.
Besorgen: tasa
Besorgnis: tasalılık
besprechen: tartışmak
Bestand: kapsam, içerik
Beständigkeit: süreklilik
bestehen: sürmek
bestimmen: belirlemek
Bestimmung: belirlenim
bevorstehen: yaklaşmakta olmak (‘önünde durmak’)
bewahren: saklamak, korumak
Bewandtnis: ilgililik
Bewegtheit: devinirlik
Beweis: tanıt, tanıtlama
Bewenden: ilgi
Bewendenlassen: ilgili olmaya bırakma (şeyleri)
Beziehung: bağıntı
Bild: resim, imge
bleibend: kalıcı

C
Charakteristik:
betimleme, niteleme, karakterizasyon

D
Da:
‘Orası’
dabei: orada ortasında
dagewesen: orada-olmuş-olma
damals: o sırada
damals, als ...: ...diği sırada
dann: sonra
dann, wann ...:  ...diği zaman; ...diğinde
darauf: ona, onun üzerine
Dasein, Da-sein: oradaki-Varlık, oradaki-varlık
Daß es ist: Ki vardır
Daß- und Sosein: ‘genel olarak olma’ ve ‘öyle olma’
daseinsmässig: oradaki-Varlık karakterindeki
Datierbarkeit: tarihlendirilebilirlik Datierung: tarihlendirme
Dauer: süre
Dazu, das: onun için, buna
demonstrieren: belgitlemek (tanıtlamak değil)
dienen: hizmet etmek
Ding: Şey
Dort, das: şurası (‘da’dan daha uzak)
dorther: şuradan
dorthin: şuraya
Drang: dürtü
Dreingabe: eklenti
Durchschnittlichkeit: sıradanlık
durchsichtig: saydam

E
echt, Echtheit: gerçek, gerçeklik (düzmece ile karşıtlık içinde)
Ehrfurcht: hürmet
eigen: kendinin, öz
Eigenschaft: özellik
Eigenständig: bağımsız
eigentlich, Eigentlichkeit: asıl, asıllık. Eindeutigkeit: ikircimsizlik
Einebnung: düzleştirme
Einfühlung: empati, tek-duygu
einheitlich: birleşik, birimsel, türdeş, biçimdeş
einräumen: yer açmak
Einrichtung: düzenleme
ekstase, ¤kstatikñn: (bkz. Entrückung)
ekstatisch: ekstatik, dışarda duran, dışsal; ekstase;
ekstasiw :: ‘dışarıda durma.’ Ende: son
enden: sonlanmak
endlos: sonsuz
entdecken: açığa çıkarmak
Entdecktheit: açığa çıkarılmışlık
entfernen: uzak[sız]laştırmak
Entferntheit: uzaklık
Entfernung: uzak[sız]laştırma
Enthüllen: ortaya sermek, üstünü açmak
entlastet: üstünden atmak
entfremden: yabancılaş[tır]mak
enthalten: kapsamak
entrücken: götürmek; kendinden geçmek
Entrückung: götürülme; esrime
Entschlossenheit: kararlılık
entschließen: karar vermek
Entschluß: karar
entspringen: doğmak, kaynaklanmak; sıçramak
entwwerfen: tasarlamak
Entwurf: tasar
Erbauung: ahlaksal yükselme
Ereignis: olay, olan biten
erfahren: deneyimlemek
Erfahrung: deneyim
Erfahrungstatsache: deneyim-olgusu, görgül olgu
erfassen: ayrımsamak; kavramak
Erfragte, das: sorgulanarak bulunacak olan (Varlığın anlamı)
Erfragte: sorularak saptanan
ergreifen: kavramak
erinnern: anımsamak (‘içselleştirmek’)
erkennen: bilmek
Erlebniss: yaşantı
erledigen: tamamlamak, bitirmek
errechnen: hesap yapmak, hesaplamak
erscheinen: görünmek
Erscheinung: görüngü
erschließen: açığa sermek
Erschließung: açığa serme
Erschlossenheit: açığa serilmişlik
Erschrecken: dehşet
Erstrecktheit: uzatılmışlık
Erstreckung: uzama, sürme, uzanış
erwarten: beklemek
erweisen: göstermek, belgitlemek
es geht ... um ... : önemli olma; ... İçin önemli olan ... (MR: ‘— is an issue for ...’)
es gibt: (o) vardır
Essenz: öz
etwas als etwas: birşey olarak birşey
existent: varolan
Existenz: varoluş
Existenzial: varoluşsal (birşey)
Existenzialität: varoluşsallık
existenziell, existentiell: varolma-ilgili (= ontisch)  (varolan-şey olarak görülen belirli-Varlık ile ilgili)
extensio sine figura vel motu: beti ya da devim olmaksızın uzam
extensio: uzam (Ausdehnung)

F
faktisch:
olgusal (olarak)
Faktizität: olgusallık
Faktum: olgu
Fehlen: yokluk, bulunmama, olmama
Ferne: ıraklık
festhalten: sıkı tutmak, sarılmak
Fragestellung: soru formüle etme
freigeben: özgürleştirme
Freilegung: ortaya serme
fundiert: temellendirilmiş (=koyulmuş, ikincil, türevsel)
Furcht: korku
Fürsorge: esirgeme (tasanın varoluşsal kipi)

G
ganz:
bütün
Ganzheit: bütünlük
Ganzsein: bütün-Varlık
Ganzseinkönnen: bütün-Olabilme
Gefragte, das: hakkında sorulan (Varlık)
Gefühl: duygu
Gegend: bölge
Gegenstand: nesne
Gegenwart: Şimdi 
gegenwartig: şimdiki
gegenwärtigen: şimdikileştirmek
Gehalt: içerik
gehalten: tutulan
gelichtet: açılmış; aydınlatılmış
genuin: gerçek (düzmece ile karşıtlık içinde)
Gerede: boş konuşma
Gesagtsein: söylenme
geschehen: olmak; (tarihsel olarak) olmak
Geschehen: olay, olaylar; tarihsel olaylar
Geschichte: tarih
geschichtlich: tarihsel
Geschichtlichkeit: tarihsellik
Geschick: talih
Gestalt: şekil
gestimmt ist: bir ruh durumuna girmiştir
Gestimmtheit: bir ruh durumunda oluş
Gestimmtsein: bir ruh durumunda olma
gewärtigen: beklemek
Gewärtigen: beklemede olma
Gewesen: olmuş olma; (die gewesene :: olmuş olan; gewesende :: olmuş olmakta olan)
Gewesenheit: Olmuşluk, Geçmiş (zaman)
Gewissen: duyunç
Gewißheit: pekinlik
Geworfenheit: fırlatılmışlık
gleichgültig: ilgisiz (indifferent: ayrımsız)
Gleichmut: soğukkanlılık
gleichursprünglich: eş-kökensel
gliedern: eklemlemek, bölmek
Grenzsituation: sınır-durum
Grund: temel, zemin
Grundsein: temel-olma
Grundverfassung: temel durum, temel yapılanış
gültig: geçerli

H
Hand:
el; zur Hand: ele;
Handeln: eylemde bulunmak
Handlichkeit: kullanışlılık
Hang: düşkünlük
hantieren: elle çalışmak, elişi yapmak
Haufen: yığın
hellsichtig: açık bir görüş edinmek
Hermeneutik: hermeneutik
hervorbringen: ortaya çıkarmak, üretmek
Hierhin: buraya
Hingabe: adanmışlık
Hingehörigkeit: bir-yere-aitlik
Hinhören: kulak verme
Hin-zu: ona-doğru
Historie: tarih bilimi
historisch: tarih-bilimsel
Historizität: tarih bilimsellik
Hoffnung: umut
hören: işitmek
horchen: kulak vermek, dinlemek
Hörensagen: söylenti
Horizont: çevren
horizontal: çevrensel
I
Ich:
Ben
Ichheit: Benlik
Ich-Hier: buradaki ben
identisch: özdeş
Illusion: yanılsama
Impuls: dürtü
in, innan: içinde
In-der-Welt-sein: dünyadaki-Varlık
Index: gösterge
Indifferenz: ayrımsızlık
Innensein: içerdeki-Varlık
İnnerweltlich: dünya-içinde
Innerzeitigkeit: zaman-içindelik
In-Sein: içinde-Varlık
Interpretation: yorum
Inwendigkeit: içerdelik

J
Jemeinigkeit:
benimkilik
Jenseits: öte-dünya
jetzt, da ...: şimdi ... iken
jeweilig: o sıradaki

K
kennen:
tanımak, tanışık olmak, bilmek
kenntlich: tanınabilir
Kenntnis: tanışıklık
kategoriale: kategorisel; ‘kategorisch’ değil
Konstitution: yapılanış
Konstruktion: kurgulama
Korrelation: bağlılaşım

L
Lage bzw. Situation:
konum
laufen: yol almak (‘koşmak’)
Leben: yaşam
Leitfaden: ipucu
Licht: ışık
lichten: açmak (temizlemek)
Lichtung: açıklık, ağaçlık alan (bkz. lumen naturale)
Logos: logos

M
Man, das:
insan
Mangel: eksiklik
Mannigfaltigkeit: çokluk
meinen: demek istemek, imlemek
Meinung: sanı, görüş
Melden: duyurma
Mißmut: can sıkıntısı
Mitdasein: birlikte-oradaki-Varlık Miteinander: birbiri-ile-birliktelik
Miteinandersein: birbiri-ile-birlikte-Varlık
Mitsein: birlikte-Varlık mitteilen: iletmek
Mitteilung: iletişim
Mitwelt: ile-dünya, birlikte-dünya
Modifikation: değişki
Modus: kip
Moment: kıpı, ‘görüş’ kıpısı
Motiv: güdü

N
nacheinander:
ardışık, birbiri ardına
Nachredens: arkadan-konuşma, karalama
Nachsicht: hoşgörme; bkz. Umsicht
Nachsprechen: yeniden-söyleme
Nachweis: belgitleme
Nähe: yakınlık
Näherung: yakınlaştırma
Nebeneinander: yanyanalık
Neugier: merak
Nichtmehrdasein: bundan-böyle-orada-olmayan-Varlık
Noch-nicht-jetzt: ‘şimdi henüz değil’
noetik: düşünsel
nur noch: henüz ancak, ancak

O
Ö
ontisch:
varlıksal (Varlık ile değil ama pozitif bilimlerin ‘varolan-şey’leri ile ilgili [11]);  (varoluş-ilintili olarak, e.d. varlıksal [13])
ontologisch: varlıkbilimsel (metinde ‘va­rolan-şey’ ile olmaktan çok lVarlık ile ilgili) Öffentlichkeit: kamusallık

P

Phänomen:
fenomen
Pharisäismus: Ferisilik; ikiyüzlülük
Privation, privative: yoksunluk, yoksunluklu
Punk: nokta

R
Raum:
uzay
Reden: söylem, konuşma
Ruf: çağrı
Rücksicht: gözetme; bkz. Umsicht

S
sachliche:
nesnel
Schein: görünüş
Scheu: çekingenlik
Schicksal: yazgı
Schüchternheit: ürkeklik
Seiende, das: varolan-şey
Sein bei: ortasında Varlık
Sein zum Ende: sona-doğru-Varlık
Seinsstand: varlık-duruşu
Sein-zum-Ende: ölüme-doğru-Varlık
selbig: kendi-gibi
selbst: kendi
Selbstheit: kendilik
Selbstsein: Kendi-Olma, Kendinin-Varlığı
Selbstständigkeit: kendinde-süreklilik, bağımsızlık, özerklik (bkz. süreklilik)
Sichvorweg, das: kendi-önünde
Sinn: anlam; duyu
Situation (Lage): konum
soeben: demin
Soeben bzw. Sofort: ‘tam şimdi’ ya da ‘hemen’
Sogleich: hemen
Sorge: kaygı:
Sorgfalt: kaygılılık; ayrıca özenlilik
Spanne: aralık
spannen: germek
Spekulation: kurgu, kurgulama
Spezifisch: özgün
Spielraum: özgürce açınma alanı, manevra alanı
Sprache: dil
Sprechen: konuşma
ständig: sürekli olarak
Ständigkeit: süreklilik
stellen: formüle etmek
Stimmung: ruh durumu, huy
streng: sıkı; sıkılık
Struktur: yapı
Stutzigwerden: şaşkınlık
substantia finita: sonlu tözler
Substanz(ialität): töz(sellik)
Suchen: arayış

T
Tatbestand: olgu-içeriği
Tatsache: görgül-olgu
tatsächlich: görgül-olarak-olgusal
Tatsächlichkeit: görgül-olgusallık
Temporal: zaman-ilgili
Thematisch: tematik
transzendent: aşkın
transzendentale: aşkınsal
Transzendenz: aşkınlık
Traurigkeit: hüzün
Trieb: itki

U Ü
Umgang:
işgörme (sözel olarak ‘çevresinde dolaşma’)
Umgrenzung: sınırlama, tanımlama
Umhafte: çevrelik
umschließen: çevrelemek
Umsicht: sağgörü
Umwelt: çevre (sözel olarak: ‘çevre-dünya’)
Um-Willen: ‘uğruna’
Um-zu: -mek için, -ebilmek için
Unabgeschlossenheit: tamamlanmamışlık
Unauffällig: göze-çarpmaz
unausgesprochen: sözü edilmeden
Uneigentlichkeit: asılsızlık
unendlich: sonsuz
unentwegte: diretken
Ungestimmtheit: keyif yokluğu
Unheimlichkeit: tekinsizlik
Unselbständigkeit: bağımlılık
Unständigkeit: süreksizlik
Unterlassen: boşlama, atlama, yapmama
unüberholbare: arkada bırakılamaz, yetişilemez geçilemez
Unverschlossenheit: kapatılmamışlık;
ursprünglich birincil, kökensel
überantworten: teslim etmek Überdruß:
usanç, bıkkınlık
übergehen: üzerinden atlamak
überhören: kulak asma
überlassen: terketmek
überliefern: teslim etmek
Überlegung: düşünüp taşınma
überwinden: yenmek
Überzeugung: kanı

V
Verbindung:
bağlama
Verbrauchen: harcamak
verdecken: üstünü örtmek, gizlemek
verdinglichen: şeyleştirmek
vereinzeln: bireyselleştirmek
Verenden: yitme (Enden: sonlanma)
verfallen: düşmek; bozulmak
Verfassung: durum, yapı, yapılanış (İngilizce’de constitution, make up, state)
verfügbar: el altında
Vergangenheit: Geçmiş (zaman)
Vergegenwärtigung: göz önünde canlandırma
verhalten: davranmak; ilişkili olmak
Verhältnis: ilişki
verhüllen: örtmek, gizlemek
Verlautbarung: bildirme
Vernehmen: algılama
Vernunft: us
verschlossen: kapalı
verschlossenheit: kapatılmışlık
Verschwiegenheit: sessizlik, ağzı sıkılık
Verstand: anlak
Verständigkeit: sağ duyu
verständlich: anlaşılır
Verständlichkeit: anlaşılırlık
Verstehen: anlama
Verstimmung: keyifsizlik
versucherisch: kışkırtıcı
Versuchung: kışkırtma
vertraut: tanıdık
Verweilen: eyleşme
Verweisung: gönderme
verwenden: kullanmak
verwiesen auf: göndermek, -e
Verwiesenheit: gönderilme
Verwirrung: şaşkınlık
verzichten: vazgeçme
vorfinden: önünde bulmak
Vorgang: yordam
vorgreifen:öncelemek
Vorgriff: ön-kavram
Vorhabe: ön-iyelik
Vorgriff: ön-kavrayış
vorhanden: elönünde bulunmak
Vorhandenheit: elönünde-bulunuş (existentia [41])
Vorhandensein: elönünde-Varlık
vorherrschenden: başat
Vorruf: ileri-çağrı
Vorsicht: ön-görü
vorstellen: tasarımlamak
Vor-struktur: ön-yapı
Vorweg: önde
vorwegnehmen: öncelemek

W
Wahl:
seçim
wählen: seçmek
wahr: gerçek; doğru
wahren: dayanmak, katlanmak
währen: sürmek
Wahrheit: gerçeklik
wahrnehmen: algılamak
warten auf: için beklemek
Weise: yol, kip, tür
Weiterreden: dedikodu, başkasına söyleme (weitersprechen: yeniden söylemek)
weitersprechen: yeniden söylemek
Welt: dünya
weltgeschichtliches Geschehen: dünya-tarihsel olaylar
weltlich: dünyasal
Weltlichkeit: dünyasallık
Weltmäßigkeit: dünyaya uygunluk
werfen: atmak, fırlatmak
Werk: iş, yapıt
Wesen: öz
Widerständigkeit: dirençlilik:
Wiederholen: yineleme
Willkür: özenç, keyfilik
wirklich: edimsel
wissen: bilmek
Wissenschaft: bilim
Wofür, das: onun için
woher: nereden
wohin: nereye
woran: ki ona
worauf: onun için
woraufhin: ondan ötürü onun üzerine, onun sonucunda
woraus: ondan
worin: onda
worum: ne hakkında
Worum-willen: onun uğruna
worüber: üzerine
wovor: ne önünde
wozu: onun için, ona
X
Y
Z
Zeichen:
im
Zeigen: belirtme, gösterme
Zeit: zaman
zeitigen: zamansallaştırmak
zeitlich: zamansal
Zeitlichkeit: zamansallık
zeitnehmen, sich: kendine zaman ‘almak,’ ayırmak
Zerstreuung: oyalanma
Zeug: gereç (takım)
Zeugganze: gereç bütünü
Zeughaftigkeit: gereçsellik
Zeugnis: tanıklık
Zu-Ende-sein: sondaki-Varlık (Sein-zum-Enden: sona-doğru-Varlık)
zufällig: olumsal, raslantısal
Zugang: erişim, giriş
Zugehörigkeit: -e aitlik
Zuhandenheit: elaltında-bulunuş
Zukunft: Gelecek (zaman)
zukünftig: gelecek-ilgili, gelecekteki
zumeist: çoğunlukla
zunächst: yakında, yakın olarak; ilk olarak, ilkin; yaklaşık olarak; en yakından. (MR: proximally.)
zunächst und zumeist: en yakından ve çoğunlukla
Zurückruf: geri-çağrı
Zusammenhang: bağlantı
zweideutig: ikircimli
Zweideutigkei:iki-anlamlılık

 
İdea Yayınevi / 2014