İdea Yayınevi / Modern Tin /Aziz Yardımlı
site haritası
 
Yurttaş Toplumu
Yurttaş Toplumu bir özgür İstençler Toplumudur. Tüm ön-modern despotik toplum biçimleri ile karşıtlık içinde, modern Yurttaş Toplumu özgürlük tarafından belirlenir ve evrensel insanlık karakterinin doğuşuna, kültürel türdeşliğe ya da küreselleşmeye götürür.

Yurttaş Kavramının törel içeriği despotik kulluğun ötesine, bireyin ussal İstencinin tüm dışsal, yabancı yetkeden saltık olarak özgür olmasına dek genişler. Modern Toplumda Yurttaş İstenci tüm ön-modern göreli İstençler ile karşıtlık içinde saltık politik Güçtür, çünkü ussaldır, kendinde her bireysel istencin gerçeğidir. Devlet ile karşıt olmaktan öylesine uzaktır ki, tersine Yurttaş Toplumu bir ikinci Devlet gibidir. Bütün bir insanlık tarihinde gerçek egemenlik ilk kez Yurttaş Kavramı ile edimsellik kazanmaya başlar, ve Yurttaş Toplumu Devlette yalnızca ve yalnızca kendi eşitini bulur.

Birey ancak Yurttaş olarak sonsuz Hakkını, Özgürlüğünü, Onur ve Değerini kazanır. İster doğal ister tinsel olsun, her durumda realite, varolan dünya Kavrama karşılık düşmez çünkü Görüngüdür.

Felsefenin kendini Görüngüye göre ayarlama gibi bir sorununun olmadığını, kavramların toplumsal kurgular olmadıklarını anımsamak gerekir. Olgusal varoluş akışta, değişimde olandır ve Kavram görgücü sanının tersine olguların, fenomenlerin, varoluşların izdüşümü olamaz çünkü nesneldir.

Modern toplumsal yapının bir dizge olması ölçüsünde inanç, ekonomi, türe, eğitim gibi bileşenler — genel olarak bütün bir kültürel yapı — bu özsel bileşen ile, Yurttaş Özgürlüğü ile uyum içindedir, tıpkı onun da dizgenin geri kalan bileşenleri ile uyum içinde olmak zorunda olması gibi. Varolan uyumsuzluk giderileceği için bir uyumsuzluktur, ve dizgenin sürekli akışkanlığının, gelişiminin enerjisidir.

Dallas
İstenç Özgürlüğü Duyunç özgürlüğünü zorunlu olarak öngerektirir, ve Özgürlüğünün bilincini kazanan Tinin tarihsel eylemi ussal Özgürlüğü ile yalnızca çelişen ve gelişimini durduran bütün bir gelenek düzenini ortadan kaldırmak ve dünyasını her kıpısında özgür, ussal ölçünlere göre yeniden kurmaktır. Özgürlük Tinin saltık gücüdür.

Modern Toplum Kavramı bireysel İstencin saltık olarak ussal Özgürlüğünün bir çıkarsamasıdır ve modern realite bu kavramın edimselleşme sürecidir.

Yurttaş Toplumunun Devlette saltık güvencesini bulan Hak ve Özgürlük kavramları temelinde işlemesi onun ilkede Devletin karşısında ona yabancı ve onun tarafından denetlenmesi gereken yabancı bir alan olmaya son vermesi demektir.

 

Modern Yurttaş Toplumunun ortaya çıkması için biricik gerek Duyunç Özgürlüğüdür. Hegel'in Tarihin ereği olarak çıkarsadığı "özgürlüğün bilinci" Bireyin, onun Toplumunun ve onun Devletinin de tözüdür.

Yurttaş Toplumu Kavramı kendinde kölelerin ve serflerin varlığına izin vermez ve Avrupa'da doğuşu Özgürlüğün bu feodal kültürü ortadan kaldırma süreci ile koşuttur. Ya da, Yurttaş Toplumu Kavramının reel dünyada edimselleşmesi geleneksel yapı içinden doğmuş olmanın izlerini taşır. Bir Oluş süreci olması Yurttaş Toplumunu başlangıçta eskinin ve yeninin bir karışımı olarak gösterir. Modern Toplum bir Yurttaş ilişkileri alanı olarak ırk, din, dil vb. gibi ayrımları tanımaz, çünkü Yurttaş Kavramı böyle kültürel ayrımların üzerindedir. Bireysel özgür İstencin ve Duyuncun olmadığı yerde özgür Yurttaş Toplumu da yoktur. Duyunç ve İstenç Özgürlüğünü tanımadıkları düzeye dek Asya'nın despotik toplumları bir yana, Katolik ve Ortodoks inanç alanlarında Yurttaş Toplumu — Modern Toplum — olanaksızdır. Bu düzeye dek Tarihin ölü dokuları olan bu gelenek alanlarında modernleşme ancak yabancı olana bir öykünme olarak ve grotesk biçimlerde yer alır. Yurttaş Toplumu Kavramı ancak duyunç ve istenç özgürlüğünün bilinci ile doğar ve buna göre Avrupa'da modern kültürün asıl zemini kurumsal Kiliseyi ortadan kaldıran Reformasyondur. Osmanlı İmparatorluğu bir dinadamları sınıfına izin vermeyen ve inanç özgürlüğünü kabul eden Sünnilik temelinde Duyunç Özgürlüğünü a priori kapsıyordu. Ama dinsel bilincin genel olarak bilincin bir bileşeni olması ölçüsünde, usdışı teslimiyet ve kulluk tini kültürün bütünsel modernleşmesine, bireyselliğin, istencin, kişinin, yurttaşın içsel gelişimine izin vermedi. Modernleşmenin modeli dışarıdan, Hıristiyan Avrupa'dan alındı. Devletin bir İmparatorluk olmasına karşın, kendi içinde özgür Yurttaşlık bilincinin ve modern kurumların gelişimine zemin ve destek vererek kendi temellerini kendisi zayıflattı ve sonunda ortadan kaldırdı. Türk Tininin daha öte gelişimi değişime dirençten başka bir önemi olmayan gelenek tinini yenen Cumhuriyetin özgür istencine aittir. Laiklik ya da Reformasyon Yurttaş Toplumunun temeli değildir, çünkü kendisi Usun gelişmiş modern özbilincinin çıkarsamalarından yalnızca biriidir. Modern Tin kavramı bütününde ussallığı Erek alır ve bu ussallık bütün yapının tüm bileşenlerinin özgürce açınmalarının ve gelişmelerinin zeminidir. Modern Toplum Gelenek ve Yenilik arasındaki çatışmanın alanı olarak bir Oluş sürecidir. Modernlik yalnızca Yenilik iken, Modernizm Yenilik uğruna Yenilik, böylece değişim uğruna değişim, böylece idealsiz, ereksiz bir akışkanlıktır. Modernizmin Klasisizme düşmanlığının nedeni Klasik olanın bir Bilgi, Değer, Anlam, Erdem, Türe idealizmi olması, bütününde ussal olmasıdır.

 
Topluluk
Topluluk belirli öznel özenç biçimlerine boyun eğen bir bağlılık tinidir.

Topluluk özgür istençlerini ileri süren bireylerin değil, ama istençlerini belirli değerlere (boşinançlar, gelenekler) uyarlayan ve onlara gönüllü olarak boyun eğen üyelerin birliğidir. Katolik Kilise bir Topluluktur ve üyeleri Kilisenin öznel yönergelerini tanrısal buyruklar olarak kabul etmek zorundadırlar. Papa yanılmazdır, duyusal sonlu nesneler (ekmek ve şarap) simgesel olarak değil ama tözsel olarak kutsaldır, rahipler tanrısal yetke ile donatılıdır ve günahlar dinadamları aracılığıyla silinebilir. Bir milyarın üzerinde üyesi ile bugün Katolik Kilise kurumsal inancın en büyüğünü temsil eder.

Katolik Kilisenin nesnel Tin açısından birincil önemi duyunç Özgürlüğüne ve dolayısıyla İstenç özgürlüğüne engel olmasıdır. Bu sonlu öğreti altında bilgi de inanç gibi tutsaktır, ve modern toplumun doğuşu için zorunlu olan entellektüel ve politik özgürlük Katolik Kilise altında olanaksızdır. Katolik ülkelerin modern toplum biçimlerine doğru dönmeleri bireylerin kötü Katolikler olmalarına ya da Katolik İnancı terkedip doğrudan doğruya deizme ve ateizme dönmelerine bağlıdır (örneğin Fransa'da Aydınlanma yoluyla olduğu gibi).

Notre Dame Katedrali, Kanada
 
Sünni İslamda bir dinadamları sınıfı yoktur. Bu inanç alanında birey duyuncunda ve istencinde başka bireylerin kutsallık savında olan özençlerinden saltık olarak özgürdür. İslamın hemen doğuşunda ortaya çıkardığı olağanüstü bilimsel ve felsefi, toplumsal ve politik gelişme tini bu özsel özgürlüğün ürünüdür. Dünya Tarihinin sürecinde İslamik kültür birikimi olmaksızın modern Germanik uygarlığın kendisinin doğuşu saltık olarak olanaksız olurdu. İslamik kültürlerin geri kalmalarının nedenini İslamın pozitif içeriğinde aramak böyle içeriğin yorumlara açık olması, neyin inanca özsel ve neyin dışsal olduğunun ayırdedilebilmesi zemininde de geçersizdir. Aynı pozitif içerik Hıristiyanlıkta da vardır.

İslamik kültür, çağdaşı olan Hıristiyanlık ile tam bir karşıtlık içinde, Helenik-Helenistik kültürü tanıdı, onu öğrendi, ve başlangıçta bilimsel düşünceyi bir gözdağı olarak görmek yerine onu koşulsuz olarak destekleyerek daha öte geliştirdi. Ama Zaman içinde dinsel realite dinsel düşünce yapısına doğru evrimlendi, duyusal-Katolik Hıristiyanlık Reformasyon ile tinsel Hıristiyanlığa doğru evrimlenirken, Müslümanlık özsel teslimiyet karakterini varoluş biçiminde göstermeye, insanı Kullaştırmaya yöneldi. Protestanlıkta insan Tanrıyı üzerinde yabancı bir güç olarak değil ama onunla aynı tözü paylaşan bir varlık olarak anlamaya ve böylece kendini saltık değeri içinde tanımaya başlarken, İslamda insan yüce, ulu ve soyut bir Tanrı karşısında altgüdümlü, değersiz, ikincil bir karaktere bürünmeye başladı. Birincisi Bireyi ortaya çıkarırken ve insanın saltık tin olarak gelişmesine karşı engel olmaya son verirken, ikincisi Bireyin ortaya çıkmasını engelledi. Birincisi özgür duyunç ile bir Eylem, bir değişim ve gelişim dünyasına şekillenirken, ikincisi İstençsiz, özgürlüksüz ve eylemsiz bir gelenek tinine pıhtılaştı. Modernlik özgürlük tinidir — Duyunç Özgürlüğü ve İstenç Özgürlüğü olarak değersiz olanı, geleneksel olanı olumsuzlama, ve ussal ereksel değişim olarak kesintisiz yenileşme ve gelişme tini.

Özgürlük sonsuz bir estetik, etik ve entellektüel gizillik olan Tini kendi özünü edimselleştirmeye, tüm dünyasını gerçek insan dünyası yapmaya olanak tanıyan bir değişim, bir akış, bir oluş sürecidir. Değişime kapalı despotik gelenek tini değişen ve gelişen özgürlük tini karşısında yalnızca geriler, güçsüzleşir, sefilleşir, çirkinleşir.

 
Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)
İkinci Kesim
Yurttaş Toplumu

§ 18
Zweiter Abschnitt
Die bürgerliche Gesellschaft

§ 182
Kendi için tikel erek olarak varolan somut Kişi, bir gereksinimler bütünü olarak ve doğa zorunluğunun ve özencin bir karışımı olarak Yurttaş Toplumunun ilkelerinden biridir; ama tikel kişi özsel olarak böyle başka tikellikler ile öyle bir bağıntı içindedir ki, her biri geçerliğini ve doyumunu başkaları yoluyla bulur, ve aynı zamanda bunu saltık olarak yalnızca buradaki ikinci ilke olan evrensellik biçimi ile dolaylı kılınmış olarak yapar.
Die konkrete Person, welche sich als besondere Zweck ist, als ein Ganzes von Bedürfnissen und eine Vermischung von Naturnotwendigkeit und Willkür, ist das eine Prinzip der bürgerlichen Gesellschaft, — aber die besondere Person als wesentlich in Beziehung auf andere solche Besonderheit, so daß jede durch die andere und zugleich schlechthin nur als durch die Form der Allgemeinheit, das andere Prinzip, vermittelt sich geltend macht und befriedigt.

Topluluk ve Toplum
Topluluk dinsel değerlerde ortaklık yoluyla biraraya gelir ve o değerlere uygun olmayan dünyasal bileşenleri dışlar. Toplum dünyasal değerlerde ortaklık yoluyla biraraya gelir ve benzer olarak o değerlere uygun olmayan dinsel bileşenleri dışlar. Reformasyon dinsel duyguyu yalnızca bireyin yüreğine yerleştirerek ve dinadamları sınıfını ve kurumsal Dini ortadan kaldırarak dinsel değerlerin Törellik alanındaki belirleyiciliğini de ortadan kaldırdı. Martin Luther'in Amacı Hıristiyanlığa Katolik Kilisede başından bu yana bastırılmış olan gerçek özünü, asıl inanç temellerini yeniden kazandırmaktı. Bu yapıldığında ve Kilise Germanik İmparatorluk alanının büyük bir bölümünde bir kurum olarak ortadan kaldırıldığında, sonuç bütün bir Kuzey Avrupa'da törel yaşamın aşamalı olarak özgürleşme sürecine girmesi oldu. Bireyler arasındaki ilişkileri belirleyen yabancı yetkenin yerini Devletin yasal yetkesi aldı. Modern Yurttaş Toplumu insanların dışsal yetkeden özgür olan İstençler olarak gelişen ilişkilerinden doğar. Biraraya toplananlar inançsız, ahlaksız, duyunçsuz bir kalabalık değil, ama tam tersine inançta, duyunçta, ahlakta insan tininin ancak Özgürlük içinde ulaşabileceği törel karakteri kazanmaya yönelen özgür bireylerdir. Katolik duyunç-köleliği ile karşıtlık içinde, Protestan Duyunç-Özgürlüğü gerçek törel karakter gelişiminin zeminidir. Modern dünyada insan karakterinin gelişmekte olan ölçünlerini Afrika'da, Latin Amerika'da, Orta Doğu ya da Asya'da değil, ama Germanik Tin alanında buluruz. Germanik Tin Almanya ile kısıtlı değildir. İngiltere'yi de kapsamak üzere Kuzey Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya ve daha başka yerler Germanik Tinin birincil ve belirleyici kültür olduğu bölgelerdir. Özgür istencin ve Duyuncun gelişimi başka her gelişim durumunda olduğu gibi Zamanda yer alır, ve bütün bir kültürün kendini Özgürlük ilkesine göre göre yeniden biçimlendirme sürecinin kendisi — bir Oluş sürecinin çelişkili karakteri gereği — içinden çıktığı eski kültürün belirlenimleri ile yüklüdür. Modern dönemde görünen Kölecilik, Sömürgecilik, Nazizm, Ortaklaşacılık gibi arkaik kültürel biçimler bir yandan Avrupa kültürünün sözcüğün tam anlamıyla Tarihe ve Uygarlaşma sürecine geç girmesine bağlı moral yetersizliğin sonuçları iken, öte yandan bu sorunlar Katolik ve Ortodoks boyuneğme alanlarının aşamalı olarak Protestan özgürlük ilkesinin güdümüne girmeleri yoluyla bu tinin kendisi tarafından çözüldüler. Martin Luther
Luther'in Amacı yalnızca Duyunç Özgürlüğünün tanınmasıydı. Ama öngörmediği sonuçlar ile karşı karşıya kaldı. Özgür bireysel istençler temelinde yeni bir Törelliğin doğması, buna bağlı olarak entellektüel, tecimsel ve politik bileşenleri ile modern toplumsal yapının ve modern törel karakterin şekillenmesi Luther'in ve aynı davayı savunan başka Protestan önderlerin öngörmedikleri ve öngöremeyecekleri sonuçlardır. Dinsel yetkenin ortadan kaldırılması aşamalı olarak toplumsal ve politik ilişkilerin bütünüyle bireylerin özgür duyunçları ve istençleri tarafından belirlenmesi süreci ile birlikte ilerledi.

Ekonomi

Toplum bir gereksinimler dizgesidir.

Yurttaş Toplumunun öğesi tüzel Kişidir, ve tüzel Kişi hakkın belirli varlığıdır. Mülkiyet sahibi olarak Kişi kölenin, serfin, istençsiz kulun tersine özgürce Sözleşme yapabilir. Yurttaş Toplumu tüzel Kişiler için bir ilişki alanı olarak Pazardır.

Yurttaş Toplumunun ekonomik karakterinin çözümlemesi için bkz. Hegel'in Tüze Felsefesi'nde Ekonomi
 

Modern Törellik ve Din
Modern Toplumda Yurttaşlar mülkiyet iyeleridirler, özgürce sözleşme ve alış-veriş ilişkilerine girerler, duyunç özgürlükleri neyin iyi ve neyin kötü olduğuna kendilerinin karar verme haklarıdır. Yasalarını özgürce kendileri yaparlar ve onlarda boyun eğdikleri güç kendi ussal istençleridir. Nesnel Tin alanı bütününde İstenç belirlenimleri alanıdır — Mülkiyetten Devlete dek. Dinsel İnanç bu alanın kategorileri arasına değil, ama Saltık Tin alanına aittir. Bu ussal dizgesel zeminde, Modern Toplum alanı dinsel yetke adına bireysel özenç tarafından belirlenmeyi olanaksız kılar. Dinsel inancın modern bireyin duyuncu üzerinde etkili olduğu düzeye dek, Din bir başka yoldan, duyunç özgürlüğü yolundan modern toplumsal belirlenimler alanına girer ve istenç üzerindeki belirleyiciliği yoluyla bütün bir Nesnel Tin alanının temeline yayılır. Buna göre Modern Toplum dizgesinin İnancı bastırması ya da onsuz olması söz konusu değildir, tıpkı Felsefesiz ve Sanatsız da olmaması gibi. Din kavramının ait olduğu Saltık Tin alanında yer alması olgusu onu güçsüzleştirip etkisizleştirmek yerine, tam tersine onu gerçek Din olarak güçlü ve etkili kılar. Buna karşı Kutsal olanın bir rahipler sınıfının özencine altgüdümlü olması Dini gerçek Kavramından koparır ve eğitimsiz ikiyüzlülüğün bir aracına indirger. O zaman Dinin yalnızca adı vardır, ruhu değil. First Babtist Church
İlk Baptist Kilise; Baptist Kiliseler İngiliz Puritanlığından doğan ve Anabaptist eğilimler gösteren Evangelik Protestan kiliselerdir. — Amerikan Başkanlarının dinsel eğilimlerini gösteren bir Wikipedia sayfası için burayı tıklayın.
 
Gelenek ve Modernlik
Yurttaş Toplumu ya da Modern Toplum biçimi ancak Reformasyonun ortaya çıkardığı Duyunç Özgürlüğü zemininde doğabilirdi. Bu düzeye dek modernleşme sürecinde olan bütün bir çağdaş dünya kültürü şu ya da bu biçimde Protestan Törelliğe bir öykünmedir. Japonya gibi bireysel özgürlüğü tanımayan Gelenek kültürlerinin görünürdeki modernlikleri bütünüyle Protestan Batıdan ödünç alınmış ya da doğrudan doğruya onun tarafından dayatılmış belirlenimler üzerine kuruludur, çünkü özgür istencin yokluğunda bunların yerel olarak üretilmeleri olanaksızdır. Çin'in gelenek ve yetke kültürünün modernlik görünüşünü kazanması da benzer olarak bir öykünmedir ve görünürdeki yenileşmenin arkasında törellik aynı yetkeci doğasını sürdürür.

Katolik Kilisenin Latin dünyasında Reformasyonu ezmesine ve geleneğe bağlılığını sürdürmesine karşın, bu inanç biçiminin zayıflaması ya da milyonların ateizme dönmeleri yoluyla Katolik ülkeler kendilerine özgü modernleşme süreçlerini geliştirdiler. Bu kültürlerde geleneksel törel doku ya olduğu gibi kalır, ya da dinsel değerlerden vazgeçerek toplumun törel dokusunu başka yollarda zayıflatırlar (Fransa, İtalya, İspanya, İrlanda).



Çin'de yalnızca dışsal görünüş, yalnızca gece moderndir — ve yapay bir parılı arkaik kültürü gizler. Gün ışığında Çin 5.000 yıl öncesinin, boş bir sayfadan oluşan Tarihin törel döküntülerini sergiler. Budist Asya kültürleri görünürde modernleşirken,
insanların yürekleri ve bilinçleri arkaik geleneklere sarılmayı sürdürür. Asya'da değişimin yönü dışarıdan içeriye, görünüşten öze doğrudur. Değişim binlerce yıla meydan okuyan bu çok dayanıklı kültürel belirlenimleri insan Tininin yetenekli olduğu ilginç, çarpıcı, giderek belki de hayranlık verici, ama gene de Usun ileri yürüyüşünün önünde saltık olarak dayanıksız, geçersiz, boş biçimler olarak gösterir. Tinin değişim süreci Asyatik biçimlerden çok daha yüksek, çok daha değerli, çok daha güzel kültürel biçimleri de Tarih yapmıştır. Tin dirimlidir. Dinginlik ve Değişmeme onun ölümüdür.

 


Geleneksel Değer ve Modern Değersizlik
Yalnızca biçimsel olarak ya da görünürde modernleşen gelenek kültürleri özsel olarak değişemedikleri ve yeni bir Törellik üretemedikleri düzeye dek zorunlu olarak eski değerlerine sarılırlar ve dışsal görünüşleri özsüz kalır. Hangi tikel kültürde olursa olsun, genel olarak Tutuculuğun her biçiminin kaynağı ussal Özgürlüğe gösterilen bu dirençte, Geleneğin süredurumunda yatar. Geleneğin özgür bireysel Duyunç üzerine dayanmaması, tersine ona dışarıdan dayatılan bir yetke olması ve sorgusuz bir boyuneğme istemesi Geleneğin moral değerinin bilgisizliğe ve duyunçsuzluğa dayanması, böylece moral ve değerli olmaması demektir. Geleneğin toplumsal akışkanlığa, değişime kapanmış bir alışkanlık tini, kendini Tüzeye, Ahlaka ve Türeye karşı sorgusuzca yineleyen devimsizlik ve dirimsizlik olması ölçüsünde, geleneksel tine başlıca gözdağı Bilgi ve Özgürlüktür, çünkü bu iki kategori değişimin ve gelişimin anahtarıdır. Gelenek, eğer gerçekten Gelenek ise, moral, törel, politik, estetik Gelişime, genel olarak İnsanın gerçek kendisi olmasına izin vermez. Gelenek Bilgiye ve Özgürlüğe dayandığı için değil, ama insan olmanın bu saltık değerlerine dayanmadığı için Gelenektir. Gelenek karakteri buna göre köle bir karakterin göstereceği her özelliği gösterir: Bilgisizdir, Eylemsizdir, Güzelliksizdir. Modern Yurttaş Törelliği bir özgür Duyunç ve İstenç tini olduğu için geleneksel değerler ile bağdaşmaz, ve onu sınırlayanları ortadan kaldırır, ona ilgisiz olanlara ilgisiz kalır. Birer kültürel kalıt olan Gelenekler insan davranışlarını düşüncesizce belirleyen törel ölçünlerdir — neyin giyileceğinden neyin yeneceğine ya da yenmeyeceğine dek. Gelenekler değerler olsalar da bunlar bilgiye ve usa dayalı değildirler. Tam tersine, sorgulanamamaları usdışı olmalarından kaynaklanır ve sorgulanmaları ortadan kalkmalarını getirir. Geleneklerin toplumsal bağ olarak işlev gördükleri düzeye dek, onlar tarafından birarada tutulan törel yapılar ancak onlar kadar dayanıklıdır. Bu boş belirlenimler gene de bir gelenekler türlülüğüne bölünmüş dünya bölgelerinde, Afrika'da, Asya'da, Orta Doğu'da, bu kültürel birliklerin birbirleri ile bir Nefret ilişkisine girmelerinin ve birbirlerini yoketmelerinin önüne geçemezler, çünkü bu türlülük içinde her biri başkalarında yalnızca kendi olumsuzlanmasını, yokoluşunun gözdağını görür. Barış içinde birarada varolabilirler, ama ancak ve ancak tümünü denetim altına alacak bir üst-despotun egemenliği altında, çünkü despotları ancak daha güçlü despotlar yönetebilir. Bu egemenlik herhangi bir nedenle ortadan kaldırıldığında (örneğin ABD'nin Irak'ta yaptığı gibi), geleneğin Barışı kendinde en usdışı Savaş olduğunu gösterir. Bu topluluklar bütünüyle boş, anlamsız, aptalca belirlenimleri saltık Değerler olarak görür ve varoluşlarını onlarla bir sayarlar. Değişmeleri birer kültür olarak yok olmalarıdır. Gelenekler törel doğrulukları açısından sorgulanmamaları nedeniyle İnanca değil ama Boşinanca aittirler. Gelenek Dinin ussallığı ölçüsünde Dinin kendisi ile de ilgisizdir ve sık sık Dine aykırıdır. Modern Toplum bir Değerler birliği değildir, çünkü Değerler salt Gereksinimler zemininde varolan bir birliğin zemini için fazla özneldirler, aslında engelleyicidirler ve sık sık özgür ilişkileri ile çatışırlar. Modern Törellik dahaçok toplumsal yaşamın her boyutunu düzenleyen ussal Kuralların bir alanı olarak işler ki, bunlar geleneksel yaşamın gökten gelen usdışı kuralları ile ile karşıtlık içinde modern Toplumun işlerlik ve etkerlik için gereksinimleridirler. Bir çıkarlar birliği alanı olması modern Toplumu aynı zamanda çıkar çatışmaları alanı da yapar, ve her iki durumda modern toplumsal ilişkilerde bireyler birbirlerinin karşısına Değerleri ile değil ama yurttaşlık Hakları ve Ödevleri olan bireyler olarak çıkarlar. Geleneksel-değersel ilişkilerin yerini yabancılar arasındaki öz-çıkar ilişkileri alır. Bu olgu Modern Toplumun yabancılaşma alanı olarak görülmesinden ve Değeri yanlış yerde, Modern Toplumun kendisinde arayan geleneksel tinin nihilizme düşmesinden sorumludur. Modern Toplum karşısında birey gerçek Özgürlüğü içindedir ve Değerlerini bu Özgürlük zemininde kendisi belirler. Erdeminin önünde saltık olarak hiçbir sınır yoktur. Sonlu ve yerel geleneksel Değerlerin ortadan kaldırılması ve yerlerinin bütünüyle yalın, ussal, evrensel törel belirlenimler tarafından alınması modern Toplumun özsel türdeşleşmesini getirir. Bu kendinde bütün bir insanlığın bir evrensel ussal törel belirlenimler dizgesine doğru örgütlenmesi demektir. Burada Tinin bütün bir usdışı kültürel biçimleri, kültürün anlamsız, giderek düşmanlık besleyici türlülük görünüşü ortadan kalkma eğilimine girer. Toplumların kültürel türdeşleşmeleri Küreselleşme sürecinin bir boyutudur. Toplum yalnızca Gereksinimlerin doyum alanı olduğu ölçüde ilgisiz geleneksel değerleri dokusundan ayıklar. Geleneksel Değerlerin (Noel, bayramlar vb.) Yurttaş Toplumunda sürmeleri biçimseldir, Tinin genel eğitimsizlik durumuna karşılık düşerler, ve özellikle bu boşinanç süreçlerinden kâr elde edilmesi ölçüsünde kollanır ve desteklenirler. Özgürlüksüzlük Eylemsizlik ile bir ve aynı şeydir, ve bu düzeye dek, modernleşme sürecine giren geleneksel kültürün saklayacak hiçbir Geleneği yoktur, çünkü özgür olmadığı, bireysel Duyunç ve İstenci tanımadığı düzeye dek Gelenek moral değildir ve böylece saklamayı hak eden bir Değer değildir.

 


Yurttaş Kavramı

Eugene Delacroix — Özgürlük Halka Önderlik Ediyor

Yurttaş Kavramı genel olarak bir Devletin üyesi olmayı ve hak ve ödevleri açısından onun yasaları altında durmayı imler. Ama bu Yurttaş kavramının bütün içeriğini temsil etmez. Yurttaş kavramını modern tinin düzleminde alırsak, Yurttaş Duyuncu ve İstenci saltık olarak özgür olan bireydir ve bu Özgürlük Yurttaşın Yasalarını kendisi yapma, Devletini kendi istenci ile saltık olarak uyumlu kılma, kendini ussal İstencini Devlet yapma Hakkıdır. Roma İmparatorluğunun yurttaşlarına yasaları çeşitli imparatorluk yetkeleri tarafından yapılı olarak verilirdi, yurttaşlar bu yasaları yalnızca kabul ederlerdi ve ancak bu yasalar altında ve onların izin verdiği ölçüde özgür idiler. Osmanlı yurttaşları ve daha başka imparatorlukların yurttaşları için de aynı şey geçerliydi. Ama Yurttaş kavramı bireyin Duyunç ve İstenç Özgürlüğünü kapsadığı düzeye dek Yasaların bireyin istencinin anlatımı olmasını gerektirir ve bu yetkinliğe ancak Duyunç ve İstençleri özgür olan Yurttaşlar ulaşabilirler. İstencini Yasa yapabilmek için Yurttaş erdemli olmalıdır. Erdem ise ancak özgür bireyin karakteri olabilir. Bu nedenle Yurttaş Toplumunun oluşumu Devletin oluşumunu öncelemez. Yurttaş yasalarını egemen tarafından verili olarak da kabul edebilir, onları kendi İstenci ile uyum içinde sayıp onaylayabilir ve varoluşunu 'özgürce' onlara boyun eğerek sürdürebilir. Ve gene de böyle 'özgürlük' henüz eksiktir, ve yasaları Yurttaşların kendileri tarafından yapılmayan ya da onların istencini anlatmayan Devletler Devlet Kavramının gerisine düşerler, ve gelişmeleri için önlerinde almaları gereken biraz daha yol vardır. Kavramına göre, Yurttaş Yasasında kendi gerçek İstencini bulmak, bunun için onu kendisi belirlemek zorundadır. Ama bunun için Yurttaşın kendisi Özgürlüğün değer, onur ve sorumluluğunu kazanacak denli gelişmiş, Erdem kazanmış olmalıdır. Ve böyle Yurttaş yalnızca Devletin uyruğu değil, ama Devletin özü, aslında Devletin kendisidir. Buna karşı Devleti kendi öznel, ideolojik, dinsel vb. kaygılarının hedefi olarak gören bilinç biçimleri henüz Özgürlük bilincine yabancı geleneksel ve yetkeci kültüre aittirler. Bu arkaik biçimler bugün de bütün bir Doğu Dünyasının politik yapısını belirlemeyi sürdürürler. Türk halkının yaygın ve derin eğitimsizliği ile orantılı olarak Devlet herhangi bir biçimde onun kavramı ile bağdaşmayan halk politikacıları tarafından barbarca yönetilmeyi sürdürür. Bunu bile yapamadıkları zaman ussal özgür Anayasa Tini durumu yeniden toparlama işini yerine getirir. Türk Tininin başlıca çelişkisi Anayasa ile bu Anayasaya denk düşmeyen halk kültürü arasındaki eşitsizliktir. Buna göre bir Erdem rejimi olması gereken Demokrasi kendi temellerini kazma gözdağını verdiği zaman Anayasa tininin kendisinin Ulusun ve Devletin varlığını koruması gerekir. Özgürlük korkusu henüz bütün bir kültürü damgalayan bu eğitimsizliğe ve gelenekçiliğe bağlıdır.

Yurttaş özgür istenci ve duyuncu yoluyla politik bilince ve sorumluluğa yetenekli olan bireydir. Yurttaş kavramı modern dönemin doğuşuyla birlikte hemen tam içeriği ile edimselleşmedi. Aşamalı olarak gelişti, ve İsviçre gibi Reformasyona önemli katkılarda bulunabilmiş olan bir ülkede bile kadınlar seçme ve seçilme haklarını 1970'lerde kazandı. Modern Yurttaş Toplumu yalnızca bir uyruklar toplumu değildir. Orada her bir birey özgür bir İstenç olarak kendi için sonsuz Erektir. Yurttaş kendinde Yasa Tinidir ve bu düzeye dek Devlet ve Yurttaş bir ve aynı ussal İstenci anlatır. Yurttaş Toplumu 'Kapitalist Toplum' Değildir
"Anamalcı Toplum" anlatımı Anamalın Yasanın da üzerinde olma noktasına dek belirleyici olduğunu kabul ettiği için modern Yurttaş Toplumunu anlatmak için uygun değildir, tıpkı "Köleci Toplum" anlatımının Klasik Dönem kent-devletlerini anlatmak için geçersiz olması gibi. Modern Toplum özgür Yurttaş Toplumudur, ve özgür Yurttaş Kavramı yurttaşın İstencinin Yasamacı olmasını anlatır. Anamalın şu ya da bu düzeyde Devlet kurumları üzerinde etkili olması modern Yurttaş Toplumu Kavramına ait değildir. Evrensel Özgürlük kavramının ilk kez ileri sürülmesi bu kavramın dolaysızca bütün bireyler tarafından bilindiğini ve yaşama geçirildiğini anlatmaz.
 

Modernlik
Modernlik Kavramı Yenilikten, yeni olmaktan başka birşeyi anlatmaz ve Kavrama yüklenen başka her belirlenim kavramın kendi nesnel açınımından çıkarsanmalıdır. Yeni olan o denli de kendinde Eski olandır, çünkü Yeni olmak zamansal olarak Şimdide olmak, ama Şimdide olmak ise varolur olmaz ortadan kalkmaktır. Yenilik durumunda ortadan kalkmak Eski olmak, eskimek demektir. Modernlik bu yüzden kötü sonsuzluğu, her zaman sonluda kalan ve böylece her zaman aşılması, her zaman daha öte yenileşmesi ve yenileşir yenileşmez eskimesi olanaklı bir değişim sürecini, kesintisiz bir akışkanlık durumunu imler. Modernliğin olumsuz yanı bu kötü sonsuzluk, ereksizlik yanıdır. Modernizm var olanın sürekli ortadan kalkışı ve yeni olana dönüşümü olarak Aydınlanmanın İlerleme kavramı ile örtüşür. İlerleme salt olumsal bir hedeften ve yönden daha ötesi olan belirli Ereği göstermez ve Ereksellik imleyen Gelişme kavramı ile bir değildir. Buna göre değişim herhangi bir yöne, herhangi bir amaca doğru olabilir ve ilerleme kavramı insan doğasının erekselliğini kapsamaz. Tin Nazizme ve Bolşevizme, Nihilizme ve Pozitivizme, Kübizme ve Postmodernizme doğru "ilerleyebilir." Tümü de Tinin olanaklı Görüngüleridir, belirli ilkelere bağlılık temelinde açındırılan dizgelerdir. Modernliğin bu akışkanlığı ve bitimsiz devingenliği Tinin tüm açınımının üretilmesi için zorunlu olan süreçtir. Süreç Usun ve Özgürlüğün denetiminde olmadığı sürece Gelişme ile çakışmaz, çeşitli özenç biçimlerini ilke alır, ve Duyunç bu yüzden bu nihilist Modernliği doğrulayamaz. Bu sürekli yenileşme sürecinde Us ve Özgürlük kavramlarının belirsizliği ve bilinçsizliği, Gelişimin bu özsel Ereğinin yadsınması süreçte yaşanan tüm sapmaların, tüm usdışı, duyunç dışı ve duyarlık dışı biçimlerin zemininde yatar. Tinin açınımı usdışı olanın, duyunçsuz olanın, kötü olanın açınımını da kapsar. İnsan hiç kuşkusuz erdemsizliğe, kötülüğe, çirkinliğe yeteneklidir ve insan doğası sonsuza dek olumsuz olanın bu olanaklarını taşıyacaktır. Ama bunların yenilmesi insan doğasının kendisinin bilinmesine bağlıdır ve bu doğanın özsel olarak bilgi, duygu ve beğeni yetileri olması bu yetilerin olumsuzlanmasının değil ama doğrulanmasının güvencesi olmak için saltık olarak yeterlidir. Modernlik bu akışkanlığı içinde herhangi bir evresinde doğrulanacak ve aklanacak bir kalıcılık değildir, çünkü savunulan daha savunulurken kendini ortadan kaldırma sürecine girmiştir. Her insanın a priori savunduğu ve doğruladığı şey Özgürlük ve Gelişme Erekleridir. Ama bu Erekler, İnsanın Törel, Ahlaksal ve Özdeksel gelişimi modernizmin akışkanlığında hiçbir biçimde güvence altında değildir. Modernlik yalnızca ereksiz bir Oluş sürecidir ve bu ereksiz ilerlemenin yolunu çizmek Usun kendisine düşer.
Şimdi bir kıpıdır, momenttir. Sonsuz küçüklükte olmak Hiçlik değildir, ama Varlık da değildir. Varlık ve o denli de Yokluktur ve bu ise tam olarak Oluş kavramının içeriğidir. Oluşta olan yoktur, çünkü oluşmaktadır. Ama o denli de Vardır, yoksa oluşması olanaksızdır.
Modernlik uğruna modernlik, bu belirlenimsizlik örneğin Sanatta kendini dayanaksız olanı, geçici olanı doğrulayan ve kalıcı olanı, klasik olanı yadsıyan kübik biçemin doğuşunda gösterir. Yine, moral olarak kendini nihilizmde gösterir. Klasik olanın salt klasik olduğu için yadsınması olarak bilimde, örneğin ussal içeriğe usdışı kurgular dayatma girişimleri ile Aritmetikte, Geometride, Fizikte vb. gösterir.
 
 
Yurttaş Toplumu Bir Gereksinimler Dizgesidir
Yurttaş Toplumunda bağ Ailede olduğu gibi sevgi değil ama öz-çıkardır. Devlette birliği duygu değil ama yasa sağlar. Soyut olarak ya da Kavramına göre görüldüğünde, Modern Toplum birbirleri için duydukları sevgiden değil, ama özdeksel gereksinimlerini karşılamak için biraraya gelen bireylerin birlikteliğidir. "Yurttaş toplumunda her üye kendi ereğidir, onun için başka herkes hiçbirşeydir " (§ 182). Toplumda ve tüm sivil toplum örgütlerinde ve kuruluşlarında insanlar birbirleri ile özsel olarak özdeksel ve tinsel çıkar ilişkileri için biraraya gelirler. Yine aynı soyutlama içinde düşünüldüğünde, modern toplumda insanlar birbirlerini yalnızca kullanırlar. Bu düzeye dek toplumsal Törellik eksiksiz bir bencillik alanı olarak görünür ve Liberalizmin Din ve Devletin bu saltık bencillik alanına karışmasını enaza indirgeme ya da bütünüyle kaldırma eğilimi, tüm toplumsal alanın Görülmez Elin düzenlemesine bırakılmasını istemesi bu bireyciliğin ya da bencilliğin bir çıkarsamasıdır. Modern Yurttaş toplumu bir değiş-tokuş ilişkileri dizgesidir, özsel olarak bir Pazardır. Burada özgür bireysel istençler arasındaki ilişkilerin ve dolayısıyla bütün bir toplumsal dizgenin işlemesi karşılıklı yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlıdır. Bu özel bir Törellik anlayışını, bir Ödev, Yükümlülük ve Sorumluluk bilincini gerektirir. Bu alanda gerekli olan Dürüstlük, Türe, Yöntemlilik, genel olarak toplumsal ussallık ancak özel bir karakterin, özgür duyuncu ve özgür istenci olan bireyin yeteneğidir.
 

Toplumculuk ve Bireycilik
Toplum ve Birey arasındaki karşıtlık politik-ideolojik düzleme Toplumculuk ve Bireycilik arasındaki karşıtlık olarak yansır. Ama Bireyin Toplum pahasına ve Toplumun Birey pahasına bu tek-yanlı gözardı edilmesinin ya da bu analitik idealitenin karşısında diyalektiğin realitesi durur. Toplum ve Birey karşıtlar olarak ancak birlik içinde varolabilirler, biri kendinde ötekidir. Edimsel politik dünyada bu eğilimler aşırılıklarını törpülerler ve yürürlükteki dizgenin başat kutuplaşması olarak özgür politik süreci belirlerler. Bu iki parti dışındaki sol ve sağ politik eğilimler ve bunların partileri arkaiktir, Özgürlük İstencinden yoksundurlar, ve modern topluma ait değildirler. Tarihsel olarak değerleri ve önemleri kalmamış artık bilinç alanlarının saçma özlemlerine ve delice düşlemlerine anlatım verirler. Sağ ve sol ideolojileri Özgürlük korkusu ve dolayısıyla Nefret yüklü bu artık bilinç alanları üretir, ve yine bu nefret bölgesi ideolojinin zorunlu bir bileşen olarak gereksindiği düşünsel ve fiziksel Şiddetin ruhsal kaynağıdır. İdeoloji bir Aydınlar azınlığının Devleti, Politik Gücü ele geçirme tasarıdır. Bunun olanağı o Halkın Özgürlük bilincinden yoksunluğu üzerine dayanır. İdeoloji Lenin'in açıkça gördüğü ve belirttiği gibi halkın ya da sınıfın Bilinci ve İstenci değil, ama kendini onun üzerinde ve kendinde ona egemen olma hakkını gören Partinin İstencidir. Sağ ve sol ideolojiler Özgürlük İstencine karşı olmaları zemininde Devlet Gücünü ancak Zor ve Şiddet yoluyla, İç Savaş yoluyla ele geçirebilirler. Buna göre ideolojinin bakış açısı bir Dost ve Düşman ikiliğidir ve yansızlık bile yadsınır, çünkü Düşmanın işini kolaylaştırıcı olarak görülür. Sosyal Demokratlar Nazizme direnmediler ve sonunda kendileri de Naziler tarafından yokedildiler. Bu olgu ideolojik sanatçılar tarfından şiirsel olarak da anlatılır. Ama aynı Sosyal Demokratlar o şairlerin kendileri tarafından da yokedileceklerdi ve Sovyetler Birliği'nde olan buydu..

Modern Toplum ve Yenileşme
Klasik olan kendi kavramı gereği daha öte değişime, daha iyi ve daha güzel olmaya gereksinmez, çünkü idealdir. Daha öte gelişmez, çünkü göreli olarak değil, saltık olarak gelişmiştir ve tüm başkalaşımı, tüm öte-yanı, tüm sınırı ortadan kaldırmıştır, sonsuzdur. Helenik Tin insan doğasının gelişiminde yalnızca sınırlı bir aşamaya ulaştı ve evrensel Özgürlüğü kavrayamayan bilincinde kendi içine kapandı. Bu katılaşmayı ve erken sağlamlaşmayı ilkin Helenik törelliği ve mitolojiyi sorgulayan Sofistler ve Sokrates bozdu. Pozitif Hıristiyanlık bu dünyayı geçici ve değersiz olarak görürken, klasik tinin kalıtını üstlenen İslamik tin insan gizilliğinin gelişiminde çok daha yüksek bir aşamaya, evrensel Özgürlük kavramının eşiğine dek ulaştı. Modern Özgürlük ilkesi ise insan doğasının sonsuz gizilliğinin bilincidir ve bu ilkenin doğuşuyla İnsan Doğasının Gelişiminin önünde onu edimselleştirmekten başka, Zamandan başka hiçbir engel kalmaz. Modern Tin Özgürlüğünün bilincindeki Tin olarak sürekli bir değişim, başkalaşım, yenileşme etkinliğidir. Herakleitos'un ırmağı gibidir ve orada herşey akış içindedir, hiçbirşey dayanıklı ve kalıcı değildir. Yeni olan ortaya çıkar çıkmaz eskir ve bu dinginlik yoksunluğu kültürü yalnızca kaotik bir türlülük içinde değil ama sürekli bir ilerleme ve gelişim durumunda tutar, çünkü Tinin akışkanlığı gelişimden başka birşey değildir. Tinin gerçek bilişsel, törel ve estetik belirlenimlere doğru açınımı için gereken şey bu akışkanlıktır. Bu durum modern toplumun sürecini bir başkalaşımlar, bir aşamalar dizisi yapar. Bir yandan geleneksel törellikten kalan belirlenimler yenileşmekte olan süreçte varlıklarını sürekli azalmakta olan bir ölçekte sürdürürken, öte yandan modern Tin varoluşunu iyi ve kötü, doğru ve eğri her yönde açındırır, bilgisini durmaksızın arttırır, moral olarak büyür ve estetik duyarlığını geliştirmeyi sürdürür. Modern özgürlüğün kaba sınırsızlığı içinde, Kötü, Çirkin ve Yanlış da kendilerini ortaya koyma fırsatını bulur. Bütün bu sürecin egemeni Tinin kendisinden başkası değildir, ve sonun iyi birşey olacağı insan doğasının özsel ussallığı tarafından güvence altına alınır. Gelişme ancak Özgürlük içinde olanaklıdır, ve Tinin kendi en gerçek özünden, Özgürlükten korkması için bir neden olamaz.
Yenileşme yalnızca içinde yaşadığımız çağa değil, ama bütün bir tarihsel sürece ait bir kavramdır. Eskinin karşıtı olarak Yeni yalnızca ortaya çıkanı, böylece sonlu ve geçici olanı açığa serer. Ve geçici olan Değerli, Saltık, Eksiksiz olan değildir. Ama yeni olanın gerçeği ya da Kavramı ortaya çıkar çıkmaz Eski olmaktır. Yenileşme böyle alındığında sürekli değişim, başkalaşım, oluştur. Gene de bu bitimsiz görünen süreçte yenileşen ve böylece yalnızca büyüyen şey Tindir, çünkü Tin Kavramı bir gizillik olarak erekseldir ve kendini edimselleştirme Özgürlüğü altında durur. Süreç Tinin tüm gizilliğini sergileme yatkınlığı olarak Tinin yetenekli olduğu olanaklı tüm biçimlerin sergilenişidir. Yenileşme bu düzeye dek dolaysızca Tinin erekselliği ile örtüşmez ve bu ereksiz görünen açınımda çirkin, kötü ve yanlış olan da kendini sergiler. Erekselliği yadsıyan bir bakış açısından görüldüğünde, Yenileşme Türlülük ile birdir, ve yenileşmeyi ilke alan Modern Sanat ilk bakışta Güzelliğe olduğu gibi Çirkinliğe de ilgisiz görünür. Ama Güzelliğin yenileşmeyi yadsıması, ölümsüz olması ölçüsünde, Modernizm Klasisizmde kendi yadsınmasını görür. Modernlik yalın olarak yeniliktir, ve salt yeni olduğu için yazgısı eskimektir. Modernliği 'kültürlü,' 'seçen' vb. olarak tanımak onu yalnızca biçimsel olarak tanımaktır ve düşünmeyen arkaik bilince aittir.
 
Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)
§ 182 § 182
Kendi için tikel erek olarak varolan somut Kişi, bir gereksinimler bütünü olarak ve doğa zorunluğunun ve özencin bir karışımı olarak Yurttaş Toplumunun ilkelerinden biridir; ama tikel kişi özsel olarak böyle başka tikellikler ile öyle bir bağıntı içindedir ki, her biri geçerliğini ve doyumunu başkaları yoluyla bulur, ve aynı zamanda bunu saltık olarak yalnızca buradaki ikinci ilke olan evrensellik biçimi ile dolaylı kılınmış olarak yapar. Ek. ... Yurttaş toplumunda her üye kendi ereğidir, onun için başka herkes hiçbirşeydir. Ama başkaları ile ilişki olmaksızın ereklerinin bütün bir erimine erişemez; dolayısıyla bu başkaları tikelin ereği için birer araçtırlar. Ama tikel erek başkaları ile ilişki yoluyla kendine evrensellik biçimini verir ve başkalarının gönencine erişilmesi ile aynı zamanda kendi doyumunu kazanır. Tikellik evrensellik koşuluna bağlı olduğu için, alanın bütünü bir dolaylılık alanıdır ki orada tüm tekillikler, tüm yetenekler, tüm doğum ve talih olumsallıkları kendilerini özgür bırakırlar, tüm tutku dalgaları ortaya atılır, yalnızca kendini aradan gösteren Us tarafından yönetilirler. Evrensellik tarafından kısıtlanan tikellik her tikelliğin kendi gönencini arttırmasını sağlayan biricik ölçüdür.
Die konkrete Person, welche sich als besondere Zweck ist, als ein Ganzes von Bedürfnissen und eine Vermischung von Naturnotwendigkeit und Willkür, ist das eine Prinzip der bürgerlichen Gesellschaft, — aber die besondere Person als wesentlich in Beziehung auf andere solche Besonderheit, so daß jede durch die andere und zugleich schlechthin nur als durch die Form der Allgemeinheit, das andere Prinzip, vermittelt sich geltend macht und befriedigt. Zusatz. ... In der bürgerlichen Gesellschaft ist jeder sich Zweck, alles andere ist ihm nichts. Aber ohne Beziehung auf andere kann er den Umfang seiner Zwecke nicht erreichen; diese anderen sind daher Mittel zum Zweck des Besonderen. Aber der besondere Zweck gibt sich durch die Beziehung auf andere die Form der Allgemeinheit und befriedigt sich, indem er zugleich das Wohl des anderen mit befriedigt. Indem die Besonderheit an die Bedingung der Allgemeinheit gebunden ist, ist das Ganze der Boden der Vermittlung, wo alle Einzelheiten, alle Anlagen, alle Zufälligkeiten der Geburt und des Glücks sich frei machen, wo die Wellen aller Leidenschaften ausströmen, die nur durch die hineinscheinende Vernunft regiert werden. Die Besonderheit, beschränkt durch die Allgemeinheit, ist allein das Maß, wodurch jede Besonderheit ihr Wohl befördert.
§ 183   § 183
Edimselleşmesi içinde olan ve böylece evrensel tarafından koşullandırılan bencil erek tüm yanlarda bir bağımlılık dizgesi kurar, öyle ki bireyin geçimi ve gönenci ve tüzel belirli-varlığı herkesin geçim, gönenç ve hakkı ile içiçe örülür, bu dizge üzerine temellenir, ve ancak bu bağlantı içinde edimsel ve güvenliktedir. — Bu dizge ilkin dışsal Devlet olarak, gereksinim devleti olarak, Anla-Devleti olarak görülebilir.
Der selbstsüchtige Zweck in seiner Verwirklichung, so durch die Allgemeinheit bedingt, begründet ein System allseitiger Abhängigkeit, daß die Subsistenz und das Wohl des Einzelnen und sein rechtliches Dasein in die Subsistenz, das Wohl und Recht aller verflochten, darauf gegründet und nur in diesem Zusammenhange wirklich und gesichert ist. — Man kann dies System zunächst als den äußeren Staat, — Not- und Verstandesstaat ansehen.
 
Yurttaş Toplumu ve Yabancılaşma
Modern Toplum geleneğin bireysel İstençleri tek bir kütleye yapıştıran despotik tinini ortadan kaldırır ve İstençleri atomize eder. Geleneğin özgürlüksüz birliğinden bu kopuş henüz bir yetke ve despot için özlem duyan birey için ilkin bir yalnızlaşma ve yabancılaşma olarak yaşanır. Geleneksel bireysellik için Özgürlük korkutucudur. Bu geçiş evresinde Modern Toplum bir yabancılar Toplumudur ve türdeş modern kişilik belirlenimlerinin şekillenmesine dek bir kişilikler kaosu olmayı sürdürür. Buna göre henüz bir ekonomik darlık ortamında karşı karşıya gelenler sözcüğün tam anlamıyla birbirlerine yabancı olan ama gereksinimleri yoluyla zorunlu olarak biraraya toplanan bireylerdir. Her biri birer soyut Kişi olarak, tüm Başkalarını yalnızca gereksinimleri için tanıyan birer tüzel Ben olarak ilişkiye girer. Yabancılaşma olgusunun erken modern dönemde ortaya çıkmasının nedeni orada Benin Başkalık ile tek-yanlı bir ilişki içinde olması, onda Kendisi ile değil ama onu değersizleştiren ve ondan yalnızca yararlanan bir başka soyut İstenç ile karşı karşıya gelmesidir. Modern Toplumda bireyler gereksinim ilişkileri içinde birbirlerini yalnızca araçlar olarak kullanırlar ve sık sık kötüye kullanırlar. Yarışmacı çıkar ilişkilerinde dinsel, geleneksel değerler ya da başka duygular engelleyici değildir ve bu yararcılık tini özsel olarak Şeyi değil, ama başka Benleri kullanır. Bu özdeksel ilişkinin duygusal anlatımı Yabancılaşmadır. Bunun dışında, modern dönemde "Tanrının ölümü" denilen şey analitik Anlak soyutlamaları içinde kıvranan ve kendini Yararcı ahlak kuramlarında avutamayan soyut entellektüelin sorunudur. Tanrı insanların yüreklerinde ve bilinçlerinde her zaman olduğu gibidir ve onlara sonlu imgelemlerinin ona ulaşabileceği kadar yakındır. Kavramsal olarak görüldüğünde, Yabancılık bilgisizliktir. Görgücülük ile, Kuşkuculuk ile tam bir karşıtlık içinde, Klasik Felsefenin bakış açısından İnsanın bilgi yetisi sınırsız, aslında sonsuzdur. Bunun bir imlemi de insanın karşısında ister doğal isterse tinsel olsun hiçbirşeyin en sonunda ona yabancı olamayacağıdır. Bilginin yabancılığı saltık olarak ortadan kaldırması ölçüsünde, yabancılık kendini bilgisizliğe mahkum eden kuşkuculuğun kaçınılmaz ansal durumudur.
 
Marx'ın erken yazılarında yabancılaşma (Entfremdung ya da Entäusserung) "doğal olarak birlikte olan şeylerin ayrılması" ya da "uyum içinde olan şeyler arasındaki karşıtlık" olarak yorumlanır. Böyle betimlemeler herhangi bir entellektüel ilgi taşımayacak denli geneldir ve her şeye, giderek elektron ve protonlara vb. bile uygulanabilirler. Ama sıradan anlağı büyüleyen şey çürütülemeyecek denli geniş olan böyle genelliklerin kendileridir. Eğer terimi insanların kendi "insan doğalarından" (Gattungswesen, türsel öz) yabancılaşmalarına göndermede bulunduğunu kabul edersek, bu "türsel doğa"nın ne olduğu ve insanın ona nasıl yabancılaştığı gibi noktalar açıklanmalıdır. Ama eğer "türsel doğa"yı gerçekten de sözcüğün ''doğal' anlamında ve insanı bir "tür" olarak alırsak, o zaman belirtmek gerek ki, insan tinsel bir varlık olabilmek ve kültürü ve uygarlığı geliştirebilmek için özellikle bu salt doğal-özdeksel varlığına yabancılaşmalıdır. Marx'ın yazılarında doğa ve kültür terimleri diyalektik ile ilgisi olmayan analitik bir yolda alınırlar ve birer tasarım olarak uygun görülen dışsal bağlantılara izin verirler. Daha sonra "Meta fetişizmi"nin "yabancılaşma" teriminin yerini aldığı düşünülür. "Meta fetişizmi" metaların insan ilişkilerini belirlemesini eleştiren bir anlatım olarak anlaşılırsa, o zaman anımsamak gerek ki Marxist kuramın kendisi tam olarak bu yanılsamanın üzerine dayanır, aslında bu yanılsamayı gerçek olarak ileri sürer, çünkü bilinç, inanç, düşünce vb. olarak bütün bir tinsel üstyapının bu meta ilişkileri tarafından belirlendiğini, bunun tarihsel materyalist bir olgu olduğunu, bir yanılsama değil ama bilimsel sosyalist kuramın realiteyi açıklama tarzı olduğunu ileri sürer. Bu konuda çeşitli görüşler ve Linkler için bkz. Wikipedia: Marx's theory of alienation ve Commodity fetishism.
 
Ben ve Bencillik ve Yararcılık

Ben Bencillik değildir. Gereksinimlerimin olması beni zorunlu olarak bencil yapmaz. Bencillik bir Duyunç geriliğidir, Benin duyunçsuzca başkalarının haklarının üzerine yükseltilmesidir, ve bu yüzden Duyuncu gelişmiş özgür insanın karakteri değildir. Bencillik Başkasını tanımayan, başkasını yalnızca Araç olarak gören ve gerçekte yalnızca bir Duyunçsuzluğa anlatım veren Yararcılık tinine aittir. Modern toplumun Kavramında özgür İstenci ve özgür Duyuncu taşıması ölçüsünde Yararcılık gibi arkaik ideolojiler modern Törelliğe ait değildir.
Modern Törellik ve Paranoya
Modern Toplum "paranoya" ile nitelenir, çünkü modern Toplumun gereksinimler dizgesi içersinde Ben başka her Ben ile çıkar çatışması ve kazanç yarışması içindedir, ve İstençler ister bireysel isterse kurumsal ya da ulusal hangi biçimlerde olurlarsa olsunlar başka İstençler ile çıkar çatışması içinde birbirlerini bir tür "düşman" olarak algılarlar. Salt Yarar ölçütü ile yargıda ve eylemde bulunan İstenç bu evrensel çatışmaya düşmek zorundadır. Öte yandan Yurttaşlık bilinci Hakkın evrenselliğinin bilincidir ve tikelcilik evrenseli tanımadığı düzeye dek kendini de yok etmek zorundadır. Soyut Hak alanı mantıksal olarak ve reel olarak Ahlak alanına geçer, birey kendi tikelliğinin ancak ve ancak evrensel ile eksiksiz birlik içinde gerçekleştiğini kavrar. İnsan bir moron değildir.
 

Modern Törellik ve Gelenek
Gelenekler törelliğin çimentosudur. Kültürel dizgeyi güçlendirir ve katılaştırır, onu yüzyıllara, giderek binyıllara yayarlar ve bir kültürün sonsuzluk özlemine doyum verirler. Bu sağlamlıkları içinde değişime, ilerlemeye, gelişime karşı en büyük güvencedirler, çünkü birer alışkanlık olarak sorgulanmazlar, ve birer Gelenek olmaları sorgulanmamalarına bağlıdır. Tinin tarihsel akışkanlığını engeller, Tarihin kendisini dondururlar. Sokrates gerçek İyiyi arayışında "sorgulanmayan yaşamın yaşamaya değmez olduğu" vargısı çıkarır (Platon, "Savunma"). Bu çıkarsama görkemli Atina törelliğinin sonunun habercisi ve insanlığı modern Ahlaka ulaştıracak olan büyük kültürel değişimin başlangıcı olarak görülebilir. Gelenekler de sorgulanmalıdır, ve sorgulanmaları değişmezliklerinin, saltıklıklarının, giderek kutsallıklarının sonudur. Özgürlük Değişim, ya da daha tam olarak Gelişimdir; ne denli yüksek, soylu ve güzel olursa olsun herhangi bir tarihsel tinsel biçimde durup kalmamaktır, çünkü bu biçimler sonludurlar ve Tinin gerçek açınımına karşılık düşmezler, onu güdük, bilgisiz, giderek değersiz kültürel biçimlerde öldürürler. Modernleşme yenileşme, yeniden yenileşme, ve yeniden yeniden yenileşmedir, çünkü yeni olan yeni olur olmaz eskir, çünkü yeterince yeni, saltık olarak yeni, eş deyişle klasik değildir ve bu yüzden sonludur, Tinin sonsuzluk özlemlerine yanıt vermez. Bu modernliğin ereksiz, giderek anlamsız ilericiliğidir ve bu değişim uğruna değişim bir Gelişme değildir ve yalnızca ereksiz, idealsiz bir Türlülük görünüşünü taşır. Ama modern olanın bu kavramı Modernleşme sürecini özsel olarak Gelenek ile karşıtlık içinde belirleyen şeydir ve gerçek ve evrensel yeniliğin bilinçsiz sürecidir.

POSTMODERN TÜRLÜLÜK. (Modernleşmeye özünlü Türlülük kategorisi Postmodern bakış açısının kavramsız algısında saltık olandır. Bu usdışı bakış açısı modernliğin çılgınca Oluş Sürecinde usunu bütünüyle yitirir, başı döner, ve içinde olduğu şeyin bir Herakleitos akışı olduğunu, kesintisiz bir değişim süreci olduğunu algılayamaz. Geçici olguyu, uçucu görüngüyü kavram ile karıştırır, ve modernliğin bu kesintisiz değişim sürecini ereksizlik olarak, saltık olarak yürürlükte kalacak görelilik olarak, ve sonuçta hiçbir evrensel tanımayan töresizlik, türesizlik, giderek tüzesizlik olarak görür. Bu bakış açısı salt göreli olduğu için eleştirel olamaz, ve kendisi dolaysızca göreli modernliğin bir anlatımıdır. Modern olanın Türlülük ile, Ayrım ile bir olması ölçüsünde, 'Post-' belirlenimi bu irrasyonalizm için anlamsız bir ön-ektir.) Modern Törellik özsel olarak Ailenin, Toplumun ve Devletin belirlenimlerini kapsar. Bunların dışında bütün bir törel yapı Gelenek belirlenimlerini ancak şu ya da bu ölçüde ikincil öğeler olarak, toplumun özsel dokusunu etkilemeyen yüzeysel alışkanlıklar olarak kapsar. Bu düzeye dek modern toplum geleneksiz toplumdur ve bireyler alışkanlıkları ve boşinançları ile davranmak yerine özgür düşünceleri ve duyunçları ile davranırlar, bir deneyimler süreci içinde biçimlenirler ve — geleneksel olanın tersine — değişim içinde büyürler. Toplumsal yapı her bir bileşeni bütün ile uyum içinde olması gereken bir dizgedir. Gelenek toplumsal dizge içinde dinsel belirlenimler ile de uyum içinde olmak zorunda olduğu için, Dinin toplumsal ilişkiler alanının dışına çıkarılması Gelenekleri belirleyiciliklerinden yoksun bırakır. Gelenek dinginlik, aslında durgunluktur ve törel değişimin ve gelişimin olabilmesi için, özgürlüğün olabilmesi için ortadan kalkması saltık olarak zorunludur. Modern Toplum temeli olan Duyunç özgürlüğü gereği tutucu geleneksel yapılara kısıtlı olmadığı için bireysel Erdemin gelişebileceği biricik zemindir. Gelenek diretir, süreklilik, giderek sonsuzluk ister, değişim ile, yenileşme ile karşıtlık içindedir. Böylece kişilikleri dondurur, yaşamın ve varoluşun açınımının önüne geçer. Bu düzeye dek Kültürleri saklamak isteyenlerin tam olarak neyi istediklerini anlayabilmeleri için saklamak istedikleri geleneksel kültürlerde yaşamalarını sağlamak gerekir. Gelenek bireyi Eylemsiz bırakır, çünkü Eylem özgür bireye, İstenci saltık olarak kendisinin olan Yurttaşa özgüdür.

 

Geri Kalmışlık
Modern Yurttaş Toplumu geleneksel Toplumlar karşısında onları geri olarak nitelemenin ölçütünü belirler. Gerilik görelidir ve modern döneme ait bir kavramdır. Klasik Mezopotamya ya da Yunanistan kent-devletleri, Roma ya da Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilerilik ya da gerilik gibi bir karşılaştırma yoktu, çünkü henüz bir Tarih kavramı yoktu. Barbarlar yalnızca yabancıydılar. Gerilik ilerleyebilecekken ve ilerlemesi gerekirken ilerleyemeyen kültürlere özgüdür. Bunlar ilerleyemezler, çünkü ya geleneksel yapılarını sürdürmede diretirler, ya da ilerlemek için gereken bireysel Özgürlük kavramına yabancı kalmada.

Modern Gelişme kavramı İnsan Doğası kavramı ile, bu doğanın özsel olarak özgür olduğunun bilinci ile bağlıdır. Özgürlük bilimsel, moral ve estetik gelişmenin saltık koşuludur, çünkü bu yetiler ancak Özgürlük tini içinde açınıp gelişebilirler. Özgürlüğün olmadığı yerde bireysel istenç, duyunç, bilinç ve estetik duyarlık açınmaz, gelişmesini durdurur, belirli katı bir şekil alarak ona takılıp kalır. Buna göre Özgürlük bilincine ulaşmamış kültürler ahlaksal, bilişsel ve estetik olarak geri kalmak zorundadırlar: Yalnızca boyun eğmeyi bildikleri için Erdemli karakterler ve kişilikler geliştiremezler. Bilgisizdirler. Ve yerel, geleneksel, ve sık sık düşük ölçünlerin ötesinde Güzellik algılamaz ve üretemezler. Osmanlı İmparatorluk Tininden bütünüyle ayrı bir karakteri ve yapısı ile Cumhuriyet Türkiyesi gelişiminin şimdiki aşamasında bu geri kültürler arasındadır ve bundan kendi dinamiği ile kurtulamayacağı için geriliği aşmanın biricik yolunun Avrupa'nın uygar kültürü ile bütünleşmekten geçtiğinin bilincindedir.

Tarihsel bir önemleri olmayan bu geri kültürlerde törel ilişkiler karşılıklı güvensizlik olarak işler. Yalan, rüşvet, kayırma, haksızlık, eşitsizlik tüm kurumsallıklarda evrenseldir. Din bir zamanlar ortaçağ Avrupasında olduğu gibi bir mal ve yem ve tuzak olarak kullanılır. Medya baştan sona içinden çıktığı kültürün düşüklüğü ve bozulmuşluğu üzerine beslenir, ve salt görünüşte uygarlığa öykünür. Halkın erdemsiz politikacılarının kendileri halkı yolsuzluklara, rüşvete, erdemsizliğe teşvik ederler (Türkiye'de bir başbakanın yaptığı gibi). Bu kültürler bir Devlet olarak kalmayı sürdürüyorlarsa, bunu ancak özgürlük yoksunluklarına karşılık düşen despotik yönetimlerle başarabilirler. Türkiye bugün bile çoğunluğun bu iç despotizmini durdurmayı ancak Atatürk'ün bu geri kültüre öğretmeye çalıştığı Özgürlük ilkesine bağlı kalan ve Anayasayı sarsılmaz bir Özgürlük İstenci ile koruyan modern kurumlarının gücü yoluyla başarabilmektedir.

Hewlett Packard CEO Carly Fiorina speaks during a news conference at HP offices in Cupertino

Hewlett Packard CEO Carly Fiorina bir basın toplantısında. — Geri kültürlerin biricik öykünme modelleri Protestan Batı Tinidir. Bu Tin duyunç özgürlüğü zemininde modern Törellik dizgesinin ve modern Bireyin dünyasıdır. Bu dünyasal özgürlük Tininde henüz sürmekte olan kadın ve erkek eşitsizliği gibi sorunlar yalnızca geleneksel kültürden kalan artıklardır ve temizlenmelerinin önünde direnebilecek herhangi bir etmen yoktur. Birey törel karakter idealine ancak onu kuşatan kültürüyle birlikte ulaşabilir. Dünyanın geri kalanı tüm despotik-geleneksel yapıları ile bu özgürlük tininin ölçünlerine öykünme çabasındadır. Bu küreselleşme olarak, asimilasyon olarak, ya da giderek emperyalizm olarak görülen şeydir.

 

Arabesk — Acı ve Keyif Tini
Gelenekten Modernliğe geçiş kültürel bir Oluş sürecidir — eskinin ortadan yitişe ve yeninin ortaya çıkışa geçtiği ama henüz ikisinin de varlık taşımadığı akışkan bir kültürsüzlük, kimliksizlik, belirlenimsizlik evresi. Bu geçiş henüz bir köylülük kültürü görünüşünü taşıyan Türkiye'de Cumhuriyetin yaratmaya çalıştığı kentliliğin oransız bir köylü göçü tarafından yokedilmesi ile birlikte yaşanır. Geleneğin belirlediği ve denetlediği törellik Geleneğin gücünün kırılmasıyla çözülmeye geçerken, içgüdüsel doğasını denetleyici Geleneklerini terkeden birey moral, etik ve estetik olarak başıboş ve boşlukta kalır. Sözcüğün kültürel anlamında köksüzleşir. Ama bu olumsuzlama yeni bir sürecin başlangıcıdır, çünkü birey Öznedir, Usu, Duyuncu, İstenci, Duyarlığı olan bir varlıktır. Bu süreç salt bir süreç olmasından ötürü ilkin Hak, Türe, Özgürlük. Bilgi, Estetik, Ahlak. Yasallık belirlenimlerinde henüz gelişmiş ve büyümüş değildir. Olumsuz yanından görüldüğünde, böyle bir kültürel durumda bilgisizlik, yasasızlık, haksızlık, şiddet, baskı, rüşvet, yolsuzluk ve çirkinlik gibi belirlenimler kaçınılmaz olarak kitlesel, evrensel ölçekte yaşanırlar. Ve Din tüm bu kültürel yozluğun aklanması için inançsızların kendileri tarafından kolayca pazara çıkarılır. Bu tin bütün bir Cumhuriyet dönemi boyunca yenmeye çalıştığımız ve buna karşın bugün demokrasiyi demokrasinin kendisi yoluyla yenme girişiminde bulunma noktasına dek tırmanmış olan bilgisizlik ve görgüsüzlüktür. Bu geçiş Tini başlangıçtaki bilgisizliği, töresizliği ve moral düşüklüğü içinde Duygusunda da ılımlı değil ama hedonisttir, ve İstencinin özgür olmaması onu dizginleyemediği tutkularının kölesi yapar. Arabeskin özsel teması olarak Aşk dediği denetimsiz ve doyumsuz tutkuya eşlik eden şey kaçınılmaz olarak Acı ve ondan kaynaklanan Nefrettir. Bu tin dostluk dediği ilişki de aynı moral güçsüzlük nedeniyle her zaman yalan ve aldatmaların eşliğinde olmak zorundadır, çünkü özgür olmadığı için ahlaksızlığı ve erdemsizliği algılamaz. Bu tin sanatında (müzik, film, şiir) öncelikle bu sonu gelmez acısına ve hor görülen ve hiç kuşkusuz kendisi tarafından da hor görülen varoluşuna anlatım verir. Özsel olarak ve birincil olarak teselli ister. Başkasını özgür ve birey saymadığı için özgürlüğün kendisini, özellikle kadınlarda görüdğü zaman, ihanet, aldatma, bağlılık yoksunluğu olarak kınar. Arabesk bu düşüklüğü ve dayanılmazlığı ile kendi kendisini yadsıyan geçici bir kültürdür. Gecekondu törelliğinin, estetiğinin ve politikasının dayanıklı olabileceği kadar dayanıklıdır. Denetleyemediği ve anlamadığı bir oluş sürecinde yaşayan yitik kitlenin değersizliğinin değer sayılması için diretmesidir. Yabancısı olduğu özgür varoluşta yalnızca yittiğini duyumsayan arabesk karakter erdemsizliğinden ötürü ağırbaşlı, dingin ve dengeli olamaz. Dayanıksız ve dayançsızdır, ve onu tanımayan ve saymayan bir dünyada yabancılaşma içinde, korku içinde yaşar. Öte yandan güvenlik duygusu yaşadığı zaman buna yılışıklık, ciddiyetsizlik ve ölçüsüzlük yüklenir. Eğer gene de bir değerinden söz edilebilecekse, biricik değeri Acısına almaşık olarak gördüğü ve Keyif dediği şeyde bulur: Düşünsel bir dünyası yoktur ve tenselliğe, bedenselliğe, ve kaba saba içgüdü yüceltmelerine batmıştır. Duyusal hazzın ötesine geçemez. Keyifle oturur kalkar, Keyifle yer içer, Keyifle seyreder ve dinler, okumak, dinlemek, seyretmek, giderek tapınmak bile ancak Keyif koşulu üzerine ilgilendiği etkinliklerdir. Varoluşa Keyif içinde yaşamak için geldiğine inanır, varoluşuna yükleyebildiği en büyük anlam "Hayattan Keyif alma"dır. Bu tin insanlığının duygusunu ancak sık sık itiş kakış içinde yaşadığı ve onun kendi tinini anlatan Eğlencede bulur. Çalışmak, öğrenmek, düşünmek, .başarmak kültürüne yabancıdır, çünkü kendi İstenci yoktur ve yaptığını kendi için yapmadığını duyumsar. Kendini dürtüsel öznelliğinde yitirir ve moral düşüklüğü ile yaşam trajedilerinin ortasında bile tasasızca sabahlara dek eğlenir. İnsan zayıflığının, değersizliğinin, giderek onursuzluğunun anlatımı olarak Arabesk erdemsizliktir. Kültürel olarak despotizmi, politik şiddeti, toplumsal şiddeti, bireysel şiddeti, evrensel türesizliği, yolsuzluğu, kısaca bilgisizliği ve nefreti üreten ve yeniden üreten daha büyük bozukluğun bir bileşenidir. Bu kültür kendini mecliste, bakanların konuşma tarzlarında ve dillerinde, sinema sektöründe, müzik salonlarında, basında, televizyonda, ve toplu taşımacılıkta, kaldırımlarda, trafikte, okullarda, üniversitelerde, politik afişlerde, tv belgesellerinde, internet sitelerinde, okuyucu yorumlarında ve başka sayısız ortamda sergiler. 'Arabesk' sözcüğünü olduğu gibi milyonlar için gündelik yaşam dünyasını da kirleten ve kirletmeyi sürdüren bu düşüklük yalnızca Türk tini için değil, ama bütününde İnsanlık için utanç vericidir. Utanç verici olmak Suç değildir ve bu yüzden ortadan kaldırılması ancak gerçekten Güzel, Erdemli, Değerli ve insana yaraşır olanı algılayarak Utanma yeteneğinin uyanması ile olanaklıdır.
 

Modernlik ve Postmodernizm
Modernliği ereksiz bir yenileşme süreci olarak görürsek, Postmodernizmin (örneğin Lyotard'ın sözlerinde) "modern" sözcüğünün kendini bir "büyük anlatı"ya açıkça bağlayan bir öte-söyleme (metadiscourse) gönderme ile meşrulaştırdığı biçimindeki yorumu bir ıskalamadır. Modernlik büyük ya da küçük anlatı olmaktan önce modern anlatıdır, salt "yeni" olandır, ve yeni olandan, dolaysızca eskimek için varolandan 'büyük anlatı' çıkarsamak büyük bir imgelem gücünü gerektirir. Postmodernist düşünce bu tür 'büyük anlatı" örnekleri olarak "Tinin diyalektiği," "'anlamın hermeneutiği," "ussal olanın kurtuluşu" gibi tümünü ayrımsızca aynı sepete koyduğu başlıkları verir. "Modern" olanın "büyük anlatısı" olamaz, çünkü moderliğin kendisi hiçbir zaman kendisi olarak kalamayacak bir Oluş sürecidir, ve bir "büyük anlatı"yı salt sürekli bir doğuş ve yitiş olarak, sonu gelmez bir 'küçük anlatılar' dizisi olarak ilerleyen modernliğe yüklemek geçersizdir. 'Postmodernizm' sözcüğünün kendisi Lyotard'a göre "öte-anlatılara (metadiscourse) karşı inançsız" olarak tanımlanır (The Postmodern Condition, 1984, 55). Bunlar "kurtuluşçu" anlatılardır ve hiç kuşkusuz Aydınlanmaya aitirler, modernliğin kendisine değil. Postmodernizm (Lyotard) "her biri kendi yerel kuralları, meşrulukları ve kılgıları ile dil oyunlarının indirgenemez bir çoğulluğu" gibi birşey ister ki, tam olarak modern akışkanlığın tinine uygun olan tasarım budur. Postmodern bakış açısı Usu bütünsel reddedişinde kuşkucu Aydınlanma ile bir çizgiye düşer ve bu negatif belirlenim onu tanımlamada başka her belirlenimin üzerindedir. (KAYNAK). Postmodernizmin "büyük anlatı" ya da "büyük masal" dediği şey Usun kendisidir. Ve Us salt yenileşme dürtüsünden daha çoğudur. Us Tarihi Ereği Özgürlük olan bir gelişme süreci olarak görmeye götürür, soyut bir ilerleme olarak görmeye değil. Bu Ereği bir ideoloji olarak değil, ama kavramsal düşüncenin kendisinin tanıtlaması yoluyla aklar. Bu gerçekten de büyük öğretidir ve onun karşısında yalnızca postmodernizm değil ama bütün bir modernleşme sürecinin kendisi bir küçük anlatılar dizisi olarak görünür. Jürgen Habermas için "modernlik tasarı" modernliğin kendisine özünlü "ussallık ve ilerleme idealleri" olarak belirlenir. Bu bakış açısında da eksik olan şey "modern ilerlemenin" yalnızca bir "türlülük" olması ve ereksel olmaması, bir "büyük anlatı" olmamasıdır. Frankfurt okulu ise, Herbert Marcuse de içlerinde olmak üzere, Usu kavrama ve doğrulama yürekliliğini gösteremeyen ideologlardır. Özgürlük herşeyden önce düşüncelerinde mahkum edilir.
 

Modernlik ve Kurtuluş
Kurtuluş söylemi, sözcüğü ve ideolojilei Aydınlanmaya aittir, Modernliğe değil. Modern İnsan Kavramı herşeyden önce gelenekten kurtulmuş, Dini içselleştirmiş ve İstencinde Özgürlüğünün bilincine varmış olan insanın kavramıdır ve özgür insanın kurtarılmaya gereksinimi yoktur. Hiç kuşkusuz kurtarılacak insanlar ve halklar vardır. Ama bunlar henüz özgür istençleri ve duyunçları olmayan ve buna göre sık sık insan değerlerinin ve buna bağlı sonsuz haklarının bilincinde bile olamayan insanlardır. Bekledikleri dolaysız gereksinimlerinin karşılanmasıdır ve bunu Yurttaş Toplumundan beklerler. Modernleşme, yurttaş toplumu kavramından türediği düzeye dek, kendini kurtarmaya başlamış olan insanın özgür değişim sürecini anlatır. Yurttaşın kurtarılmaya gereksinimi yoktur, çünkü istenci, özgürlüğü, eylemi onu kendi kurtarıcısı yapar. Devletin Yurttaşın İstenci olduğu düzeye dek, Yurttaş İstenci tüm toplumsal varoluş üzerindeki Saltık Güçtür. Daha güçlüsü yoktur. İdeoloji kurtarıcıdır. Ama varoluşu kurtarıcı olmasına bağlı olduğu için paranoiddir. Düşman yaratmaya son verir vermez kendi sonunu hazırlamış olur.
 

Modernlik ve Aydınlanma

Aydınlanma Boşinançtan kurtuluşta kendini özgürleşmenin bir momenti olarak gösterir. Ama tüm biçimsel Özgürlükçülük görünüşüne karşın, Aydınlanmanın kendisi politik olarak Despotizmin ötesine geçecek bir bakış açısından yoksundur. Bilgili, boşinançsız Aydın kavramı bilgisiz ve boşinançlı Halk karşısında belirlenir ve bu ilişki politik olarak yöneten ve yönetilen ilişkisidir. Postmodernizmin ve Poststrüktüralizmin Aydınlanmanın İlerleme ve Özgürlük kavramlarının tarihin çöplüğüne atıldığını, Usun en sonunda yenik düştüğünü ileri sürmesinin temelinde Aydınlanmanın bu özsel kavramsal karakterinin bir sezgisi yatar.

Ama Aydınlanma modern dönemin Özgürlük kavramına yabancıdır. Rousseau'nun gerçek Özgürlük bilincine anlatım veren "Her insan özgür doğar" sözlerinde açıkça görülen evrenselliğe düşmandır. Çünkü Aydınlanma "Her İnsan" kavramını, bu İnsan = İnsan denklemini kabul etmez. Aydın bir tür üst insan, bir tür üst güçtür.

Aydınlanmanın Özgürlük savunusu hiçbir zaman Özgürlüğün özgür, koşulsuz ve saltık savunusu değil, ama yalnızca boşinanca karşı göreli bir Özgürlüğün savunusudur. Bu düzeye dek Aydınlanma karşıtı olarak ondan doğduğu Boşinancın içeriğini paylaşır, kendini koşullandıran Özgürlüksüzlüğü yinelemenin ötesine gidemez. Aydınlanmanın bilimsel tutumu da ussal değil ama görgücü ve kuşkucudur ve vargısı bilimi açıkça yadsıyan Pozitivizmdir. Aydınlanma, Usu yadsıması ve kendi kuşkucu mantığı temelinde, kendi uğruna Bilimi değil ama yarar uğruna bilimi doğrulamak ve aklamak zorundadır. Bu olgu Aydınlanmanın Özgürlük tasarımını tecim özgürlüğünden öteye götürememesi, Duyuncun saltıklığını yadsıması, ve böylece törel olarak liberalizme yönelmesi ile tutarlıdır. Aydınlanmanın bu son kuramsal açınımı Bentham, Hume, Locke, Smiht gibi İngiliz düşünürlerinde bulunacaktır.

Bkz. Aydınlanma ve Romantizm
 

Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)
§ 188 § 188
Yurttaş toplumu şu üç kıpıyı kapsar:
A. Gereksinimin dolaylılığı, ve bireyin kendi emeği yoluyla, tüm geri kalanların emeği yoluyla, ve onların gereksinimlerinin doyumu yoluyla doyumu, — Gereksinimler Dizgesi.
B. Özgürlüğün orada kapsanan evrenselinin edimselliği, Türe Uygulaması yoluyla mülkiyetin korunması.
C. Bu dizgelerde arta kalan olumsallığa karşı önlem, ve ortak birşey olarak tikel çıkarların Polis ve Lonca yoluyla kollanması.
Die bürgerliche Gesellschaft enthält die drei Momente:
A. Die Vermittlung des Bedürfnisses und die Befriedigung des Einzelnen durch seine Arbeit und durch die Arbeit und Befriedigung der Bedürfnise aller Übrigen, — das System derBedürfnisse.
B. Die Wirklichkeit des darin enthaltenen Allgemeinen der Freiheit, der Schutz des Eigentums durch die Rechtspflege.
C. Die Vorsorge gegen die in jenen Systemen zurückbleibende Zufälligkeit und die Besorgung des besonderen Interesses als eines Gemeinsamen, durch die Polizei und Korporation.
İdea Yayınevi / Hegel’in Nesnel Tin Dizgesi / Aziz Yardımlı / 2014