İdea Yayınevi / Modern Tin /Aziz Yardımlı
 
eski anasayfa_
online alış-veriş_
 
__Soyut Hak
Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)
Birinci Bölüm
Soyut Hak
§ 34
Erster Teil
Das abstrakte Recht
§ 34
Kendinde ve kendi için özgür İstenç soyut Kavramında olduğu gibi alındığında dolaysızlık belirliliğindedir. Bu belirliliğe göre İstenç kendisinin olgusallığa karşı olumsuz, yalnızca soyut olarak kendi ile bağıntılı edimselliğidir — bir öznenin kendi içinde tekil İstenci. Tikellik kıpısına göre alındığında, istencin belirli ereklerden oluşan daha öte bir içeriği vardır ve dışlayıcı tekillik olarak bu içeriği aynı zamanda dolaysızca verili dışsal bir dünya olarak önünde bulur.
Hegel
Der an und für sich freie Wille, wie er in seinem abstrakten Begriffe ist, ist in der Bestimmtheit der Unmittelbarkeit. Nach dieser ist er seine gegen die Realität negative, nur sich abstrakt auf sich beziehende Wirklichkeit — in sich einzelner Wille eines Subjekts. Nach dem Momente der Besonderheit des Willens hat er einen weiteren Inhalt bestimmter Zwecke und als ausschließende Einzelheit diesen Inhalt zugleich als eine äußere, unmittelbar vorgefundene Welt vor sich.
Hegel Hak kavramına Kavram-Mantığının ilk üç kategorisinin, Evrensel, Tikel ve Tekil kavramlarının bağıntısını uygular. (1) Evrensel İstenç soyut ya da dolaysızdır, belirlilikten yoksundur, İstencin yalnızca Kavramıdır. Ya da, belirlilik salt kendindedir, çünkü (2) Evrensel ancak Tikel ile karşıtlık içinde Evrenseldir. Belirlilik ya da Tikellik sonraki zorunlu sonluluk kıpısıdır ve İstencin erekleri verili dünyanın dışsal şeyleridir. (3) Bireysel İstenç bu iki kıpının birliğidir. İstenç ancak tikelleşmesi, ancak edimsel olarak istemesi yoluyla tekil ya da bireysel olur, Bireydir, ya da daha tam anlatımıyla Kişidir.
__Soyut Hak

 

İstenç ilkin dolaysız varoluşu içindedir — dışsal olarak belirli-İstenç, soyut Hak alanı (1). Bu genel olarak Mülkiyet belirlenimidir. İstencin bu alanında Ahlak ve Törellik belirlenimleri soyutlanmıştır, ya da kendilerini bu alandan belirlemek üzere onda ancak gizil olarak ya da salt kendinde bulunurlar.. İstencin dolaylı varoluş alanı, kendini kendi nesnesi yaptığı alan Duyunç alanı, Ahlak alanıdır (2). Aile, Toplum ve Devlet olarak ayrımlaşan Törellik alanı (3) bu iki alanı, soyut Hak ve Ahlak alanlarını önkoşulları olarak, kıpıları olarak alır.

İstenç soyut Hak alanında Mülkiyet olarak dışlayıcıdır. Mülkiyet tanınma etmenini gerektirir. Tanımada başkası Benin istencini doğrular, ve Mülkiyet için bu zorunludur. Böylece soyut Hak alanında bireysel İstenç önünde bütün bir dünyayı nesnesi olarak bulur, kendini her nesneye yöneltebilir. Bu özgürlüğün ilk, dolaysız, soyut biçimidir. Ve bu olumlu özgürlüğün vurgulanması politik olarak Liberalizm denilen şeydir. Hintli tüm dolaysız Hakkından vazgeçip olumsuz olarak Nirvanaya dönerken, aynı istenç aynı soyutluğu içinde olumlu olarak bütün bir varoluşa , dünyanın bütününe istencinin nesnesi olarak döner.
İstenç bu dolaysızlığı içinde tüm dünyayı nesnesi olarak görür, ve onu kendinin edinmeye başlar. Ahlak ve Törellik belirlenimlerinin gelişmediği, Özgürlüğün henüz Duyunç ve Yasa düzeyine yükselmediği tarihsel evrelerde İstencin bu doğrudanlığı kendini eşit ölçüde çıplak olarak sergiler: Kölelik, serflik, yağmacılık, türesizlik, sömürgecilik belirlenimleri İstencin bu henüz ilkel-yabanıl biçimine aittirler.

Modern dönemin başlangıcında Ahlak ve Törellik ile karşıtlık içinde aynı soyut Hak kavramını öne çıkaran, giderek toplumsal ilişkilerde kısıtlamasız düzenleyici ve belirleyici etmen yapmayı isteyen eğilim Liberalizm adını alır. Liberalizm denetimsizliği ister, ve bu istem soyut Hak adına, Mülkiyet hakkı adına ileri sürülür. Mülkiyet nesnel Tin alanının tüm belirlenimlerinin açınımı için başlangıç noktasıdır. Ama gene de modern evre bu soyut Hakkın o ilkelliğinin ve dürtüselliğinin dizginlendiği bir evredir, ve insan duyuncunun ve onu temel alan yasaların gelişmişliği ölçüsünde uygardır.

Görgücülüğün (Hume, Bentham vb.) Ahlak alanını Duyuncun değil ama Haz ve Acı duygularının belirlediği görüşü dönemin İngiliz anamalının içeride ve dışarıda sınırsızca yayılma eğilimi ile tam bir uyum içindedir. Görgücüler bilgiyi bir uslamlama sorunu olarak değil, ama duyusal ve duygusal bir sorun olarak görüyorlardı. Çıkarsamalarının güdüsünü, yönünü, ereğini altyapı tarafından, ekonomik koşullar tarafından verili buluyolardı. Felsefeleri sözcüğün en geçerli anlamında bir üstpayı kurumuydu. Usun özgürlüğü ile ilgili bir sorunları yoktu.

 

Bentham / Ahlak ve Yasamanın İlkelerine Giriş   Bentham / Introduction to the Principles of Morals and Legislation (1789)
Doğa insanlığı iki egemen efendinin yönetimi altına koymuştur: Haz ve acı. Ne yapmamız gerektiğini göstermek olduğu gibi ne yapacağımızı belirlemek de yalnızca onlara düşer. Bir yanda doğrunun ve eğrinin ölçünü, öte yanda nedenler ve etkiler zinciri onların tahtlarına bağlanmıştır. Yaptığımız herşeyde, söylediğimiz herşeyde, düşündüğümüz herşeyde bizi onlar yönetir: boyunegmekten kurtulmak için gösterebileceğimiz her çaba onu tanıtlamaktan ve doğrulamaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Jeremy Bentham
(1748-1832)  
Nature has placed mankind under the governance of two sovereign masters, pain and pleasure. It is for them alone to point out what we ought to do, as well as to determine what we shall do. On the one hand the standard of right and wrong, on the other the chain of causes and effects, are fastened to their throne. They govern us in all we do, in all we say, in all we think: every effort we can make to throw off our subjection, will serve but to demonstrate and confirm it.

Kaynak: A Bentham Hypertext



Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)
§ 34 § 34
Ek. ... İstencin tamamlanmış İdeası Kavramın kendini bütünüyle olgusallaştırdığı ve belirli-varlığının onun kendi kendisinin açınımından başka birşey olmadığı bir durum olacaktır. Ama baş­langıçta Kavram soyuttur, başka bir deyişle, tüm belirlenimler onda kapsanıyor olsa da, ancak kapsanmaktadırlar: Yalnızca kendilerindedirler ve henüz kendi içlerindeki bütünlüğe gelişmemişlerdir. ‘Özgürüm’ dediğimde, ‘Ben’ henüz bu karşıtlıksız kendi-içinde-varlıktır; buna karşı, ahlaksal alanda daha şimdiden bir karşıtlık vardır, çünkü orada ben tekil İstenç olarak bulunurken, İyi ise evrensel olandır, üstelik benim kendimde olmasına karşın. Burada istenç öyleyse daha şimdiden tekillik ve evrensellik ayrımını kendi içinde taşır ve böylece belirlidir. Ama başlangıçta böyle bir ayrım yoktur, çünkü ilk soyut birlikte henüz hiçbir ilerleme ve hiçbir dolaylılık yoktur: İstenç böylece dolaysızlığın, varlığın biçimindedir. Burada kazanılacak özsel içgörü şimdi bu ilk belirsizliğin kendisinin bir belirlilik olduğudur. Çünkü belirsizlik istenç ve içeriği arasında henüz ­hiçbir ayrımın bulunmamasında yatar; ama belirsizliğin kendisi, belirli olana karşıt olarak, belirli birşey olma belirliliğine düşer; burada belirliliği oluşturan şey soyut özdeşliktir; istenç bu yolla tekil istenç olur, — Kişi.
Hegel
Zusatz. Die vollendete Idee des Willens wäre der Zustand, in welchem der Begriff sich völlig realisiert hätte und in welchem das Dasein desselben nichts als die Entwicklung seiner selbst wäre. Im Anfang ist der Begriff aber abstrakt, das heißt alle Bestimmungen sind zwar in ihm enthalten, aber auch nur enthalten: sie sind nur an sich und noch nicht zur Totalität in sich selbst entwickelt. Wenn ich sage, ich bin frei, so ist Ich noch dieses gegensatzlose Insichsein, dagegen im Moralischen schon ein Gegensatz ist, denn da bin ich als einzelner Wille, und das Gute ist das Allgemeine, obgleich es in mir selbst ist. Hier hat der Wille also schon die Unterschiede von Einzelheit und Allgemeinheit in sich selbst und ist somit bestimmt. Aber im Anfang ist ein solcher Unterschied nicht vorhanden, denn in der ersten abstrakten Einheit ist noch kein Fortgang und keine Vermittlung: der Wille ist so in der Form der Unmittelbarkeit, des Seins. Die wesentliche Einsicht, die hier zu erlangen wäre, ist nun, daß diese erste Unbestimmtheit selbst eine Bestimmtheit ist. Denn die Unbestimmtheit liegt darin, daß zwischen dem Willen und seinem Inhalt noch kein Unterschied ist; aber sie selbst, dem Bestimmten entgegengesetzt, fällt in die Bestimmung, ein Bestimmtes zu sein; die abstrakte Identität ist es, welche hier die Bestimmtheit ausmacht; der Wille wird dadurch einzelner Wille — die Person.


__Kişi

Soyut hak alanında insan Kişidir. Kişi özsel olarak tüzel bir kavramdır. "Kişilik genel olarak Hak yeteneğini kapsar" (§ 36). Daha öte ahlaksal ve törel belirlenimler bu temelden gelişirler ve onu kapsarlar.

Kişi kavramını soyut "Ben"den, "Özne"den, "İnsan"dan ayırdeden belirlenim Kişinin Tüze ya da Hak kavramı tarafından belirlenmesidir. "Moral Kişi" anlatımı bu düzeye dek uygunsuzdur (Rousseau'da: "personne morale"). Hak kavramının, Hakkının olduğunun bilincinden yoksun insanın Hakkı olamaz. Varoluşunun bir Haksızlık olduğunu ancak Hak kavramının bilincini kazanmasıyla birlikte anlar. Köle, serf, kul vb. "Kişi" değildirler, aslında kendileri değil, ama başkalarıdırlar, İstençleri yoktur ya da istençlerinin yerinde yalnızca başkasının, efendinin istenci durur.

Soyut Hak alanında birey evrensel insan belirlenimi ile değil, ama Kişi olarak bulunur. Bu soyutlama içinde görüldüğünde, Kişi duygusal, moral, törel, estetik değil, ama yalnızca sınırsızca isteyen bir belirlenimdir, ve bu Hak, ama soyut Haktır.

Kişi kavramının dolaysızlığı ya da soyutluğu içinde, henüz Duyunç kategorisini kapsamaz. Kişi Mülkiyet Hakkına iyedir, ve tüm daha öte açınımı yalnızca bu içeriğine bağlıdır.

Kişi kavramını hakları olan bireysellik olarak gördüğümüz zaman, Kişi kavramının doğmasının tarihsel olarak özgürlük bilinci açısından ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz, çünkü Kişinin ancak İstencin özgür olarak tanınması yoluyla Kişi olması ölçüsünde Kölenin, Serfin, Kulun, giderek pekçok tüze dizgesinde Kadının ve azınlıkların Kişi olmadıkları, Kişiliklerinin olmadığı açıktır.

Soyut Tüze alanında Duyunç bir moment değildir, çünkü burada özsel belirlenim bütünüyle soyut olarak Kişi ve Şey arasındaki ilişkidir. Öte yandan, Kişi kavramını bütünüyle bir insan belirlenimi olarak görebiliriz, çünkü hiç kuşkusuz tüzel kişilikler (örgütler, kurumlar, dernekler, giderek Devletin kendisi bile) insan bilincindedirler, ve bu onları yeterince insansal yapar.

Soyut Hak alanında Kişi belirleniminin dokunulmaz kılınması gereği tüzel belirlenimlerin yalnızca yasaklar biçiminde olmasının nedenidir.


Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)
§ 36 § 36
1. Kişilik genel olarak Hak yeteneğini kapsar ve soyut ve dolayısıyla biçimsel Hakkın Kavramını ve onun kendisi soyut olan temelini oluşturur. Buna göre Tüzenin buyruğu şudur: Bir Kişi ol ve başkalarına Kişiler olarak ­saygı duy.
Hegel
1. Die Persönlichkeit enthält überhaupt die Rechtsfähigkeit und macht den Begriff und die selbst abstrakte Grundlage des abstrakten und daher formellen Rechtes aus. Das Rechtsgebot ist daher: sei eine Person und respektiere die anderen als Personen.
§ 40
[Mülkiyet, Sözleşme, Haksızlık]
§ 40
Hak ilk olarak özgürlüğün kendine dolaysız bir kipte verdiği dolaysız belirli-varlıktır,
(a) İyelik, ki Mülkiyettir; — özgürlük burada genel olarak soyut istencin ya da tam olarak bu nedenle salt kendi ile ilişkili tekil bir Kişinin özgürlüğüdür.
(b) Kişi kendini kendisinden ayırdetmede kendini bir başka Kişi ile ilişkilendirir, ve dahası ikisi de birbiri için salt Mülkiyet iyeleri olarak belirli-varlık taşır. Kendinde varolan özdeşlikleri ortak istenç ile ve iki yanın haklarının korunması ile birinin mülkiyetinin başkasının mülkiyetine geçişi yoluyla varoluş kazanır — Sözleşmede.
(c) Bir başka Kişiden ayırdedilmiş (b) olarak değil ama kendi ile bağıntısında kendi içinde ayır­dedilmiş (a) olarak İstenç, tikel ­istenç olarak kendinde ve kendi için varolan istenç olarak kendisinden ayrı ve kendisine karşıttır — Haksızlık ve Suç.
Das Recht ist zuerst das unmittelbare Dasein, welches sich die Freiheit auf unmittelbare Weise gibt,
a) Besitz, welcher Eigentum ist; — die Freiheit ist hier die des abstrakten Willens überhaupt oder eben damit einer einzelnen, sich nur zu sich verhaltenden Person.
b) Die Person, sich von sich unterscheidend, verhält sich zu einer anderen Person, und zwar haben beide nur als Eigentümer füreinander Dasein. Ihre an sich seiende Identität erhält Existenz durch das Übergehen des Eigentums des einen in das des anderen mit gemeinsamen Willen und Erhaltung ihres Rechts — im Vertrag.
c) Der Wille als (a) in seiner Beziehung auf sich, nicht von einer anderen Person (b), sondern in sich selbst unterschieden, ist er, als besonderer Wille von sich als an und für sich seiendem verschieden und entgegengesetzt, Unrecht und Verbrechen.
§ 67
§ 67
... Emek yoluyla somutlaşan bütün zamanımdan ve üretimimin bütünlüğünden vazgeçmekle, onlarda tözsel olanı, evrensel etkinlik ve edimselliğimi, Kişiliğimi bir başkasının mülkiyeti yapmış olurum. ... Durch die Veräußerung meiner ganzen durch die Arbeit konkreten Zeit und der Totalität meiner Produktion würde ich das Substantielle derselben, meine allgemeine Tätigkeit und Wirklichkeit, meine Persönlichkeit zum Eigentum eines anderen machen.
 
İdea Yayınevi / Hegel’in Nesnel Tin Dizgesi / Aziz Yardımlı / 2014