İDEA / HEGEL, Tinin Görüngübilimi İçin Türkçe-Almanca Sözlük
İdea Yayınevi / Sözlükler
site haritası  

Parthenon
Herşey akıştadır — Klasik olanın, Logosun dışında. Klasik olanın Zaman ile bir işi kalmamıştır, çünkü idealdir. Eskimez, yeni olmayı önemsizleştirir. Biçimde erişilen sonsuzluktur. Klasik Helenik Tin insan doğasının Bilgide, Özgürlükte ve Güzellikte gerçek açınımının karakterini sergilediği düzeye dek, Dünya-Tinine Tarihin ereksel-ussal sürecinde ilerlemenin gerçek yönünü gösterdiği düzeye dek insanlığın bütününün her zaman genç kalan güzel öğretmenidir.
Hegel'in Tinin Görüngübilimi'ndeki Tüm Sözcükler
A
B
C
Ç
D
E
F
G
H
I
İ
J
K
L
M
N
O
Ö
P
R
S
Ş
T
U
Ü
V
Y
Z

A
abarbeiten
eyl. bitip tükenmek, yıpratmak

Abbrechung (f) a. koparma, kopma; durdurma, kesme, kesinti (cessation, discontinuance)

Abbruch (m) a. zarar; kopukluk; yıkım (demolition; damage, injury, loss)

Abend a. akşam

abendländische sft. batı

aber bğl. ama

Aberglaube (m) a. boşinanç (superstition)

aberhunderte sft. yüzlerce

abermals blt. bir kez daha

abertausendmal blt. tausend- und abertausend­mal: binlerce kez

Abgabe (f) a. vergi; boşaltma (delivery; posting; tax, duty)

abgehen eyl. ayrılmak, terketmek

abgelegen sft. uzak

abgesehen —von blt. —e bakmaksızın; göz önüne almaksızın, bir yana bırakarak; (without regard to)

abgöttischen putperest

Abgrund (m) a. uçurum; (pit, gulf, chasm, abyss)

abhalten eyl. önlemek, engellemek

abhandeln eyl.görüşmek, ele almak, tartışmak, irdelemek

Abhandlung (f) a. inceleme; deneme; tartışma; (treatise, essay)

abhängen a. von: eyl. bağımlı olmak (depend on, be dependent on)

abhängen eyl. asmak, —von: —e bağımlı olmak

abhängig sft. bağımlı

Abhängigkeit (f) a. bağımlılık (dependency, dependence)

abhauen eyl.kesmek, kopmak

abhelfen eyl. iyileştirmek, çözüm bulmak, gidermek

Abhilfe (f) a. çare; (remedy, redress)

abkommen eyl. uzaklaşmak; bir yana bırakmak

ablassen eyl. boşaltmak; indirmek, düşürmek, indirgemek

ablegen eyl. ortaya koymak

ableiten eyl. türetmek, çıkarsamak; sapmak, uzaklaşmak

Ableitung (f) a. türev, türetme, çıkarsama (derivation; deduction)

ablöst eyl. ayırmak, koparmak

abmahcen eyl. uzaklaştırmak; sonlandırmak

abnehmen eyl. uzaklaştırmak; azaltmak (remove, take off; decrease, diminish);

Abnehmen (n): im A. sein: azalmada olmak

Abrede (f) a. yadsıma, denial; in A. stellen; yadsımak

abreiben eyl. soymak

Abschied (m) a. ayrılma; nehmen von A. ayrılmak

abschmecken eyl. tatmak

abschneiden eyl. kesmek; kesip atmak

abschrecken eyl. korkut­mak

abschreckend sft. caydı­rıcı

Abschreckung (f) a. kor­kut­ma, caydırma

absehen eyl. gözardı et­mek; — von: bakıl­mak­sızın

Absicht (f) a. niyet, amaç, hedef (intention, purpose, design, objective, motive, intent; end, aim)

absolut sft. saltık; absolute, unconditional

absolvieren eyl. bağışla­mak

absondern eyl. ayırmak, yalıtmak, uzak­laş­tır­mak, kaldırmak

abspiegeln eyl. yansıtmak

absprechen eyl. yoksun bırakmak, yadsımak, kabul etmemek

abstammen eyl. türemek, den gelmek, doğmak

Abstammung (f) a. soy, ata, kök, köken; (descent, parentage)

Abstand (m) a. uzaklık; (distance (away); distance (apart), interval, gap, space)

absteigen eyl. inmek

abstoßen eyl. itmek

abstrahieren eyl. soyutla­mak

abstrahierend sft. soyutla­yıcı, soyutlayan

abstrakt sft. soyut

Abstrakta a. soyutlamalar

abstrakteste [n] sft. en soyut

Abstraktion (f) a. soyutla­ma

Abstraktum (n) a. soyut [kendilik]

abstreifen eyl. soymak

abstumpfen eyl. yüksüz­leş­­tirmek; kesmek, bu­da­mak

absurd sft. saçma

Abteilung (f) a. bölüm, bölümleniş, sınıflan­dırma (division; separation; classification; part, portion, section)

Abtrennung (f) a. ayırma (seperation, removal, detachment)

abtun eyl. bir yana atmak; sonlandırmak, bitir­mek (take off, put off; abolish, get rid of)

abwechselnd blt. değişti­rerek, almaşık olarak, sırayla

Abwechslung (f) a. deği­şiklik, türlülük; (variety, diversity, change)

abwechslungsweise blt. sırayla, almaşık olarak

abweichen eyl. sapmak, uzaksaşmak, ayrılmak

Abwesenheit (f) a. yok­luk, bulunmama (absence; non-appearance)

abziehen eyl. çekmek, yol­mak, soymak, yüzmek

achten eyl. bakmak, gör­mek, saymak

adäquat sft. yeterli

Addieren a. toplama

Adjektive (n) a. sıfat

Advokaten (m) a. avukat

Advokatenbeweis a. avu­kat-tanıtı

Affe (m) [n] a. maymun

Affirmation (f) a. olum­lama; doğrulama (affirmation)

affirmativ sft. olumlu

affizieren eyl. etkilemek

Aggregat (n) a. toplak

Aggregatzuständ (m) a. toplak durumu

ahnen eyl. sezinlemek; ahnen lassen: önceden duyumsamak

Ahnung (f) a. kuşku; ön­sezi; (misgiving, presentiment, forewarning; idea, notion, suspicion, inkling)

Akosmismus a. Evren­siz­lik, evren yokluğu

Akt (m) a. edim; iş

Aktion (f) a. eylem

aktiv sft. etkin

Aktivität (f) a. etkinlik

Aktuosität a. erke

Akzent (m) a. vurgu

Akzidentalität (f) a. ili­nek­sellik

Akzidentelles a. ilineksel

Akzidenzen (n) a. ilinek

albern sft. aptalca, bu­dalaca, saçma

algebraischen sft. cebirsel

all sft. tüm

allbekannten sft. genel olarak bilinen

allbelebende sft. herşeyi dirimli kılan

allein sft. yalnızca, ancak, salt

allemal blt. her zaman

allenthalben blt. her yer­de, her yanda, her ba­kım­dan

allerärmste sft. en yoksul

allerdings blt. hiç kuşku­suz

allerdürftigste sft. en yok­sun

Allererstes a. en ilk

allerhand sft. her tür

allerrealste (n) sft. en ol­gusal

Allerrealste a. en olgusal olan

allgemein sft. evrensel, genel

allgemeinen blt. genel olarak

Allgemeinheit (f) a. evren­sellik; genellik; (universality, generality; general public, public or people at large)

allgemeinsten sft. en ge­nel, en evrensel

Allheit a. tümlük

allmächtig sft. herşeye gücü yeter

Allmähliche a. herşeye-gücü-yeter

allseitige sft. çok yanlı, kapsamlı, her bakım­dan

allweise sft. en bilge; all wissend: herşeyi bilen

Allzuscharf a. çok keskin

als ilg. iken, gibi

alsbald blt. hemen

alsdann blt. sonra, bunun üzerine, bundan başka

also blt. öyleyse

alt sft. eski

Altar (m) a. altar, sunu taşı, sunak

Alter (n) a. yaş; yaşlılık; çağ

alters blt. von alters her: çağlar boyu, eskiden beri;

althebräischen sft. eski ibrani

altklug sft. (A.heit): büyü­müşte küçülmüş(lük), erken gelişmiş(lik); nazik (precocious)

Ammonshörner (n) a. ammonit

amor (Lat.) a. sevgi

Analogie (f) a. andırım

Analyse (f) a. çözümleme

analysieren eyl. çözüm­lemek

Analysis (f) a. çözümleme

analytisch sft. çözümsel

Anarchie (f) a. anarşi

Anatomie (f) a. anatomi

anbeten eyl. tapınmak

anbetrifft eyl. ilgilen­dir­mek

Anblick (m) a. bakış, gö­rüş; görünüş (view, sight; look, appearance; aspect)

ander sft. başka

andererseits bğl. öte yan­dan

andern eyl. değiştirmek

andernteils bğl. öte yan­dan

anders a. başka türlü

Anderssein a. başkalık

anderswo blt. başka yerde

anderwärts blt. başka yer­de

anderweitig blt. dahası; başka türlü; başka yer­de

andeuten eyl. imlemek

aneignen eyl. benimse­mek, kabul etmek; ken­di­nin edinmek

aneinander blt. birbiri ile, birbiri üzerine

aneinanderreihen eyl. yan­­yana, biraraya dizil­mek

anerkannt sft. tanınan, kabul edilen

anerkanntermaße bğl. kabul edildiği gibi

anerkennen eyl. tanımak, kabul etmek

anerkennenswert sft. öv­gü­ye değer

Anerkenntnis (f) a. tanı­ma, kabul etme (ack­nowledgement; recognizance)

Anerkennung (f) a. tanı­ma, kabul etme, onay­lama (acknowled­ge­ment; recognition; approval, approbation)

Anfang (m) a. başlangıç, açılış; (start, beginning, commencement, outset; inception, openenig, introduction)

anfangen eyl. başlamak

anfänglich sft. kökensel, ilk, başlayan

anfangs blt. başlangıçta

Anfangsgründen a. baş­langıç zeminleri

Anfangspunkte a. baş­langıç noktası

Anfeindung (f) a. zulüm; düşmanlık; (pre­se­cu­tion; enmity, hostility)

anführen eyl. alıntılamak, aktarmak, söz etmek, değinmek; ortaya sür­mek

Anführung (f) a. önder­lik; alıntı; (lead, leadership; quotation, citation)

Angabe (f) a. belirtme; bildirim; yönerge; (indication; declaration; statement, assertion; pl. instructions, direction)

angeben eyl. belirtmek, vermek, ileri sürmek; indicate, state, fix, appoint; give, declare

angeblich ilg. sözde

angeborene blt. doğuştan

angehen eyl. ilgilendirmek, bağlantılı olmak

angehören eyl. ait olmak

angehörig sft. —e ait

Angelegenheit (f) a. kay­gı, iş, sorun (concern, matter, affair, business)

angemessen sft. uygun, yeterli

angemessenste sft. en uy­gun, en yeterli

Angesicht (n) a. yüz, çeh­re; (face; countenance)

angestammt sft. doğuş­tan, kalıtsal

angreifen eyl. yakalamak; kavramak; saldırmak

Angrif (m) a. saldırı, atak

Angst (f) a. endişe

anhalten eyl. durdurmak; engellemek; zorlamak

animalisch sft. hayvansal

ankleben eyl. yapışmak, sarılmak

anknüpfen eyl. bağlamak (tie, fasten); başlamak (initiate, start)

ankommen eyl. varmak; (arrive)

ankündigen eyl. bil­dir­mek, açığa çıkarmak, ele vermek

Anlage (f) a. yatkınlık, yetenek

Anlauf (m) a. kalkış; baş­layış; (take-off, run (up), approach run; (fig) start)

anlegen eyl. (kıyıya) in­mek, dönmek

anmaßen eyl. gaspetmek; sich zu viel anmaßen: ileri gitmek

Anmerkung (f) a. not; (note, annotation; observation, remark)

Annäherung (f) a. yak­laşım, yaklaşma

Annahme (f) a. kabul et­me, varsayma, sayıltı; (ac­cep­tance; adoption; sup­position, assumption, hypothesis)

annehmen eyl. kabul et­mek, benimsemek; var­­saymak (accept; take; assume, adopt, undertake)

anordnen eyl. buyurmak (order, command, decree, direct)

anpassen eyl. uy(dur)­mak; uyarlamak (fit on; fit, adapt, adjust, accomo­date, suit; conform)

anschauen eyl. sezmek; bakmak, seyretmek, görmek (look at, view, regard, contemplate)

Anschauung (f) a. sezgi (intuition, visual perception; mode of wieving, way of looking or seeing; idea, conception, notion, op­in­ion, (point of) view, outlook)

Anschein (m) a. görünüş; benzerlik; (appearance, look, semblance; likelihood)

anschlagen eyl. vurmak; değerlendirmek

anschließen eyl. bağla­mak; eklemek, katmak

ansehen eyl. bakmak, görmek (look at; see, detect, notice)

Ansehung (f) blt. in — (Gen.): açısından (con­­­­si­­dering, in consideration—or—view of, with respect to, having regard to)

Ansich a. ‘kendinde’

ansichseiende sft. ken­dinde varolan

Ansichsein a. kendinde-varlık, kendinde-olma, kendindelik

Ansicht (f) a. bakış (açısı), görüş

Anspruch (m) a. hak, is­tem

Anstand (m) a. incelik; gecikme; duraksama; A. nehmen: durak­sa­mak

anstatt ilg. yerine

anstellen eyl. koymak; kullanmak; girişmek, yürütmek

anstemmen eyl. bas­tır­mak, itmek (push, press)

Anstoß (m) a. vuruş, dür­tü; engel; Anstoß neh­men an: gücen­mek, içerlemek

anstößig sft. itici, uygun­suz

Anstrengung (f) a. çaba

Anthropologie a. Insan­bilim

Anthropopathism a. insan duygularını tanrıya ya da dışsal nesnelere yüklemek

antike a. antik

Antinomie a. çatışkı

Antithese (f) a. karşı­sav

Antizipation a. önceleme, önceden düşünme vb. (anticipation)

antizipieren eyl. önceden kabul etmek, ön­gör­mek, öncelemek

antreffen eyl. karşılaşmak, raslamak

antun eyl. üstüne koymak, vermek

Antwort (f) a. yanıt

antworten eyl. yanıtlamak

An-und-für-sich a. ken­dinde-ve-kendi-için

anvertrauen eyl. emanet etmek, teslim etmek, bırakmak

anweisen eyl. yöneltmek, yönlendirmek; a. auf sein: bağımlı olmak; ihm etwas a. ona birşey saptamak, belirlemek

Anweisung (f) a. yönerge, buyruk

anwenden eyl. uygu­la­mak, kullanmak

Anwendung (f) a. uygu­lama

Anwesenheit (f) a. bu­lunuş

Anzahl (f) a. miktar

anziehen sft. çekici

apagogische blt. tanıtlı, zorunlu

Apparat (m) a. aygıt

appellieren eyl. başvur­mak

Apperzeption (f) a. tam­a­lgı

Arbeit (f) a. emek, iş; gö­rev

arbeiten eyl. çalışmak

arg sft. kötü

Argumentation (f) a. us­lam­lama

arm sft. yoksul; Arm: a. kol

Armut (f) a. yoksulluk

Art (f) (en) a. tür; kip; yol; tip;

assertorische blt. öne­sürümlü

Assimilation (f) a. ben­zeşme, özümseme

assimilieren eyl. benzeş­tirmek, özümsemek

Astronom (n) a. gök­bi­lim­ci

ataraksia  Stoacı sıkın­tısızlık, dertsizlik

Atheismus (m) a. tanrı­tanı­mazcılık

atmen eyl. soluk almak

Atmosphäre (f) a. atmos­fer

Atom (n) a. atom

Atomistik a. atomcu

atomistische blt. atomistik

Attraktion (f) a. çekim

Attraktivkraft a. çekme kuvveti

auch bğl. ayrıca

aufbewahren eyl. sak­lamak, tutmak

aufblähen büyüklenmek, şişinmek

aufeinander birbiri ile

Aufeinanderfolge (f) a. ardışıklık, birbiri ardı­nalık

Aufenthalt (m) a. kalış (yeri)

auffallen eyl. dikkat çek­mek, göze batmak, şa­şırtmak

auffallend dikkat çekici

auffassen eyl. ayrımsamak

Auffassung (f) a. ayrım­sama; görüş, yo­rum

Auffassungsweis (f) a. anlayış yolu

auffinden eyl. bulmak, ortaya çıkarmak

Auffindung (f) a. bulma, buluş

auffordern eyl. istemek, çağırmak

Aufforderung (f) a. is­tem; çağrı

aufführen sft. söz etmek, değinmek; sunmak; saymak, sıralamak

Aufgabe (f) a. görev

Aufgang (m) a. Doğu

aufgeben eyl. (görev ola­rak) vermek; vaz­geç­mek, terketmek

aufgehen eyl. doğmak; ortaya çıkmak; açıl­mak

aufgreifen eyl. toplamak, toparlamak; yaka­la­mak; benimsemek

aufhäufen eyl. yığmak

aufheben eyl. ortadan kaldırmak; yok etmek; saklamak (1. lift or raise (up); 2. pick or take up; 3. keep, save (für, for); 4. terminate, cancel; break up

Aufhebung (f) a. ortadan kaldırma (termination, suspension, cancellation; supression, annulment; nullification, invalidation; lifting; neut­ralisation)

aufhören eyl. sona ermek

Aufklärung (f) a. Aydın­lanma

auflesen eyl. toplamak

auflösen eyl. çözmek

Auflösung (f) a. çözüm

aufmerken eyl. dikkatle dinlemek, dikkatini toplamak

aufmerksam sft. dikkatli; aufmerksam machen dikkat çekmek

Aufmerksamkeit (f) a. dikkat

Aufnahme (f) a. kabul etme, benimseme

aufnehmen eyl. almak, to­parlamak, kabul et­mek

aufopfern eyl. adamak, özveride bulunmak

Aufopferung (f) a. ada­ma, özveri

Aufpropfen sokuşturma; aupropfen eyl. so­kuş­tur­mak, uymayan bir­şeyi katmak

aufsteigen eyl. yükselmek, tırmanmak

aufstellen eyl. kurmak, oluşturmak; ortaya sürmek, sunmak; sap­tamak

Aufstellung (f) a. kurma, oluşturma; saptama, ortaya sürme

aufsuchen eyl. araştırmak

auftreten eyl. ortaya çık­mak, görünmek, ken­dini göstermek

Aufwand (m) a. harcama; paha; lüks

aufwerfen eyl. atmak, fırlatmak; (eğr) (kuş­ku vb.) yaratmak, getir­mek, ortaya koymak

aufzählen eyl. saymak; sıralamak

Aufzählung (f) a. sıra­lama, sayma

aufzehren yemek

aufzeigen eyl. göstermek, sergilemek

Auge (n) a. göz

Augenblick (m) a. an, kıpı

Augenmerk (n) a. dikkat

ausbilden eyl. gelişmek, şekillenmek, eğitmek

Ausbildung (f) a. gelişim, eğitim

Ausbildungsstuffen a. gelişim basamakları

Ausbreitung (f) a. yayıl­ma, genişleme, genleş­me

Ausdehnung (f) a. uzam, kaplam; genişletme

Ausdruck (m) a. anlatım

ausdrucksvoll blt. belirgin olarak, anlamlı olarak

Ausdrucksweise (f) a. an­la­tım kipi

ausdrücken eyl. basmak (press, sequeeze out); anlatmak (express); anlatılmak (be expres­sed)

ausdrücken eyl. bas­tır­mak; anlatmak

ausdrücklich sft. açık, belirgin, belirtik, kesin

ausdrücklichste sft. en açık, en belirgin, en kesin

auseinander blt. birbiri dışında, ayrı; [abge­sondert, getrennt (vom, von anderen); einer (eines) weg vom andern; weg voneinander]

ausführen eyl. yerine getir­mek, yaşama geçir­mek; (bir düşünceyi) izle­mek, geliştirmek (carry out, execute)

ausführlich sft. ayrıntılı, kapsamlı

Ausführlichkeit (f) a. tamlık

Ausführung (f) a. yerine getirme

Ausgabe (f) a. verme; dağıtma; yayım

Ausgang (m) a. çıkış; baş­langıç

Ausgangspunkt (m) a. başlangıç noktası

ausgeben eyl. vermek, dağıtmak; ortaya sür­mek, bildirmek

ausgehen eyl. başlamak; dışarı çıkmak

ausgemacht sft. tamam­lanmış, bitmiş

ausgezeichnet sft. çok üstün, birinci sınıf

Auskunft (f) a. bilgi, bili­nenler

auslangen eyl. yeterli ol­mak

Auslegung (f) a. açım­lama, açıklama, yorum

ausmachen eyl. oluş­tur­mak, yapmak

ausputzen eyl. süslemek; bir düzene koymak; temizlemek

Ausrede (f) a. gerekçe, özür, bahane

ausreden eyl. özür bul­mak; işin içinden sıy­rılmak

ausreichen eyl. yeterli ol­mak (suffice, be enough)

ausreißen eyl. çekip çıkar­mak; çekiştirmek

Aussage (f) a. bildirim

aussagen eyl. bildirmek, anlatmak, ortaya sür­mek (state, express, declare)

ausschiffen eyl. boşalt­mak, yanaşmak, kara­ya çıkmak; (yelken) aç­mak

ausschlagen eyl. red­det­mek, geri çevirmek

ausschließen eyl. dışlamak

Ausschließung (f) a. dışla­yış, dışlama

Ausschluß (m) a. dışlama

ausschlüge ausschlagen

aussehen eyl. görünmek

Außen (f) a. dış, dışsal

außenher ilg. dışardan

Außenseite (f) a. dış yan

Außer (n) a. dış

außer ilg. dışarda(n)

außerdem blt. bundan başka, bunun dışında, ek olarak

Außereinander a. bir­birine dışsallık, birbiri dışındalık

außereinander blt. birbiri dışında

außerhalb ilg. ve blt. dışın­da, dışına, dışı

außerlich sft. dışsal; blt. dışsal olarak, yüzeysel olarak

Außerlichkeit (f) a. dışsal­lık, yüzeysellik

Außersichkommen a. ken­di dışına çıkma

Außersichseiend a. kendi dışında varolan

Außersichseins a. kendi dışında olma

Aussicht (f) a. bakış açısı

ausspinnen eyl. evirip çevir­mek; geliştirmek, işle­mek

Aussprechen a. bildirme

aussprechen eyl. bil­dir­mek, söylemek, anlat­mak

Ausspruch (f) a. bildirim

ausspüren eyl. izini sür­­mek

ausstatten eyl. donatmak, vermek, sağlamak (furnish, provide)

ausüben eyl. [ausgeübt] uygulamak, yürütmek, yerine getirmek

Ausweg (m) a. çıkış yolu

auswendig sft. dış, dışsal (outer, outside, out); ezbere (by heart)

ausziehen eyl. çıkarmak, yolmak, soymak (pull out, draw out; extract, remove)

Autor (m) a. yazar

Autorität (f) a. yetke, otorite

Axiom (n) a. belit


B

Bahn (f) a. yol, yörünge

bald blt. çok geçmeden, hemen, kısa bir sürede

Band (n) a. bağ; cilt

Barbar (m) a. barbar

Barbarei (f) a. barbarlık

Barometer (n) a. ba­ro­metre

Basis (f) a. baz

Bauer (n) a. çifçi, köylü

Baum (m) a. ağaç

beabsichtigen eyl. amaç­lamak, niyet­le­mek

beachten eyl. dikkat et­mek, gözetmek

Beamter (m) a. memur

beantworten eyl. yanıt­lamak

Beantwortung (f) a. ya­nıt, yanıtlama

bedecken eyl. örtmek; eş­lik etmek

bedenken eyl. düşünmek, ölçüp biçmek, tart­mak, irdelemek

bedeuten eyl. imlemek, anlatmak

bedeutend sft. imlemli, anlamlı

Bedeutung (f) a. imlem, anlam

bedeutungslos sft. im­lemsiz, anlamsız

bedienen eyl. kullanmak, yararlanmak; hizmet etmek

bedingen eyl. koşullandır­mak

bedingt sft. koşullu

Bedingtheit (f) a. koşullu­luk

Bedingtsein a. koşul­lan­mışlık, koşulluluk

Bedingung (f) a. koşul

bedürfen eyl. gereksinmek

Bedürfnis (n) a. gerek­si­nim

bedürftig sft. yoksun, yok­sul

befangen sft. önyargılı; yakalanmış, takılmış

befassen eyl. tutmak; uğ­raş­ta olmak

Befehl (n) a. buyruk

befinden (şöyle ya da böyle) eyl. bulmak, gör­­mek, saymak

befindlich sft. bulunabilir, var; b. sein: olmak

befolgen eyl. uymak, bo­yun eğmek, izlemek

befördern eyl. ilerletmek (geliştirmek); taşımak

befreien eyl. kurtarma, özgürleştirme

befreien eyl. özgürleştir­mek, kurtarmak

befreites blt. özgürce

befreien eyl. özgür­leş­tir­mek, kurtarmak

Befreiung (f) a. özgürleş­tirme, kurtarma

befriedigen eyl. doyum sağlamak, doyurmak, hoşnut etmek

befriedigend sft. doyum verici, doyurucu

Befriedigung (f) a. do­yum

Befugnis (f) a. yetki

befürworten eyl. destek­lemek, savunmak

begeben eyl. bırakmak, vazgeçmek

Begebenheit (f) a. olay

begegnen eyl. karşılamak, karşılaşmak

begehen eyl. (bir suç, yanlış vb.) işlemek, içi­ne düşmek

begehren eyl. istemek

begeisten eyl. diriltmek

Begeistung a. dirilik

Begierde (f) a. istek

Beginn (m) a. başlangıç

Beginnen (n) a. başlama, başlangıç

beginnen eyl. başlamak

Beglaubigung (f) a. doğ­rulama

begleiten eyl. eşlik etmek

begnügen eyl. doyum bul­mak, yetinmek

begraben eyl. gömmek

begreifen eyl. kavramak; kapsamak

begreiflicher sft. kavrana­bilir

begrenzen eyl. sınırlamak

begrenzend blt. sınırlayan

begrenzt sft. sınırlı

begrenzte sft. sınırlı

Begrenztsein a. sınırlılık, sınırlanmışlık

Begriff (m) a. kavram

begriffen eyl. kavramak

begrifflose sft. kavramsız

begriffsmäßige blt. kav­rama uygun (olarak)

Begriffsmoment a. kav­ram kıpısı

Begriffswidrige a. kavrama aykırı

begründen eyl. kurmak; temellendirmek

Begründer (m) a. kurucu

begründet (sft.—‘be­grün­­den’­den) temelli, temellendirilmiş

Begründung (f) a. temel­len­dirme, (sözel ola­rak) zemin verme

behaftet sft. yüklü

behalten eyl. tutmak; (de­yim) im Augen b.: göz önünde tutmak

Behälter (m) a. taşıyıcı, kap

behandeln eyl. ele almak, irdelemek, uğraşmak

Behandlung (f) a. irde­leme; ele alma

beharren eyl. kalmak, sür­mek

behaupten eyl. ileri sür­mek, öne sürmek

Behauptung (f) a. öne­sürüm

beherrschendes sft. ege­men; beherschen: ege­men olmak, yönet­mek, denetlemek

Behuf a. amaç; zum B.: blt. amacıyla

bei ilg. üzerinde; duru­munda

beibehalten eyl. (behal­ten ... bei ) sürdürmek, sürmek, kalmak

beibringen eyl. getirmek, ortaya koymak

beide sft. ikisi de, her ikisi

Beilage (f) a. ek, ekleme

beiläufig sft. raslantısal

beilegen eyl. eklemek, katmak, yüklemek

Beilegung (f) a. ekleme

beim bei dem

beimischen eyl. karışmak

Beimischung (f) a. karı­şım

beiseite blt. bir yana

Beisichsein a. kendinde olma, kendindelik

Beispiel (n) a. örnek

beispielsweise blt. örnek olarak; örneğin

beistimmen eyl. onay­la­mak

bejahender sft. olumla­yıcı, olumlu

bekämpfen eyl. döğüş­mek, savaşmak, kavga etmek,

Bekämpfung (f) a. kavga, döğüş

bekannt sft. tanıdık, ta­nışık, bilinen

bekanntlich blt. bilindiği gibi

Bekanntschaft (f) a. tanı­şık­lık

bekanntzumachen eyl. tanışık kılmak

bekehren eyl. (bir inanca vb.) dönmek

bekennt eyl. ele vermek, açığa vurmak

bekommen eyl. kazan­mak, elde etmek;

belächeln eyl. (acıyarak) gülümsemek, gülmek

belassen eyl. bırakmak, tutmak

belebend sft. yaşam verici, diritlitici

belehren eyl. öğretmek

beleuchten eyl. aydın­latmak; üzerine ışık düşürmek

Belieben (n) a. seçme, istek, dilek (deyim) nach B.: dilendiği denli

belieben eyl. istemek, dile­mek

beliebig sft. keyfi, isteğe bağlı

Beliebigkeit (f) a. keyfilik, başına buyrukluk

beliebt sft. sevilen, po­püler (yaygın); bkz. belieben

bemächtigen eyl. yaka­lamak, ele geçirmek

bemerken eyl. ayrım­sa­mak; gözlemek, dikkat et­mek; belirtmek, de­ğin­mek

bemerkenswert sft. dik­kate değer

bemerklich sft. dikkati çeker; dikkate değer, göze çarpar

Bemerkung (f) a. not, gözlem, nokta

bemühen eyl. rahatsız et­mek, sıkıntıya sok­mak; çabalamak, çalış­mak

Bemühung (f) a. çaba

Benehmen (n) a. dav­ranış, tutum; anlaşma

benehmen eyl. davran­mak; uzaklaştırmak, çekip almak, yoksun bırakmak

beneiden eyl. imrenmek, kıskanmak, çeke­me­mek

Benennung a. adlan­dır­ma, belirtme

beobachten eyl. gözlemek

Beobachtung (f) a. göz­lem

bequem sft. rahat, rahat­latıcı, kolay, uygun

Bequemlichkeit (f) a. uygunluk

berauben eyl. yoksun bı­rak­mak

berechnen eyl. hesap­lamak, değerlemek

berechtigen eyl. aklamak (sft) yetkili, yetkin

Berechtigung (f) a. doğ­rulama, haklı çıkarma,

Bereich (m) a. alan, bölge

bereichern eyl. var­sıl­laş­tırmak

bereits blt. daha şimdiden, önceden

bereitwillig sft. istekli, hazır; blt. kolayca, he­men, isteyerek, durak­samadan

Berg (m) a. dağ

Bericht (m) a. bildiri, rapor, yazanak

Beruf (m) a. uğraş, görev

berufen eyl. dayanmak, başvurmak

Berufung (f) a. uğraş, görev; (gegen, auf) başvuru

beruhen eyl. kurulmak, dayanmak; (deyim) etwas auf sich b. lassen: olduğu gibi bırakmak, daha öte götürmemek

beruhigen eyl. dingin­leş­tirmek, rahatlatmak, yatıştırmak

Beruhigung (f) a. yatış­tırma, dinginleştirme

berühmt sft. ünlü

berühren eyl. dokunmak, değinmek

beschaffen eyl. sağlamak; b. sein: ... durumda, yapıda olmak;

Beschaffenheit (f) a. do­ğa, yapı, oluşum

beschäftigen eyl. uğraş­mak, ilgilenmek

Beschäftigung (f) a. uğ­raş; ilgilenme

Beschauung (f) a. göz­den geçirme, gözlem, inceleme

Bescheidenheit (f) a. al­çak­gönüllülük; ılım­lılık, ölçülülük

beschließen eyl. kapamak, sonlandırmak, bitir­mek; kararlaştırmak

beschließen eyl. kapan­mak, sonlanmak; kapa­mak; in sich b.: kapsa­mak

beschränken eyl. sınır­lamak

beschränkt sft. sınırlı

Beschränktheit (f) a. sı­nır­lılık

Beschränkung (f) a. sınır­lama

beschreiben eyl. betim­lemek, açıklamak

Beschreibung (f) a. be­tim­leme, açıklama

beschrieben eyl. yazmak, betimlemek

beschuldigen eyl. suç­lamak

Beschwernis (f) a. güç­lük; yakınma

besehen eyl. bakmak, yoklamak

beseitigen eyl. bir yana atmak, uzaklaştırmak

Beseligung (f) a. mut­luluk

besiegen eyl. yenmek

Besitz (m) a. iyelik

besitzen eyl. iye olmak

besonder sft. tikel, özel

besonderen eyl. tikelleş­tir­mek (Not: bu sözcü­ğün bu yolda kul­la­nımı Hegel’e özgü: Ans. MB, § 163, Ek 1’de: Beson­de­rende (Spe­zifizie­ren­de)

Besonderheit (f) a. tikellik

besonders blt. özellikle

Besonderung a. tikel­leş­me

besprechen eyl. tartışmak, sözünü etmek, üze­rine konuşmak

besser sft. daha iyi

Bestand (m) a. kalıcılık, süreklilik

beständig blt. sürekli ola­rak, biteviye

Bestandstücke (m) a. bileşen, parça

Bestandteil (m) a. parça, bileşen

bestätigen eyl. doğru­lamak

Bestätigung (f) a. doğru­lama, onay

Bestehen (n) a. kalıcılık, kalış; kalıcı olan; bkz. bestehen

bestehen eyl. b. aus: den oluşmak; dayanmak, kat­lanmak; kalmak, sür­mek

Bestehende a. kalıcı olan

bestehlen eyl. çaldırmak

bestimmbar sft. belir­le­nebilir

bestimmen eyl. belir­le­mek; tanımlamak; (sft) belirli, belirgin; (blt.) b. olarak

bestimmend sft. belir­le­yen, belirleyici

bestimmt sft. belirli; bkz. bestimmen

bestimmtes am b.: blt. belirgin olarak

bestimmtesten am b. blt. en belirli olarak

Bestimmtheit (f) a. belir­lilik

Bestimmtsein a. belir­lenmişlik, belirlilik

Bestimmung (f) a. belir­lenim

bestimmungslos sft. belir­lenimsiz

bestreben eyl. çabalamak, çalışmak

Bestrebung (f) a. çaba

bestrefen eyl. ceza­lan­dırmak

bestreiten eyl. sorgulamak

betätigen eyl. etkin­leş­tirmek, devime geçir­mek, işletmek

Betätigung (f) a. etkin­leşme, işleme

betrachten eyl. irdelemek; (öyle olduğu) düşün­mek, (öyle) görmek

Betrachtung (f) a. irde­leme

Betragen (n) a. davranış

betreffen eyl. ilgilen­dir­mek, ilgili olmak

Betrübnis (f) a. sıkıntı, dert, üzüntü

beurteilen eyl. yargılamak, değerlendirmek

Beurteilung (f) a. yargı­lama, yargı

Beutel (m) a. kese

bevor bağl. —den önce

Bevölkerung (f) a. nüfus

bewähren eyl. gerçek­le­mek, doğrulamak, ta­nıt­lamak

bewahren eyl. gözetmek, kollamak, korumak

bewährt sft. tanıtlı; be­wahren’den (eyl): ko­ru­mak, saklamak, sür­dürmek

Bewährung (f) a. ger­çekleme

Bewandtnis (f) a. durum, koşullar; was es mit ihm für eine B. habe: onun açısından işin aslı

bewegen eyl. devinmek

Beweggrund (m) a. güdü

Bewegung (f) a. devim

bewegungslos sft. devim­siz, devinmeyen

Beweis (m) a. tanıt, tanıt­lama

beweisen eyl. tanıtlamak, gös­ter­mek

Bewenden (n) (deyim) dabei (damit) hatte es B. sein: sorun burada bitmiştir

bewenden eyl. (deyim: dabei b. lassen: orada, onda bırakmak)

bewerkstelligen eyl. başar­mak, yerine getirmek

bewirken eyl. ortaya çıkar­mak, neden olmak

bewohnen eyl. (bir yerde) yaşamak

Bewohner (m) a. oturan, yaşayan

bewundern eyl. hayran olmak, hayranlık duy­mak

Bewunderung (f) a. hay­ran­lık

bewußt sft. bilinçli

bewußtlose sft. bilinçsiz

Bewußtlosigkeit (f) a. bilinçsizlik

Bewußtsein (n) a. bilinç

Bewußtwerden a. bilinç­lenme

bezeichnen eyl. belirtmek

Bezeichnung (f) a. belirt­me; im, simge, san

beziehen eyl. bağıntılı olmak, bağıntı kur­mak, ilgili olmak

Beziehung (f) a. bağıntı, ilişki

beziehungslos sft. ba­ğın­tısız, bağlantısız, iliş­kisiz

bezogen sft. bağlantılı, ilişkili; bkz. beziehen

Bezogenheit a. bağın­tılılık

bezwecken eyl. amaç­lamak

bieten eyl. sunmak, öner­mek

Bild (f) a. imge

bilden eyl. eğitmek; biçim­lendirmek; oluş­tur­mak

Bildhauer (m) a. yontu­cu

bildlich sft. resimsel; eğ­retisel

Bildsäule (f) a. yontu

Bildung (f) a. eğitim, ekin

Billigkeit (f) a. haklılık

binden eyl. bağlamak

bisher ilg. şimdiye dek, bu noktaya dek

Birne (f) a. armut

bisherig ilg. şimdiye ka­darki; önceki, eski

bisweilen blt. kimi zaman, zaman zaman, arada bir

bizarr sft. tuhaf

Blatt (n) a. yaprak; sayfa

Blau (n) a. mavi

Blei (n) a. ya da (m) kur­şun

bleiben eyl. kalmak, sürmek

bleibend sft. kalıcı, sürekli

Blendwerk (n) a. göz bo­ya­ma, aldatma

Blick (m) a. bakış

blicken eyl. bakmak

blind sft. kör

Blitz (m) a. yıldırım

Blitzstrahl (m) a. şimşek çakışı

bloß sft. yalnızca, salt

Blöße (f) a. çıplaklık

Blume (f) a. çiçek

Blutbereitung a. kan ya­pımı

Blutumlaufs a. kan dola­şımı

Boden (m) a. toprak

Bodenlosigkeit a. daya­naksızlık

Botanik (f) a. bitkibilim

botansichen sft. bitki­bilimsel

Boten (n) a. iletmen, ulak, haberci

Böse (n) a. kötülük; bkz. böse

böse sft. kötü

Bösesein a. kötülük, kötü olma

böswillig sft. kötü niyetli

Brahmane (m) a. Brahman

Brand (m) a. ateş, yanma, yangın

brauchen eyl. gereksin­mek, istemek

brechen eyl. kırmak, yar­mak, ayırmak, bozmak

breit sft. geniş

Briefe (m) a. mektup

bringen eyl. getirmek

Brust (n) a. göğüs

Brücke (f) a. köprü

Buch (n) a. kitap

Buche (f) a. kayın ağacı

Buddhisten (m) a. Budist

bunte sft. renkli, parlak

Bürger (m) a. yurttaş

bürgerlich sft. yurttaşı ilgilendiren, yurttaşsal (civic, civil); Bürger (m) yurttaş

 

C

Chimäre (f) a. [n] uydur­ma; canavar

 

D

da bğl. orada; o zaman, o durumda; çünkü

dabei blt. onda, onlarda; onun, onların yanın­da; aynı zamanda; ek ola­rak, bundan başka; onun, onların üzerine (sözdizim işlevi)

dadurch blt. böylelikle, bu yolla; (sözdizim işlevi)

dafür blt. onun için, onlar için; o nedenle; ondan yana; onun yerine

Dafürhalten (n) a. kanı; bkz. dafürhalten

dafürhalten eyl. şu kanı­da, görüşte olmak

dagegen blt. buna karşı; tersine; öte yandan

daher bağl. buna göre, bu nedenle; blt. buradan, bundan

dahin blt. oraya

dahingegen blt. öte yan­dan; tersine

dahinter blt. onun, on­ların arkasında

dahinterkommen eyl. işin aslını bulmak

damalig ilg. o zamanın, o zamanki

damit bğl. onunla, onlarla, böylelikle, bunun üze­rine

Dampf a. buhar

danach blt. onun arka­sından, ardından, on­dan sonra; ona göre

Dankbarkeit a. minnet­tarlık

Dann bğl. o zaman; sonra; bunun üzerine, bun­dan başka

dann blt. o zaman, o sıra­da

dar blt. orada

daran blt. onda, onlarda

darauf blt. (onun, on­ların) üzerinde; (de­yim) es kommt darauf an: gelip dayanmak, bağlı olmak

daraus blt. ondan, onlar­dan

darbieten eyl. sunmak (offer, present)

darein blt. ona, onlara, şuna, şunlara vb.

darin blt. orada, onlarda (sözdizim işlevi)

darlegen eyl. bildirmek; ortaya koymak, sun­mak; açıklamak, açım­lamak

darstellen eyl. sunmak, sergilemek, temsil et­mek, göstermek (represent, depict, portray, present; appear, show itself to be)

Darstellung a. betimleme, temsil etme, sunuş

dartun eyl. (= darlegen) bildirmek; ortaya koy­mak, sunmak; açık­la­mak, açımlamak (state, declare, explain, unfold)

darum blt. onun, onların çevresinde; bğl. bu ne­den­le, öyleyse

darunter blt. onun, on­ların altında (sözdizim işlevi)

darüber blt. bunun (bun­ların vb.) üzerine (söz­dizim işlevi)

daseiend sft. (dışsal olarak = belirli olarak) var­olan, orada olan

Daseiende a. orada var­olan, belirli olarak varolan, dışsal olarak varolan

Dasein a. belirli-varlık (TGb § 641: äuße­res Dasein: dış belirli-var­lık); var­o­luş

daselbst blt. tam orada, aynı yerde

dastehen eyl. (orada) durmak, kalmak

Dauer (f) a. süre

davon blt. ondan, on­lardan

davor blt. onun, onların önünde; ondan, on­lardan önce

dawider blt. —e karşı; buna karşı; tersine

dazu blt. ona, şuna vb. (sözdizim işlevi)

decken eyl. örtmek, kap­lamak; örtülmek

Deduktion a. çıkarsama; tümdengelim

deduzieren eyl. çıkar­sa­mak

definieren eyl. tanımla­mak

Definition a. tanım

definitiv sft. kesin, belirgin, belirleyici; kesinlikle

Definitum a. tanımlanan

Deismus a. deizm

Deklamation a. bildirim

deklamieren eyl. bildirim­de bulunmak

demgemäß sft. uygun; blt. buna uygun olarak, buna göre

demnach bağl. buna göre

demnächst blt. çok geçme­den, kısa bir süre içinde

Demos a. Halk (Yun.)

demungeachtet bağl. buna karşın, gene de

Demut (f) a. alçakgö­nüllük

demütige sft. alçakgö­nüllü

denkbar sft. düşünülebilir, tasarlanabilir

Denkbarkeit (f) a. düşü­nülebilirlik

Denkbestimmung a. dü­şün­ce-belir­lenimi

Denken (n) a. düşünme, düşünce

denken eyl. düşünmek

Denker (m) a. düşünür

Denkformen a. düşünce biçimi

Denkgesetz a. düşünce yasası

Denkvermögen (n) a. dü­şün­­me yetisi

Denkweisen a. düşünme kipi

denn bğl. çünkü

dennoch bğl. gene de

dergestalt blt. bu yolda (sözdizim işlevi)

dergleichen sft. bu tür şey(ler); bu tür; böyle

derjenige sft. belgili sıfat (sözdizim sözcüğü)

derselbe sft. aynı(sı); (söz­dizim işlevi)

deshalb bğl. bu nedenle

Despotismus (m) a. des­potizm

desto blt. daha da (kar­şılaştırma sözcü­ğü)

deswegen bağl. bu neden­le, bunun üzerine

deswillen bağl. bu ne­den­le

Determination (f) a. belir­lenim

Determinismus (m) a. belirlenimcilik

deuten eyl. açıklamak; belirtmek

deutlich sft. duru, seçik

deutsche sft. Alman

Deutschen a. Alman

Dialektik (f) a. eytişim

dialektisch sft. eytişimsel

Dialog (m) a. diyalog

Dichter (m) a. ozan, yazar

Dichtung (f) a. şiir

Dieb (m) a. hırsız

Diebstahl (m) a. hırsızlık

dienen eyl. hizmet etmek, (işe) yaramak

dieser sft. bu

Diesseits a. bu yan, bu dünya

diesseits blt. bu yanda, burada, yeryüzünde

different sft. ayrı, ayrımlı

Differenz (f) a. ilgi; ayrım

Dilemma (n) a. ikilem

Dimensionen (f) a. boyut

Ding (n) a. şey

Dingerchen a. şeycik

Dingheit a. şeylik

Ding-an-sich a. kendinde şey

direkt sft. doğrudan

dirigieren eyl. yönetmek, denetlemek

dirimieren eyl. ayırmak

disjunktive sft. ayrık

diskret sft. kesikli

Diskretion (f) a. kesiklilik

disseits sft. bu yanda

Dissertation (f) a. dene­me

Disziplin (f) a. disiplin, sıkıdüzen

doch bğl. gene de

Dogma (n) a. inak, dogma

dogmatisch sft. inakçı

Dogmatismus a. inakçılık

Doktrin (f) a. öğreti

dominieren eyl. egemen olmak, denetlemek

Donner (m) a. şimşek

Doppelsinn (m) a. ikili anlam; ikircim

doppelt sft. çifte

dort blt. orada

dorthin blt. oraya

dramatisch sft. dramatik

draußen blt. dışarıda

draußen ilg. dışarıda, dışa­rısı

drehen eyl. dönmek; (de­yim) es dreht sich um: çevresinde dön­mek = ilgi odağı

drei sft. üç

Dreieck (n) a. üçgen

dreieinigen sft. birde-üç

dreifache sft. üç yanlı, üç yüzlü

Dreifaches (n) a. üç yüz­lü, üç yanlı

Dreiheit (f) a. üçlü; üç­lülük

dreiteilig sft. üç bölümlü

dringen eyl. içine işlemek, delmek (penetrate, enter, get into)

dritt sft. üçüncü

drittens blt. üçüncü ola­rak, üçüncüsü

droben blt. yukarıda

Druck (m) a. basınç

drucken eyl. basmak

drüben blt. orada, öte yanda, uzakta

drücken eyl. bas(tır)mak; zorlamak

du adl. sen

Dualismus (m) a. ikicilik

dualistischen sft. ikici

duften eyl. kokmak

dunkle sft. bulanık

durch blt. yoluyla, tara­fından

durchaus blt. baştan sona, bütünüyle

durchbrechen eyl. par­çalamak

durchdringen eyl. içine işlemek

durchdrungen sft. doldu­rulmuş, içine işlenmiş

durcheinander blt. birbiri yoluyla

durchführen eyl. yerine getirmek, geliştirmek

Durchführung (f) a. yeri­ne getirme, geliş­tir­me; tamam­lama, sür­dürme

durchgängig blt. baştan sona, genel, her yerde

durchgreifend sft. belir­leyici, özsel önemde

durchlaufen eyl. içinden geçmek

durchs (durch das) blt. ... yoluyla

durchsichtig sft. saydam

durchsucht eyl. aramak, araştırmak

durchweg blt. baştan so­na, her zaman, tü­müy­le

durchziehen eyl. yayıl­mak, içine işlemek

Dünkel (n) a. büyük­len­me

dünken eyl. görünmek; sanmak, saymak

dürfen (yardımcı eylem)

dürftig sft. yoksul, sefil, sıradan bayağı

dürftigste sft. en yoksul

Dynamik (f) a. dinamik

dynamische sft. dinamik

 

E

eben sft. düz; blt. tam olarak

Ebenbild (n) a. eksiksiz imge, tam imge

ebenda blt. aynı yerde

ebendieselbe sft. tam ola­rak ay­nı­­sı (sözdi­zim söz­cü­ğü)

ebenfalls blt. benzer ola­rak, yine

ebenso sft. tıpkı

ebensogut ilg. o denli de

ebensolche sft. tıpkı

ebensosehr ilg. o denli (de)

ebensoviel blt. o denli (çok)

ebensowenig ilg. o denli (az)

ebensowohl ilg. o denli de

echt sft. gerçek, asıl

Eden (n) a. Cennet

ehe blt. —den önce

eher blt. erkenden, önce­den; dahaçok

ehern sft. bronz

Ehre (f) a. onur

ehren eyl. onurlandırmak

Ehrwürdigkeit (f) a. say­gınlık, değerlilik

Eiche (f) a. meşe

Eifer (m) a. ataklık, da­yanç­sızlık; coşku

Eifersucht (f) a. kıs­kanç­lık

eigen sft. kendinin

eigennützig sft. bencil

eigensinnig sft. dikbaşlı

eigentlich sft. asıl, gerçek, özgün; blt. aslında, gerçekte(n)

Eigentliche a. gerçekte, aslında

Eigentum (n) a. mülkiyet

eigentümlich sft. özgün, asıl, gerçek; blt. aslında, gerçekte

eignen eyl. uygun olmak, elverişli olmak

ein sft. bir, tek

einanderfallend blt. birbiri dışında

einbilden eyl. imgelemek, düşlemek, kurmak

einbinden eyl. ciltlemek; bağlamak; e. in: —e bağlanmak

eindringen eyl. içine gir­mek, içine işlemek

einesteils blt. bir yandan

Einfall (m) a. düşüş; düş­lem, izlenim; birden oluşan parlak düşünce

einfallen eyl. çökmek; ak­lına gelmek

einfinden eyl. görünmek, kendini göstermek, sergilemek, sunmak

Einfluß (m) a. etki, nüfuz

einführen eyl. getirmek, kurmak, yerleştirmek; başlatmak; götürmek

Eingebung (f) a. esin

Eingehen a. giriş

einheimisch sft. doğal, yerel

Einheit (f) a. birlik

einheitlich sft. türdeş, bütünsel, tutarlı

einhüllen eyl. sarıp sar­malamak, örtmek

einkleiden eyl. giydirmek, örtmek

einlassen eyl. içeri kabul etmek, bırakmak; iliş­kiye girmek, ilgilenmek

einlegen eyl. içeri koymak; yatırmak; koymak

einleiten eyl. başlamak; açmak, açılış yapmak

Einleitung (f) a. giriş

einleuchten sft. açık, duru, anlaşılır olmak

einmal blt. bir kez; auf e.: birdenbire

einmischen eyl. karışmak, katılmak

einnehmen eyl. almak, üstlenmek

einpflanzen eyl. dikmek, aşılamak

einräumen eyl. düzen­lemek; (ihm etwas) e.: kabul etmek, tanımak, izin vermek

einreden eyl. (birşeye) inandırmak

einrichten eyl. düzen­lemek, uyarla­mak, uy­dur­mak,

Einrichtung (f) a. düzen­leme

Einsamkeit (f) a. yalnızlık

einschärfen eyl. telkin etmek, aşılamak

einschleichen eyl. usulca girmek

einschließen eyl. içine kapamak, kuşatmak; in e.: kapsanmak, kucak­lamak

einschließen eyl. kapa­mak; içermek, kap­sa­mak

einschränken eyl. sınır­lamak, kısıtlamak

einschränken eyl. sınır­lamak, kısıtlamak

einsehen eyl. bakmak, yok­lamak, incelemek; gör­mek, anlamak

einseitig sft. tek yanlı

Einseitigkeit (f) a. tek yanlılık

einsetzen eyl. koymak, yerleştirmek

Einsicht (f) a. içgörü, bilgi

einst blt. bir zamanlar; günlerden bir gün

einteilen eyl. bölümlemek

Einteilung (f) a. bölünüş

eintreten eyl. girmek, katılmak

Eintritt (m) a. giriş

einverstanden eyl. anlaş­mak, anlayış birliği kur­mak

einweihen eyl. (bir giz ile) tanıştırılmak

einwenden eyl. karşı çık­mak

einwirken eyl. etkilemek

Einwohner (m) a. otu­ran, yaşayan

Einwurf (m) a. karşıçıkış

einzeln sft. tekil, bireysel

Eis (n) a. buz

Eisen (n) a. demir

eitel sft. kibirli

Eitelkeit (f) a. kofluk; kibir

ekel sft. itici, iğrenç

Eltern (m) ya da (n) a. ebeveynler, büyükler

empfänglich sft. açık, du­yarlı, etkilenebilir

empfehlen eyl. salık ver­mek

empfinden eyl. duyum­samak

Empfindung (f) a. duy­um; duygu

Empireum Gökkürenin en yüksek bölümü

Empirie a. görgücülük; deneyim

Empiriker (m) a. görgücü

empirisch sft. görgül

Encheiresin a. labo­ra­tuvar

endlich sft. sonlu

Endursache a. sonsal ne­den

Endzweck a. son erek

Energie (f) a. erke

eng sft. dar

Engländern a. Ingiliz

enorm sft. çok büyük

Entäußerung a. vaz­geç­me; dışlaşma

entbehren eyl. yoksun olmak

entbehrliche sft. gereksiz, vazgeçilebilir

entdecken eyl. bulmak, ortaya çıkarmak

Entdeckung (f) a. buluş, bulgulanış

entfalten eyl. açınmak, açılmak, gelişmek

Entfaltung a. gelişim

entfernen eyl. uzak­laş­tırmak, kaldırmak

entfliehen eyl. kaçmak, sıyrılmak

entfliehen eyl. kaçmak; kayıp gitmek

entgegen blt. ilg. —e karşı, —e doğru; karşısında, karşı

entgegengesetzt sft. karşıt

entgegensetzen eyl. karşı koymak,

Entgegensetzung a. kar­şıtlık

entgegenstehen eyl. kar­şısına çıkmak, karşı­sında durmak

entgegenstellen eyl. karşı­sına koymak, karşıt­laş­tır­mak

entgehen eyl. kaçmak, savuşmak

enthalten eyl. kapsamak

enthoben eyl. kurtarıl­mak, bağışlanmak, ba­ğı­şık tutulmak

enthüllen eyl. açmak, ortaya sermek

entkleiden eyl. soymak, sıyırmak

entlassen eyl. bırakmak

entläufen eyl. kaçmak

entleeren eyl. boşaltmak

entnehmen eyl. almak, çekmek

entsagen eyl. yadsımak

entscheiden eyl. karar vermek, belirlemek

Entscheidende a. belir­leyici olan; bkz. ent­scheiden

entscheidende blt. kesin­lik­le, belirleyici bir yol­da

Entscheidung (f) a. karar

entschieden sft. kesin, belirleyici; belirgin, vur­gulu;

entschlagen eyl. kurtul­mak, başından atmak, bir yana atmak

entschließen eyl. karar vermek, bir karara var­mak

Entschluß (m) a. karar

Entschuldigung (f) a. özür

entsprechen eyl. bağ­daş­mak, anlaşmak, kar­şılık düş­mek, uyuşmak, denk düşmek

entspringen eyl. kaynak­lanmak, doğmak

entstehen eyl. ortaya çık­mak, köken almak, doğ­mak

Entstehung (f) a. doğuş, ortaya çıkış

Entstehung (f) a. ortaya çıkış; köken

entstellen eyl. çarpıtmak, bozmak

entweder ... oder ... = bğl. ya ... ya da ...

Entwickeln a. gelişme, açınıma

Entwicklung (f) a. açı­nım, gelişim

entziehen eyl. uzak­laş­tır­mak, çekmek; yoksun bırakmak

entzweibrechen eyl. ikiye ayrılmak

entzweien eyl. bölünmek

Entzweiung (f) a. bölü­nüş, bölünme

episch sft. epik

Epoche (f) a. çığır

Epos (n) a. epik, uzun anlatısal şiir

erachten eyl. (birşeyi belli bir yolda) görmek, say­mak, düşünmek

erbaulich sft. yüceltici

Erbauung (f) a. yapı; yük­seltme

erblicken eyl. gözüyle yakalamak, görmek; gözünü dikmek

erblühen eyl. çiçeklenmek

Erbschaft (f) a. kalıt

Erbsünde (f) a. ilk günah

Erde (f) a. yer, toprak; yeryüzü

Erdichtung (f) a. yaratı, yapıntı, uydurma

erfahren eyl. deneyim­le­mek, yaşa­mak; başına gelmek

erfältte sft. dolu

erfassen eyl. yakalamak, kavramak; kavramak, anlamak; kapsamak

Erfinder (m) a. bulucu

erfinderisch sft. yaratıcı, buluşçu

Erfindung (f) a. uydurma

Erfolg (m) a. sonuç

erfolgen eyl. yer almak, olmak; yerine gelmek

erforderlich sft. gerekli

erfordern eyl. gerektir­mek, gereksinmek, is­te­mek

erfüllen eyl. doldurmak; yerine getirmek

ergeben eyl. ortaya çıkar­mak, ortaya sermek, göstermek, vermek, doğurmak

Ergebnis (n) a. sonuç

Ergebung (f) a. boyun­eğiş

Ergehen (n) a. koşul, durum; bkz. ergehen

ergehen eyl. gezinmek, dolaşmak, yayılmak

ergießen eyl. dökülmek

ergreifen eyl. yakalamak, ele geçirmek, kav­ra­mak

ergründen eyl. temeline inmek, temel­len­dir­mek; yoklamak, araş­tırmak

Erhabenheit (f) a. yücelik

erhalten eyl. sakınmak; kollamak, bakmak, ko­ru­mak

Erhaltung (f) a. sakınım; bakma, kollama

erheben eyl. yükselmek, yükseltmek

Erhebung (f) a. yükseliş

erhellen eyl. aydınlatmak

Erinnerung (f) a. anım­sama, anı

Erinnye (mitoloji) Öç Tanrıçası

erkennbar sft. tanınabilir

erkennen eyl. bilmek, bil­gilenmek

Erkenntnis (f) a. bilgi

Erkenntnisweise a. bilme kipi

erklären eyl. açıklamak; bildirmek, ortaya sür­mek

Erklärung (f) a. açıklama, yorum, açımlama

erklecklich blt. önemli ölçüde, oldukça

erläutern eyl. açıklamak, durulaştırmak, aydın­latmak

Erläuterung (f) a. açık­lama, aydınlatma, du­ru­laştırma

erleben eyl. yaşamak, de­ne­yimden geçmek

erledigen eyl. çözmek, bir karara bağlamak, son­landırmak

Erledigung (f) a. düzen­leme, ayarlama

erleichtern eyl. rahat­latmak

erleiden eyl. katlanmak, (bir kötülüğe) uğra­mak

erliegen eyl. yenilmek

erloschen eyl. sönmek

erlösen eyl. kurtarmak, kefaret etmek

Erlösung (f) a. esenlik; kefaret

Ermangelung (f) a. ek­siklik

ermessen eyl. tartmak, değerlendirmek, ölçüp biç­mek; anlamak, gör­mek

ermitteln eyl. saptama, bulma, ölçme

ermitteln eyl. saptamak, bulmak, ortaya çıkar­mak

Ernährung (f) a. bes­lenme

erneuern eyl. yenilemek

Ernst (m) a. içtenlik, cid­dilik

ernsthaft sft. ciddi

ernstlich blt. ciddi; ciddi olarak

Erörterung (f) a. tartışma

erregen eyl. uyandırmak, uyarmak, yaratmak,

errstaren eyl. katılaştırmak, sertleştirmek,

Ersatz (m) a. karşılık

Erschaffensein a. yara­tılmışlık, yaratılma

Erschaffer (m) a. yaratıcı

erscheinen eyl. görünmek

Erscheinung (f) a. gö­rüngü

erschließen eyl. açmak

erschöpfen eyl. tüketmek, kullanıp bitirmek

erschrecken eyl. ürkmek, korkmak

erschwern eyl. daha da güçleştirmek

ersinnen eyl. (kafadan) uydurmak

erstrecken eyl. uzanmak, ulaşmak, varmak

erteilen eyl. vermek

erträumen eyl. düşlemek, imgelemek

ertrinken eyl. boğulmak

erwachen eyl. uyanmak

erwachsen eyl. büyümek, gelişmek, yetişmek

Erwachsene (n) a. yetiş­kin

Erwägung (f) a. irdemele, düşünme

erwähnen eyl. değinmek, söz etmek

Erwähnung (f) a. değin­me

erwecken eyl. uyan(dır)­mak

erweisen eyl. tanıtlamak, belgitlemek; gös­ter­mek

erweitern eyl. genişlemek, genleşmek

erwerben eyl. kazanmak, elde etmek

erwerben eyl. kazanmak, elde etmek

erwidern eyl. yanıtlamak, karşılık vermek

erwiesen sft. tanıtlanmış, tanıtlı

erzählen eyl. anlatmak

Erzählung (f) a. öykü, anlatı

erzeugen eyl. üretmek

Erzeugnis (n) a. ürün

Erziehung (f) a. yetiş­tirme, eğitim

Esel (m) a. eşek

essen eyl. yemek

etlichen sft. birkaç

Etwas (n) a. birşey

euch blt. size

Eudämonismus a. mut­çuluk

eure blt. sizin

Evangelium (n) a. Incil

evident sft. açık

exactes sft. sağın

exakte sft. sağın

Excellence a. üstünlük

Explikation (f) a. açım­lama

Exponent (m) a. üs

Exposition (f) a. açım­lama

Extension (f) a. uzam

extensiv sft. uzamlı

Extrem (n) a.

 

F

Fachwerk (n) a. çerçeve

Facta a. veri, olgu

Faden (m) a. çizgi; ip

fähig sft. yetenekli

fahig sft. yetenekli; yapa­bilir

Fähigkeit (f) a. yetenek

fahrenlassen eyl. bırak­mak; terketmek, vaz­geçmek

faktisch sft. olgusal; blt. bir olgu olarak;

Faktor (m) a. etmen

Faktum (n) a. olgu

Fall a. düşme, bozulma; durum

fallen eyl. düşmek

fallen eyl. düşmek, dev­rilmek, yıkılmak

falsch sft. yanlış

fälschlich blt. yanlışlıkla

Familie (f) a. aile

fangen eyl. yakalamak, ele geçirmek; fangen an: (bkz) anfangen

Farbe (f) a. renk

Färbestoff a. renk gereci

Farbstoff (m) a. renk gereci

Farnkräutern a. eğrel­tiotu

fassen eyl. ayrımsamak, anlamak; yakalamak; kapsamak,

faßlich sft. anlaşılır

Fassung (f) a. takma, kurma; taslak, biçim

Fatalismus (m) a. yaz­gıcılık

Faulheit (f) a. tembellik

fehlen eyl. eksik olmak

fehlerhaft sft. eksik, ku­surlu

feiern eyl. yüceltmek, onur­­landırmak

Feigheit (f) a. korkaklık

Feind (m) a. düşman

feindliche blt. düşmanca

feindselig blt. düş­man­ca

Feld (m) a. alan

Feldspat (m) a. feldspat

Felsen (n) a. kaya

fern sft. uzak

ferner blt. dahası, bundan başka

fernerer blt. daha da ötesi (bkz. ferner)

fernerhin blt. gelecekte; burada öte; daha da öte

fernsten sft. en uzak

fertig sft. hazır, tamam, bitmiş

fest sft. katı, dayanıklı, sert; değişmez

festhalten eyl. sarılmak, sıkıca tutmak

Festigkeit (f) a. sağlamlık

festsetzen eyl. saptamak

feststehen eyl. dayanıklı olmak, sağlam olmak

feststellen eyl. saptamak; bildirmek

Feuchtigkeit (f) a. nem

Feuer (n) a. ateş

Feuersbrunst a. ateş, yan­gın

Figuration (f) a. betileniş

Fiktion (f) a. yaratı, kur­gu, uydurma

finden eyl. bulmak

Finger (m) a. parmak

finster sft. karanlık

Finsternis (f) a. karanlık

Fläche (f) a. yüzey

Fleisch (n) a. et

fliehen eyl. kaçmak

fließen eyl. akmak

Fluch (m) a. ilenç

Flucht (f) a. kaçış

Fluida a. akım

Fluß (m) a. ırmak

Fluß (m) a. ırmak; akıntı

flüchtig sft. kaçıcı, geçici

flüssig sft. akıcı

Flüssigkeit (f) a. akıcılık

Folge (f) a. sonuç

folgen eyl. izlemek, den doğmak, türemek

folgendermaßen ilg. aşa­ğıdaki gibi

folgern eyl. çıkarsamak, bir vargıya ulaşmak

fordern eyl. istemek

Forderung (f) a. istem

Form (f) a. biçim

formal sft. biçimsel

Formation (f) a. oluşum

Formel (f) a. formül

formell sft. biçimsel

fort blt. ileriye, daha öte

Fortbestimmen a. fort: daha öte; bestimmen: belirlemek

fortdauern eyl. sürdür­mek