İdea Yayınevi / Güncel
site haritası

Tatlı Zamanlar / MERİÇ METE
meric2010@ideayayinevi.com


Ekşi "Sözlük" ile ilgili yorumlarınızı, çözümlemelerinizi ve eleştirilerinizi açık kimliğiniz ile gönderebilirsiniz. Katkılarınız bu sayfadaki içeriğe uyarlanarak yayınlanacak ve ilgili bağlantılar verilecektir. Bu 5 Temmuz 2013'te yayımlanmaya başlayan bir inceleme ve çözümleme yazısıdır ve katkılar ile iyileştirilmekte ve geliştirilmektedir. Bu sayfaya dış bir bağlantı üzerinden ulaştıysanız, güncel biçim için bağlantı şudur: http://www.ideayayinevi.com/2014/guncel/zamanlar/zamanlar.php
(BİR ÖRNEK; PDF)
SPİNOZA VE LUMPEN ( Semantik Analiz) SAYDAM TOPLUM SANAL KİMLİK MODERN YAŞAM VE GİZLENME SORUMLULUK BARBARLIK VE KÜLTÜR ANADİL VE SÖZLÜK "VİKİPEDİ" İLERİCİ— TUTUCU—GERİCİ
Lumpenler ve Felsefe:
Ahlaksızlık eğitilme uğruna kendini sergilemelidir
 

Hegel'in "Tinin Görüngübilimi" (Seçmeler); çeviren: Aziz Yardımlı; çıktığı ilk ayda (2011, Şubat) 1000 adedin üzerine satış. İdea Klasik Setin 35 kitabının toplam baskı sayısı 170.000'in üzerindedir.

 
 

Kant'ın üç Eleştirisi Aziz Yardımlı tarafından çevrildi. Kant Metinlerinin bir bölümü daha 2013 Sonbaharında yayımlanmak üzere hazırlanıyor.


 
On yıldan uzun bir süredir bu kez Ekşi "Sözlük" altında gizlenen dil yobazları Aziz Yardımlı'ya saldırmaktadır. Felsefesiz bir kültürde felsefe eleştirileri yapma işi de de lumpenlere kalır. Ama soysuzluktan gelen saldırı bir kural olarak onur vericidir. Eğer varolmaları bile yanlış olan bu bilinçlerden övgü gelmiş olsaydı, bu çok utandırıcı olurdu.

Bu saydam-olmayan, henüz kentlileşmemiş, henüz insanlaşmamış, henüz dürüstlük ile tanışmamış muazzam kitle nedeniyledir ki kültürümüz dünyanın ahlaksızları arasında ön sıralarda yerini almaktadır. Bu gizlenen, karanlık, düşüncesiz kitlenin karakteri olan bilgisizlik nedeniyledir ki toplumumuz bilimini ve teknolojisini bütünüyle dışarıdan ödünç almakta, yaratamamakta, yenilik yapmamamakta, ve aldığı hiçbirşeyi özümsemeyi başaramamaktadır. Bu eğitimsiz kitleler ve yığınlar nedeniyledir ki bu toplum despotizmde ve ona bağlı yolsuzluk kültüründe önde gelenler arasındadır. (2013'te Türkiye "Yolsuzluk Algısı Endeksi"nde 174 ülke arasında 54'üncüdür.)

Amacımız tam olarak uygarlığın, bilim ve felsefenin beşiği olmuş bu topraklarda son bin yıldır değerli hiçbirşey üretmemiş, uygar insanlık arasına karışmayı, dünya tarihine katılmayı başaramamış bu değersiz kütleden, bu bilgisizlik, ahlaksızlık ve çirkinlik kültüründen kurtulmak, onu insanın sonsuz değerine yaraşır ussal, barışçıl, özgür, demokratik, güzel bir karaktere doğru eğitmektir. Bilgi bilgisizliğin yanında durmaz, onun varlığına izin vermez.

Kitap ve kitapçı ve kütüphane ile çocuklukta karşılaşmadıkları için, bu gecikmiş entellektüeller kitabı da dövülecek ve sövülecek birşey gibi görmenin önüne geçemezler. Yaptıkları "eleştiriler" doğrudan doğruya kendi kimliklerinin eleştirisi olarak görünecek gibi barbacadır. Belki de okuma kültürü kazanmamış olmalarının nedenini de kendi yetiştirilme ve terbiye yoksunluklarına değil, ama emperyalizmin ve kapitalizmin buna izin vermemiş olmasına yükleyeceklerdir.

Ekonomisi sanal, bütün bir eğitim dizgesi ve üniversitesi başarısız ve politik istenci zayıf olan bu genç ülkede yaygın olarak sergilenen dil yobazlığı da kültürün bütünsel geriliğinin yalnızca bir boyutudur. Ama özsel bir boyuttur çünkü dil düşüncenin anlatım aracıdır ve bastırılması tinin özü olan düşünme gücünün bastırılmasıdır. Kendi dillerini bastıranların düşünmeyi de nasıl bastırdıklarını Ekşi "Sözlük" başka herşeyden çok daha açık olarak tanıtlamaktadır. Orada özgür düşünce değil ama öfkeler, hırslar, nefretler egemendir. Düşünmeyi bilmeyen bir kültür varlığını kendisine değil ama başkalarına borçludur.

Bir zamanlar ne olduklarını hiç bilmedikleri sol ya da sağ gibi sözcükler uğruna dünyayı değiştirmeye ve kurtarmaya ama gerçekte yalnızca birbirini yok etmeye çalışan aynı yarı-kentli kuşak şimdi hiç olmazsa sözel şiddet ile yetinmektedir. Yine düşman aramakta, yaratmakta, ve saldırmaktadır, ama uyguladığı zor, şiddet ve terör bundan böyle pısırıktır. Ve sözde politikadan 'dilbilim' alanına geçerek bu kez toplumu değil ama dili kurtarma misyonu uğruna çarpışmaktadır, ama korkarak, kendini gizleyerek. Bu dijital kahramanlar şimdi özellikle Ekşi "Sözlük" gibi sanal yeraltı örgütlerinde yuvalanmıştır, ve yaptıkları konusunda aynı bilinçsizlik ve bilgisizlik ve hiçlik duygusu ile yalnızca saldırmakta, öz-doyumlarını ancak sözde eleştirilerinin sağladığı sanal yargıçlık konumunda kazanmaktadırlar. Olumlu hiçbirşey yapamadıkları için yalnızca olumsuzlamakta, yaramaz çocuklar gibi öz-duygularını amaçsız başkaldırıda, yakınmada ve mızmızlıkta bulmaktadırlar.

İlkin problemi baştan toparlama uğruna hızla şöyle bir metni okuduğumuzu düşünelim (sırasıyla: Bozuk Çeviri — İngilizce Özgün Metin — Düzgün Çeviri)
"Kristal yapılarında atomlar için daha fazla kanıt bulabiliriz. Birçok yerde x-ışını analiziyle incelenmiş yapılar, görünür şekillerinde  doğada olduğu gibi kristallerle gösterilen formlarıyla  uyum içindedirler. Bir kristaldeki değişik "yüzler" arasındaki açılar bir arktan daha az hata payıyla, kristalin birçok atom katmanından oluştuğu düşüncesiyle uyum içindedir"
::
"We can see further evidence for atoms in the structure of crystals. In many cases the structures deduced by x-ray analysis agree in their spatial "shapes" with the forms actually exhibited by crystals as they occur in nature.The angles between the various "faces" of a crystal agree, within seconds of arc, with angles deduced on the assumption that a crystal is made of many "layers" of atoms."
::
"Atomlar için kristallerin yapısında daha öte kanıt görebiliriz. Birçok durumda x-ışın analizi yoluyla çıkarsanan yapılar uzaysal "şekilleri" açısından kristallerin doğada bulunurken edimsel olarak sergiledikleri biçimler ile uyum içindedir. Bir kristalin çeşitli "yüzleri" arasındaki açılar, birkaç saniyelik yay ayrımı ile, kristalin birçok atom "katmanından" yapıldığı sayıltısı üzerine çıkarsanan açılar ile uyum içindedir"

Çevirinin yalnızca anlaşılmazlıktan sorumlu olan son parçasına dikkat edelim: "... birçok atom "katmanından" yapıldığı sayıltısı üzerine çıkarsanan açılar ile uyum içindedir."

Başka herşeyi bir yana bırakarak kısaca belirtirsek, önümüzdeki denklem şudur:

"deduced on the assumption that ..." = "... düşüncesiyle"

Amacımız çeviri için bir otopsi yapmak değildir, ve çevirmen ve yayınevi ile ilgilenmiyoruz çünkü buna çeviri denmez. Yalnızca "... sayıltısı üzerine çıkarsanan" anlatımının yok edilmesine dikkati çekmek istiyoruz. Bilerek yapılan bu hatanın nedeni "sayıltı" ve "çıkarsama/tümdengelim" sözcüklerinin kullanımının Ekşi "Sözlük" üyeleri gibi imbesiller tarafından suçlanması korkusudur. Bu dil yobazları gerçekten de sözel bir terör yaratmayı başarmakta, çoktandır gündelik dil kullanımına yerleşmiş sözcükler bile salt bir aptallığı ciddiye aldıklarını anlamayanlar tarafından reddedilmektedir. Örneğin yakınlarda yapılan bir Spinoza "çevirisinde" "res extensa/uzamlı şey" terimi "yer kaplayan şey" olarak karşılanarak "uzam" sözcüğü atılmış ve "attributum/yüklem" sözcüğü "sıfat" ile, "modus/kip" sözcüğü ise "tavır [!]" ile çevrilmiştir (sayısız sözdizimi yanlışını bir yana bırakıyoruz). Bunlar ve benzerleri yalnızca bilgisizliğin, yalnızca keyfi bir seçme özgürlüğünün değil, ama kof bir gürültü patırtıdan korkmanın da sonucudur. Kendilerinde her nasılsa bir insanın özgürce kullanacağı dile karışma hakkını bile gören ve saygısız oldukları kadar bilgisiz de olan dil yobazlarından ürkenler giderek "olanak" yerine "imkan," "bilinç" yerine "şuur," "gerçeklik" yerine "hakikat" vb. sözcüklerini geri getirmekte, sözde müziklerinde yaptıkları gibi, grotesk kültürlerine uygun arabesk bir dil türetmektedirler. Elli yıldır kafaları boşaltmış ve neredeyse sıfırlamış olan sözde "tarihsel" materyalizm çoktandır elinde devirmek için kaldığını düşündüğü son şeyi, Dil Devrimini devirmeyi istemekte, kendini bilgisiz ayak takımına çevirerek yalnızca adlarını tanıdığı felsefenin ve bilimin alanına el uzatmayı göze almaktadır.

Böyle yarım yüzyıllık bir aptallaşma, duyarsızlaşma ve yavanlaşma sürecinden sonra, kültürün önemli bir kesimi doğruyu yanlıştan ayırdetmeyi iyice öğrenmiş, ve doğru ve güzel olanı değil ama yanlış ve çirkin olanı kabul etmeye ve beğenmeye koşullandırılmıştır.

Dilin salt bir sözcük sorunu olduğu gibi eğitimsiz bir saplantı ile, bu dil bilgisizleri metinlerdeki geri kalan hatalara dokunmaz, çünkü onları anlamaz, aslında varlıklarını bile ayrımsamazlar. Böyle sözcük fobisi başka her kültür fobisi gibi yarı-kentlilerde yaygındır ve bu korku ile kimileri, özellikle "Ekşi" sözlüğün sözde "felsefecileri" ilk kez gördükleri sözcüğün anlamını öğrenmektense, ondaki yeni düşünceyi ve değeri kavrayıp biraz daha iyi, biraz daha insan olmaktansa kavramsız, düşüncesiz, yetersiz kalmayı yeğlerler. Bu gerçekte kendilerine verdikleri ve hiç kuşkusuz hak ettikleri cezadır.

Bilgiden, yenilikten, güzellikten utanmanın neden olduğu bu durum kültürün tüm alanlarında yetkin olan ve güçlü bir sözcük üretme yeteneği ile donatılı olan Türkçe'nin daha da güçlenmesinin, gelişmesinin, güzelleşmesinin ve Batı kültürünün büyük birikimi ile sağlıklı bir iletişim kurmasının önündeki biricik engeldir. Küçük ve önemsiz görülebilir, ve gerçekte hiç kuşkusuz öyledir. Ama bu anakronistik tipler büyüdükleri zaman yetersizlikleri ile birlikte büyümekte, salt bedenlerinde büyüyerek ve kafalarında küçük kalarak içine doğdukları kültürel yapıları küçültmektedirler. Böyle düşünceden çok özdekten oluşan kafaları yeniden yaşama döndürmek görevimiz olmalıdır.

ANLAMAMA TUTKUSU

Ünlü bir despot "anlamak değil değiştirmek önemlidir" demişti. Anlama yeteneği olmayan herkes bu görüşe coşkuyla sarıldı. Dünyanın anlama yeteneği gelişmemiş kültürlerinde olduğu gibi Türkiye'de de anlama özürlü olanlar tarafından kabul edilen formül aşağı yukarı yarım yüzyıl boyunca büyük bir şiddetle uygulandı. Sayısız insan öldürüldü. Sonuçta özgürlükle hiçbir zaman tanışmamış despotik kişilikler arasında anlamama, bilmeme, öğrenmeme, kısaca düşünmeme tutumu daha da pekişti, özgür, ussal düşünme çılgın tutkulara boyun eğdi ve yeri nefret duygusu tarafından dolduruldu.

Düşünme özgürce çözümlemek, irdelemek, anlamak yerine, düşman yaratma çabasına girişti ve kendisi bir vandal oldu. Anlamayan kafalar bekleneceği gibi despotizmin, tiranlığın, utanç ve acı verici ideolojinin çekimine kapıldılar, insanın özgürlüğünü, yaratıcılığını, yapıcılığını, demokrasiyi, yasa egemenliğini, güzel sanatları ve güzelliğin kendisini karalamaya alıştılar. Değersizliğin kendisini üretmeye başladılar. Anlamayı önemsiz saymak anlamamayı da önemsiz saymaktır ve bu kültürün bilimde, felsefede, törel ve politik alanlarda, güzel sanatta başarısızlığı anlamamada ne kadar başarılı olduğunu yeterince kanıtlar.

Kötü çeviri de anlaşılmama karakterini taşır çünkü bir çeviri değildir. Ama “Ekşi” insan anlamadığını okumaktan yakınmaz çünkü “kolay”dır, çünkü anlamamak bir emek gerektirmez. Bugün “çeviri” diye okuduğu kitapların aşağı yukarı tümü bu bozuk türdendir. Bu sözde "çeviri" tufanı onyıllar boyunca onları okuyanları aptallaştırmış, düzgün bir metni "zor" diye okuyamaz duruma düşürmüştür. Böyle sözde 'çeviriler' ile yoğrulmuş ve eğitilmiş kafa anlamsız olandan kesinlikle rahatsız olmaz çünkü olamaz, çünkü anlamaya karşı tembelleşmiş, kafasını anlamsızlaştırmış, anlamsızı yargılayacak anlamdan yoksun bırakmıştır. Sorumlu olan birincil olarak kendisidir. Onyıllardır süren bu entellektüel dolandırıcığa izin veren kendisidir. Bedeli total geriliktir. Ve bu geri kalmışlık içinde kısır döngüyü çözüm olarak görür. Yeni bilgiler edinmeyi, bilmediğini bilmeyi istemesi ona kendi geriliğinin doğrulanması olarak ve dolayısıyla onun tarafından yanlışlanması gereken utandırıcı bir durum olarak görünür. sanki geriliğini gizleyerek gerilikten kurtulacakmış gibi.

Bu az-gelişmiş gündelik bilinç düzgün ve değerli bir metin ile karşılaştığı zaman anlama güçlüğü ile karşılaşır. Korkar. Kant, Hegel, Heidegger, Spinoza, Einstein, Copleston, Artz, Fancher gibi yazarların metinleri tüm anlayış gücünün çok ötesindedir, ve bu utançtan sorumluluğu sözcüklere yükleyerek kurtulmayı ister. Onun için yeni olan, daha şimdiden tanıdık olmayan bir içerik karşısındadır. Yenileşmek için, eskiliğini ortadan kaldırmak için, değişmek için emek harcaması, düşünmesi gerekecektir. Çünkü öğrenecektir, kafa yorması, okurken sözlükler karıştırması gerekecektir. Buna başkaldırır ve birinci almaşığa, anlamadan okumaya geri dönmeyi yeğler. Anlamamaya alışmıştır. Düşünme gücünden yoksunluğu bir düşünme derinliğine kendisinin de yetenekli olduğunu düşünmesini ve görmesini önler. Düşünmemeye alışmıştır. Ama alışkanlık ölümdür. Bilgiye, değerli olana, onun için yeni olana sırtını döner, "kadim" alışkanlığına sarılır, ve ona hiçbirşey öğretmeyen, dolayısıyla hiçbir güçlük ve sıkıntı yaratmayan anlamsızlıkta, saçmalıkta, çirkinlikte kendi öz-duygusunu bulur. Bu insana özgü bir tutum değildir.

Felsefenin ve bilimin tarihinde de salt tutuculuktan, değişime dirençten doğan nefret, düşmanlık, saldırganlık çok gerilere gider ve işkencelere, giderek cinayetlere dek varır. Eğitimsiz bilincin özgürlüğe, bilime, düşünceye, güzelliğe, erdeme duyduğu nefretin ölçüsü yoktur, denebilir ki sonsuzdur. Onlarda kendi yitişini görür. Kavramsal gelişiminin durmasından ötürü, İnsan olmanın, özgürlüğün, eğitimin, gelişmenin yoluna giremez. Geri kültürün geriliğinin istediği bu pıhtılaşmaya ve tutuculuğa yenik düşen sayısız kuşak daha öte gelişimini durdurur, körelmesine izin verir, kendini değişmeyene, sorgulanmayana, geleneğe köle eder, sonluluğu, değersizliği, çirkinliği içinde önemsizleşir ve çürüyüp gider. Felsefe, Bilim, Güzel Sanatlar hiçbir zaman tutucu kültürlere uymaz. Onların kendilerini Felsefeye, Bilime, Güzel Sanatlara uyarlamaları, değişmeleri gerekir. Ama bu sonları olacaktır.

BARBAR MİSKİNDİR
Uygar insan SÖZLÜKsüz yaşayamaz. Bilmediği bir sözcükle karşılaşınca bir SÖZLÜĞE bakar, yeni birşey öğrenir. Yalnızca tembel kafa SÖZLÜK kullanmaz. Bilmediği sözcüğün ne olduğunu merak edip öğrenmek yerine nefrete kapılan biri hiç kuşkusuz enteresan, çok enteresan biri olmalıdır, belki de değişim fobisi gibi bir rahatsızlığı vardır. Öncelikle "öğrenmenin" nefret edilecek birşey olmadığını, insansal birşey olduğunu, ve ruh sağlığı için zorunlu olduğunu anlamalı, insanın salt doğal olmaktan çıkıp tinsel bir varlık olma düzeyine öğrenerek, düşünerek, bilerek yükseldiğini kabul etmelidir. Hayvanlar düşünmez, uzun tümceleri okuyamaz, hiçbir zaman Sözlük de kullanmazlar, ve "öğrenmelerine" bile tepke, koşullu tepke deriz. Beyinleri ile değil ama omurilikleri ile "öğrenirler." Ekşi "Sözlük" üyelerinin, kendilerini bir "Sözlük" yapma işine adayan bu tutkulu ruhların Sözlüklerde bulunan sözcükleri bilmemekten ve anlamamaktan yakınmaları hiç kuşkusuz tebrik edilmesi gereken doğa-üstü bir tutumdur. Hayvan bu yakınmaya yetenekli değildir.

Utanılacak durumundan her nasılsa gurur duyan bu alt-kültürün Aziz Yardımlı'ya yönelttiği saldırıların hiç biri içerik ile ilgili değildir. Bu doğaldır çünkü ancak felsefi ve bilimsel içeriğe bütünüyle yabancı kafalar böylesine boş bir saldırıyı üstlenebilirdi. Binlerce sayfalık Hegel, Kant, Spinoza, Descartes, Rousseau, Heidegger, Hume, Einstein, Bohm metinleri arasında doğallıkla bulunabilecek herhangi bir yanlışlığın ya da eksikliğin gösterilmesi gibi birşey söz konusu bile değildir. Böyle düzeltmeler ancak sevindirici birer katkı olabilir ve neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlayabilmeyi gerektirir. Ama Ekşi "Sözlük" durumunda karanlık bir bölgede, modern kültür ile bağlantısız yerel bir dünyada olduğumuzu unutmamalıyız. Burada sergilenen şey bir kültür şokudur, köylünün yabancısı olduğu bilim ve felsefe karşısında yaşadığı şaşkınlıktır. Burada sıradan kafanın, halk kafasının felsefeye ve bilime karşı geleneksel tutumunun yeniden sahnelendiğini görürüz. Sanki yeni ve özgür ve güzel olana, hiçbir zaman ulaşamayacaklarına özenerek dudak büken arkaik kafalar bir de bütünüyle yabancısı oldukları bir dünyaya girmiş gibidir. Ya da, aşağıda Spinoza'nın Törebilim'i ile ilgili "kritik" yazısında bir örneği görülebileceği gibi, sözde "yazarların" karakterleri her nedense Midnight Express'teki insan-altı tiplemeleri anımsatır.

Bu sözcük vandalları herşeyden önce internet ortamında ellerinin altında olan SÖZLÜKLERE, örneğin TDK Sözlüklerine, TurEng, SesliSözlük gibi sözlüklere bakmalı, "yasaklamayı" istedikleri sözcükler ile çarpışmanın nasıl yersiz, gereksiz ve aptalca olduğunu anlamalıdırlar. Hiç kuşkusuz bilgiyi, bilimi, düşünceyi, giderek kendi insanlıklarını bile hafife almaktadırlar. Sanal bir ortamda kimliklerini gizleyerek sövmekte, hakaret etmekte, normal yaşamlarında ağızlarına alamayacakları şeyleri yazmakta, çirkinleşmekte, sanki bu yollarla ruhlarındaki nefretten kurtulmaya çabalamaktadırlar. Ya da, tersine, eşit ölçüde aşağılık biçimlerde, ve sanki kişisel bir değerleri ve önemleri varmış gibi, yağlamalar yanmakta, dalkavukluk etmekte, kul karakterlerini sergilemektedirler. Ama böylelikle bu gerçek dünyada da yalnızca sanal varlıkları olduklarını, yaşamdan, kültürden, insan doğasından ne kadar uzak ve kopuk olduklarını kendileri görmektedirler. Sayıları yüz binleri, aslında milyonları bulan bu moronların tümünün de moron kalmayı sürdüreceklerini kabul edemeyiz.

Gerçekte bu kafaların sorunu hiçbir biçimde Dil ile ilgili değildir, çünkü Dil konusunda normal bir eğitimden, bir ilkokul eğitiminden bile yoksun oldukları yazı tarzlarındaki barbarlıktan bellidir ve onları bu saldırganlığa güdüleyen şey Dilin kendisi konudaki zayıflıkları, utançları ve eziklikleridir. Dilin nasıl işlediğini ancak midelerinin sindirim fizyolojisini bildiği kadar bilmektedirler. Sözdiziminin önemi konusunda yazı tarzlarının ilkelliğinin ele verdiği gibi bütünüyle bilgisizdirler. Dili yalnızca sözcüklerden oluşuyor olarak görürler ve dilbilgisinin yalnızca adını duymuş gibidirler. Sözcüklere içerlemeleri anlamsız, hastalıklı, ve kabadır, çünkü gerekçesizdir. Türkçe'nin gücünü ve güzelliğini, benzersiz ses uyumunu açıkça gösteren sözcükler için ne entellektüel ne de estetik yetenekleri vardır (işleyim/endüstri, bağlılaşım/correlation, eytişim/diyalektik, almaşık/alternative, dizem/rhythm, andırım/analogy). Böyle yeni sözcüklerden "iğrenen" sözcük yobazları vardır ki, güzel olandan tiksinmenin bedelini çirkin olanı beğenerek öderler. Ortadan kaldırdığımız ve çoktandır modası geçen arı-Türkçe fobisini gerekçe göstermek banalite olacaktır. Herşey bir yana, hiç kimsenin hangi sözcüğü beğeneceği ya da kullanacağı konusunda böyle sözcük utangaçlarından izin alma gibi bir sorunu yoktur. Neye karıştıklarını, ne yaptıklarını hiç anlamayan, ne ile ve ne için uğraştıklarını hiç bilmeyen bu sözde "Sözlük" uzmanlarını ve denetimsiz dürtülerini önümüzdeki günlerde daha yakından tanıyacağız. Ve eminiz ki kendilerini tanıdıkları zaman kendilerini tanıyamayacaklardır.

Bugüne dek İdea Yayınevi hiç kimsenin diline karışmadı. Ama her türden terbiyesiz İdea Yayınevine karışmayı denedi. Hiç kuşkusuz boş yere. ‘Terbiyesiz’ diyoruz, ki bilgisizlik ile birdir. Değersiz olana değer vermek, ahlaksız olanın yargısını yargı diye kabul etmek, yetkin olmayandan onay ve doğrulama beklemek bir insanın yapabileceği en acı aptallıklardan biridir. Böyle aptallıklar İdea Yayınevinde hiçbir zaman yapılmadı. Bir insan Arapça, Farsça, İngilizce, Latince, giderek Çince, Rusça vb. sözcükler kullanabilir; ya da kendisi yeni sözcükler türetebilir, ya da başkaları tarafından türetilen ve önerilen yeni sözcüklere dönebilir. Tüm bunlardan daha doğal, daha olağan birşey yoktur. "Şeytan ayrıntıdadır." Ya da, kimilerinin söylediği gibi, "Tanrı ayrıntıdadır." Ya da, yaptığımız şeyi eksiksiz olarak yapmalıyız. Dil de insanlığın gelişim sürecindeki başka her kültürel bileşen gibi statik değildir, çünkü eksiktir, daha güçlü, daha güzel, daha ussal olma yeteneği vardır. Dilin gelişimi insanın gelişimidir, ve Türkçe'nin bir dil olarak gelişim gereksinimi birincil olarak bu bakımdan özsel önemdedir.

İnsanlar bilmedikleri şeyi öğrenirler. Köpekler ise bilmediklerine havlarlar — ilk kez Herakleitos'un dediği gibi, ya da hiç olmazsa bu özdeyişe onu yazıya geçirme onurunu vermiş olduğu gibi (fr. 115). Ama eklemek gerek ki, köpekler bunu korkusuz oldukları için değil, tam tersine korktukları için, bilgisiz oldukları kadar ödlek de oldukları için yaparlar. Hayvanın saldırısı içgüdüsü, korkusudur, bilgili ve bilinçli bir edim değil. Bu sevimli hayvanların özgür internet ortamına girmelerinden daha normal birşey olamaz. Bugünlerde bütün dünya bu yeni havlama türüne alışmıştır. Orada kimseye görünmeden rahatça havlayabilirler, ve bu terbiye edilmeleri için eşsiz bir fırsattır, çünkü sınırlı da olsa bir öğrenme yetenekleri vardır. Ama bunların ürettiği Sözlüğün ne kadar "sözlük" olacağı konusunda iyimser olma gücümüz yoktur. Ekşi "Sözlük," girişimin adından da anlaşıldığı gibi, daha şimdiden böyle bir deneme içindedir. Yazarları arasında bu satırları okuyabilecek kadar büyümüş olanlara "sözlük" kavramının aslında insanlara ait olduğunu, bilgi gibi terbiye de, çalışkanlık gibi incelik de gerektirdiğini anımsatmaya çalışacağız. Ama babalarını insan yapmaya çalışmayacağız. Tüm yavruları adına doya doya havlamaktan mutlu olabilir.

İnsanın eğitimi için Özgürlük bütünüyle yeterlidir çünkü Özgürlük Özün edimselleşmesi, ve eğitim insanın kendinde olduğu gibi olması, özsel ussal doğasını edimselleştirmesidir. Bu doğa iyi ve güzel olduğu için ussaldır. İnsan onda olan Özü ya da Ereği ortaya koymak için yalnızca kendi Kendisini engellememeli, Kendine anlatım vermeli, Kendini kendine göstermelidir. Onda çirkin, kötü ve yanlış olanı ussal ve özgür Kendisi reddedecektir.

Duyunç İyiyi ve Kötüyü ayırdetme yetisi olarak, moral yeti olarak başka tüm insan yetileri gibi eğitimi gerektirir. Kimi talihsizler çeşitli nedenlerle böyle bir yetilerinin olduğunun bilincini bile kazanamazlar. Bunlar sözcüğün gerçek anlamında "ergin" değildirler, moral belirlenimleri içeriden değil ama dışarıdandır. Düşünemezler, problem dedikleri şeyleri çözmek yerine onlardan kaçarlar, ve bu nedenle başka alanlarda da üretemez ve yaratamazlar. Bu yetersizliklerini olmadıklarına ve yapmadıklarına saldırarak örtme çabası içine girerler. Barbar miskindir. Özgür modern dünyaya ait olmayan bu tipler sık sık yaşam için başlıca güdüleri olan öz-çıkar dürtüsü ile davranırlar ve daha geniş bir duygu ve düşünce, eylem ve etkinlik, yaratma ve üretme dünyasının varlığından haberleri yoktur. Mutsuzluklarına gömülü olarak, Yaşam İdeasının kendilerine de esirgemediği anlamı, değeri, sevinci kaçırırlar. Nereden geldiğini bilmedikleri güçlü bir hırs, haset ve nefret duygusuna boyun eğerek, bu özgürlük dünyasında sevinç duymak yerine kendi öz varoluşlarını karartırlar.

Böyle bir ruhsal, içsel kirlenme ile doğan ve beslenen Ekşi "Sözlük" yalnızca ahlak-dışının, yalnızca törellik-dışının değil, ama giderek zaman zaman yasa-dışının bile hizmetine hazırdır. Aslında bu ilkeleri tüzüğünde açıkça kendisi belirtmektedir. Dürüstlük, nesnellik, haktanırlık, doğruluk gibi kavramlara gülüp geçen ve gönüllü ahlaksızlığı, bilgisizliği ve değersizliği ile postmodernist nihilizmi cisimselleştiren türden kafaların temsilcisi olarak, bu sözde "Sözlük" moral büyüme olmaksızın teknoloji ile buluşmanın örneklerinden biridir. Bu eşölçümsüzlük tüm içeriğinde ve derbeder formatında sergilenir. Adı bile yanlıştır. İkircim duyanlar, yaptıklarından kuşkuya düşenler, burada ne işim var diye soranlar çok haklıdır. Ekşi "Sözlük" açısından geç olabilir, ve büyük olasılıkla geç kalınmış, iş işten geçmiştir. İnternet arkada bırakılan lekeleri belirsiz bir geleceğe dek saklayacaktır. Ama bu alan hiç olmazsa kimi "yazarların" kendilerini tanımaları için tatlı bir olanaktır çünkü eğer insan değişecekse, değişimi her zaman ekşiden tatlıya doğru olur.

Ekşi "Sözlük" Fenomeni: Örgütlü Ahlaksızlık
(BİR ÖRNEK; NOTLU PDF)

İLERİCİLİK, TUTUCULUK, GERİCİLİK
Ekşi Sözlüğe prestij kazandıran en düzgün yazarlardan biri şunları yazar:

https://eksisozluk.com/turhan-ilgaz--1034645?a=nice

rahmetli çok sayıda olmasa da gereksiz öztürkçe kasmış. sene 2000 küsur hala tecimsel denir mi hocam yahu. (bkz: geleceğin kısa tarihi)
tabi hakkını yemeyelim gerektiğinde teraküm vs. gibi kelimeleri de kullanmaktan kaçınmamış aynı kitap çevirisinde...
30.04.2011 18:14 ~ 01.05.2011 13:08 
 

Çağdaş yazarın mantıksal öncülü "sene 2000 küsur" ve "tecimsel" terimleri arasında bir geçimsizlik olduğu biçimindedir. Ve biçeminden yere tükürenler, yere çöp atanlar ve ayrıca annelere saygı duymayanlar (bkz: geleceğin kısa tarihi) arasında olduğunu anlıyoruz. Henüz kentlileşmemiştir. Tesbihi, çıplak göğsündeki madalyonu ve arkası basık ayakkabıları ile bir kabadayı pozuna girerken, "teraküm" sözcüğünü anlamını bilmesinin gereksiz ve olanaksız olduğu açıktır.

Ama bu önemli değilidir. Onun için önemli olan bir anlam veremeyeceği yabancı sözcüklerin kullanılmasıdır, çünkü anlamadığında bir derinlik bulunduğu kanısındadır. Bilmemek bin yıllık karakteridir, güzellik henüz gelişmemiş estetik duyarlığı için bir aşırılıktır, ve ahlak gündelik yaşamında pek karşılaşmadığı metafiziksel bir soyutlamadır. İnsanlara haklarını verme konusunda isteklidir çünkü yargıçtır ve "yahu hoca"sının hangi sözcükleri kullanacağına karar verme hakkını onda değil ama kendisinde görür. Bu imbesil hiç kuşkusuz "yahu hoca"sının neyi içeceği, neyi yiyeceği, neyi giyeceği konusunda da yargı hakkının kendisinde olduğunu düşünür, ama İran'da değildir ve arkasında bir mollalar sınıfı olmadığı ve olamayacağı için bu kadar ileri gidemez. IQ düzeyleri bile olmayan bu kafalar 1000 yıllık köylülük yaşamının geriliğini, kaba-sabalığını, bilgisizliğini ve görgüsüzlüğünü saygı lütfetme, "pozitif kritikler" yazma zemini olarak görürler.

Bu kafa (ya da daha iyisi, kafasızlık) "gericiliğin" özsel olarak bilgisizlik olduğu olgusunun yeni bir doğrulamasını verir. Gelişim, ilerleme dünyanın işlerinin normal durumudur. Ama gelişim değişim demektir, ve bu tür yazarları besleyip büyüten gelenek tininin karakteri değişime karşı olmaktır. Gelenek bu düzeye dek tutucudur, ve yalnızca sorgulanmayan yaşamı, yaşamaya değmez olan yaşamı yaşar. Doğruladığını ussal olduğu için değil ama yalnızca öyle "geldiği" için doğrular, sorgulamaz, ve egosunu bu tür doğrular ile süsler.

Ama bir de tutuculuğu da yeterli görmeyen ve eski olana, işi bitmiş ve geçerliğini yitirmiş olana, geriye dönmeyi isteyen eğilim vardır. Buna normal olarak "gericilik" deriz, ve böyle gericilik modern dünya kültüründen temizlenmiş olsa da, ve bu ülkede hiçbir zaman bir fanatizmin şansından daha çoğunu elde edememiş olsa da, bir zamanlar özlemini duydukları "ilerilere" ulaşmayı başaramayanlar tarafından bir süredir özellikle dil alanında geriye dönük bir "ilerleme" olarak kucaklanmaktadır.

Egosunu bir tür arabesk dil ile süsleyen bu gerici türünün güdüsünü saptamak güçtür, çünkü tutuculuk ile de yetinmeyi başaramaz ve şimdi olan ile de barış içinde değildir. Geçmiş olana, bundan böyle var olmayana, yok olmuş olana dönmeyi ister. Geride olanın, sözde istiyor göründüğü şeyin ne olduğunu da bilmediği için, bu eğilim kendini hedefsiz bir saldırganlık dürtüsü olarak, bir paranoya ya da yokedicilik dürtüsü olarak sergiler. Önümüzdeki yazar poturgilinpotur örneğinde kendini bir sözcük vandalizmi olarak gösterir.

Bunlar de facto gericidir, çünkü gelişmeyi reddetmekle ve gelişmemekle yalnızca geri ve ilkel kalmayı başarmaktadırlar.

Ekşi "Sözlük" kimi gazeteler ve köşe yazarları tarafından Üniversitelerin prestij için örnek alması gereken bir araştırma sitesi olarak gösterilir (bu sayfada sözünü ettiğimiz gibi), çünkü çok "yaratıcıdır" ve çok sayıda "bilimsel" inceleme üretmektedir. Bu imbesil görüşü çürüten ve bunu "annelik" üzerinden yapan bir "kritik" için lütfen şu kısa yazıyı dikkatle okuyunuz: Jacques Attali (eğer sayfa siteden çıkarılmış ise, sayfanın 2013 Eylül tarihli eşlemi için lütfen tıklayınız: PDF). Bu vandalizm "anne" kavramından ve duygusundan da yoksundur. Gazetecinin övgüsünü kazanan böyle "bilimsel" makalelerin sözünü ettiğimiz bu kısa örneğini süsleyen eleştiri terimleri şunlardan öteye gitmez:

"şahane"
"ufkunuzu genişletir"
"anasını s..."
"... ne lan?"
"jacques attali ne yazsa okunur"
"rezalet"

Böyle "ekşi" eleştirmenlerin bir kitabı nasıl "okudukları" onu "eleştirmek" için kullandıkları o "entellektüel" terimlerden çıkarılabilir. Bu öfkeli tiplerin "eleştiri" ile anladıkları şey "saldırganlıktır" — sövgü, hakaret vb. olarak sözel şiddettir ki, henüz düşünme, uygar iletişim ve konuşma düzeyinde olmadıklarını, sorunların insanca çözümü konusunda eğitimsiz olduklarını gösterir. Amaçları yapıcı ve olumlu birşey değil, bir yanlışı düzeltmek ya da daha iyisini yapmak değil, ama genel olarak yanlış bulmaktır, ve bunu aramaları gerekmez çünkü öğrenme gibi bir kaygıları olmadığı için anlamadıkları herşey onlar için a priori yanlıştır. Anlamadığı ve bu nedenle onu korkutan bir dünya ile kuşatılı bu tuhaf bilinç herşeyi kendine "düşman"görebilir — ve suçsuz sözcükler ile, kavramlar ile çarpışmayı entellektüel etkinlik sayar. Düşünme yeteneği gelişmediği için, bilinçli bir amaç edinmesi de olanaksızdır ve saldırdığının ne olduğu değil ama saldırması özseldir: İdeoloji, holiganlık, bağnazlık, başka her tür fanatizm, ve Ekşi "Sözlük" yazarlığı gibi seçenekler önünde hazır durur. Ekşi "Sözlüğün" beyinsiz lumpenlere "eleştiri" yapma olanağını sunan benzersiz bir platform olmasına karşın, bu imbesillerin giderek onları üniversitelere bile salık veren ve örnek gösteren akrabaları hiç kuşkusuz basında da kendilerine köşeler bulurlar — ve ülkenin politik, eğitsel, kültürel, sanatsal vb. başka her kurumu için de bir lumpenler kotası hazırdır.
 
"bir cok felsefe kitabinin cevirmeni. bu sahsin maalesef cevirdigi hicbir sey okunamaz. egosu inanilmaz genis olan yardimli spinozanin torebilim kitabinin onune essek kadar bir sunus kismi yazmistir. kitabin icindeki ingilizce metin cogunlukla daha cok isinize yarar. kullandigi ozturkce dil o kadar anlasilmazdir ki 5 cumleden fazlasini mantikli sekilde takip edebilenin alnini karislarim."
17.05.2002 22:31 ~ 01.07.2012 09:27 insidious

BİR LUMPEN VE SPİNOZA

 


[Spinoza'nın Metni ]
 
Ekşi "Sözlük" "kabalığa" izin vermeyi bile bir incelik olarak görür çünkü birine "kaba" derseniz onu hiç olmazsa insan olmakla onurlandırmış olursunuz. Ama bir hayvana hiçbir zaman "kaba" diyemezsiniz. Ve "insidious" ve benzerlerine de kaba diyemeyiz.

Niçin hiç tanımadıkları bir alanda, hiç anlamadıkları konularda yargıçlar olma ve hüküm verme gereksinimi duymaktadırlar? Niçin böylesine yeğin bir nefrete yeteneklidirler? Niçin yaptıklarını ancak gizlenerek, korkarak, öz-saygılarını bütünüyle silerek yapabilmektedirler?

BARBARIN UYGARLIĞA ÖNERİLERİ
Aziz Yardımlı'nın Ethica çevirisi bu özsel yapıtın Türkçe'deki ilk ve tek düzgün çevirisidir (son çıkan bir çeviri konusunda söyleyebileceğimiz en iyi şey iyi bir felsefe öğrencisinin çok daha iyisini yapabileceğidir), ve Spinoza'nın Latince özgün metni ile birlikte sunulmuştur. Ama kafası "5 tümceden çoğunu mantıklı şekilde izleyemeyen" bu kafasız çok enteresan olması gereken bir nedenle kendini felsefe için yeterli görmeyi istemektedir. Kendi grotesk anlatım yolu ile "kitabin icindeki ingilizce metin" diye birşeyden söz etse de, İngilizce bilmediği için Latince'nin İngilizce olmadığını anlayamamakta, elini sürmemesi gereken (ve doğru bir kararla sürmediği anlaşılan) kitaptaki Latince koşut metnin İngilizce olarak okunmasını önermekte, bu yöntem "cogunlukla daha cok isinize yarar" diyerek okuyucuyu olası bir sıkıntıdan kurtarmayı istemektedir. Yazınsal eleştirisinde bütünüyle uygun bir biçimde "essek kadar," "genis ego," "alin karislama" gibi postmodern kriterlerden yararlanmaktadır. Hiç kimsenin herkese meydan okuyan bu hayvanın büyük olasılıkla temiz olmayan elleri ile "alnini karislatma"ya izin vereceğini sanmıyoruz. Bu tipi kapatmayı, yasaklamayı, engellemeyi isteyebiliriz. Ama böyle kırsal tipleri kentlileştirmek daha doğrudur ve bunun için sanal kişiliğini ve kuyruğunu internette bırakıp reel kişiliği ile bize gelmesini dört gözle bekliyoruz — eğer kendini hayvanlığı ile saydırma isteğinden kurtarmayı istiyorsa. Ancak onu iyileştirmeyi başaramazsak, ancak bu kadar yeteneksiz isek, o zaman üzülerek kendisini Pavlov'a göndereceğiz.


Semantik Analiz
Kullandığı sözcüklere ve deyimlere göre bir kentlinin eğitiminden yoksun; herhangi bir aile sevgisi yaşamamış ve minimal bir terbiye almamış; "görgü" kavramını geliştirmediği için hayvansı davranışlara öykünüyor; ama hayvanlardan ayrı olarak, güçlü bir nefret ve saldırganlık duygusu taşıyor (psikoanalitik olarak: anal-sadistik ya da anal-şizoid kişilik belirtileri sergiliyor); büyük olasılıkla sokakta ya da köyünde hayvanlarla yakın ilişkide yetişmiş bu rustik arkatasara karşın, ve enteresan bir olgu olarak, "felsefe" ile ilgilenen biri izlenimini vermek istiyor; ama felsefeyi bir gazete yazısından ayırdedecek kadar tanımadığını özellikle vurguluyor (okuma yeteneği 5 tümce ile sınırlı); anlamadığını "öz-türkçe" olarak niteliyor ve bunu ipso facto bir kötülük olarak görüyor; anadili bu kadar zayıfken, İngilizce bildiği izlenimini vermek istiyor, ama İngilizceyi bilmediği için Latince'yi İngilizce sanıyor; tipik despotik kişilik taşıyor: doğulu baba, ağa, dede vb. tonu ile, kendinde başkalarına karışma ve neyi "okuyacaklarına" karar verme hakkını görüyor; herkese dokunabileceğini varsayarak, okuyanın "alnını karışlayacağı" gözdağını veriyor; törel bir eğitimden yoksun olduğu gibi, bir hak ya da yasa bilincinden de yoksun; bu zeminde potansiyel bir suçlu olmasına karşın, korkak ve zayıf olması nedeniyle her türlü yasadışı örgüt için, mafya, terör örgütleri, adi suç örgütleri vb. için kiralanmaya uygun değil; kriminal etkinliklerini kültürel etkinlik kipi altında Ekşi "Sözlük" ya da benzerlerinin çatısı altında sürdürmek zorunda olduğunu duyumsuyor.

   
 

MODERN YURTTAŞ TOPLUMU KİMSENİN KORKMADIĞI, GİZLENMEDİĞİ,
HERŞEYİN SAYDAM OLDUĞU TOPLUMDUR

Başkaları bilim yaparken, sanat yaparken, gerçeklik ile, güzellik ile ilgilenirken, mutluyken ve öpüşürken, müzik dinlerken, şiir okur ya da şarkı söyler ya da kırlarda ya da deniz kıyısında yürürken, tüm dünya neşe ve sevinç içinde dönerken ve gülümserken — tüm bunlar olurken Ekşi "Sözlük" üyesi karanlık ve yitik dünyasında ne yapmaktadır? Gizlenmekte, saklanmakta, korkmaktadır. Mini mini öfkelerine koca koca hedefler yaptığı insanlara karşı nefret yazıları tuşlayan biri neler duymaktadır? Kendine korktuğunu, aslında bir insan adını bile taşımaktan, adı ile, benliği ile, kendisi ile gurur duymaktan korktuğunu söylemekte midir? Bunu kendinden gizleyebilir mi? Kendinden utanmamak, zayıflığını kendinden gizlemek kolay mıdır? Kendi içinden, kendi egosundan, kendi bilincinden ve düşüncelerinden kaçmak olanaklı mıdır? "Onur" kavramı konusunda ne düşünmektedir? Boş olduğunu mu? Yaptığının onurlu olduğunu mu? Haksızlığa kurban gittiği için mi böyle davrandığını düşünmektedir? Ona konuşma hakkı verilmediğini, medya patronlarının ona anlatım özgürlüğünü yadsıdığını mı düşünmektedir? Ezilen ve sömürülen sınıfa ait olduğu için mi yazmaktadır? Sanal eylemini insanların korkmadan, gizlenmeden, özgürce varolabilecekleri bir dünya uğruna mı yapmaktadır? Bunların hiç birini anlayacak değildir çünkü bu kategorilerin hiç biri onda bulunmamaktadır. Henüz gelişmemiştir.

 

SANAL KİMLİK

"Online identity is a complex business and still in the process of being understood :: Online kimlik karmaşık bir iştir ve henüz anlaşılma sürecindedir." Açık kimliklerin çalınması korkusu pekçok insanı bir önlem olarak böyle anonim kimlikler kullanmayı seçmeye götüren başlıca etmendir. Ama sanal kimliğin geleceği henüz belirsizdir. Kaygılar ilk olarak kimi kullanıcıların açgözlü karakterleri nedeniyle eşeysellik ve eşeysel davranış alanını ilgilendirir. İkinci olarak, gizli kimliğin suça yatkın kişilere sağladığı üstünlükleri ilgilendirir. Üçüncü sorun olarak Ekşi "Sözlük" gelir, çünkü sanal kimlik Ekşi "Sözlüğün" uzmanlık alanı olan şantaj, iftira, karalama (ve karşıtı olarak ama ancak eşit ölçüde güvenilir olarak, yağlama) davranışlarını ilgilendirir. Bu sorunla ilgili olarak açılan davaların sayısı, ciddiyetleri ve yol açtıkları parasal zararlar geçerli bir parametredir (İdea Yayınevi böyle bir yasal girişimde bulunmamıştır). Ekşi "Sözlük" bu kirli rekoruna karşın bir "prestij" ortamı olarak görülüyorsa, bundan bu prestijin kendisini üreten kültür alanının büyüklük ve ahlaksızlığının düzeyini çıkarabiliriz. Ve sorunun ağırlığı bu popüler karakteri tarafından belirlenir.

İnternet protokolları insanları kimliklerini göstermeye zorlamaz, ve sanal kimlik altında bir "köpek" bile kendini olduğundan başka birşey olarak gösterebilir, olmayı düşlediği ayrıcalıklı ve yüksek bir kimlik ile özdeşleştiği yanılsamasını taşıyabilir. Bu sanal öz-güven ile, karalamayı ya da yağlamayı kendisinde eksik olan toplumsal önemi arttırmanın, özendiği ve imrendiği kişilerin onayını kazanmanın araçları olarak kullanır. Ekşi "Sözlük" bütünsel karakterini "kimlik gizleme" ile tanımlar ve bu bakımdan kullanıcılara kimliklerini bütünüyle açık olarak sergileme olanağı veren Facebook ve Linkedln ile tam karşıtlık içinde durur (ve her nasılsa aptalca da olsa kendini Facebook'a benzetir). Örneğin semantik çözümlemesinde bir lumpen kültüründen daha çoğunu taşımadığını gösteren bir Ekşi "Sözlük" 'yazarı' bir felsefeci maskesini takınır ve Spinoza'nın "İngilizce"sini [!] okumanın "daha iyi" olacağı öğüdünü vererek prestij kazanmayı ister. Gerçek dünyada felsefecilik taslaması hiç kuşkusuz gülünç olacaktır. Ama sanal dünyada ona dilediği sanal prestiji sunacak başka imbesiller için de yeterince yer vardır.

Modern dünya Özgürlük dünyasıdır ve orada herşey saydamdır. Gerçek kentte korkacak hiçbirşey, insanın daha da insan olmasının, bilmesinin, inanmasının, sevmesinin önüne geçecek hiçbirşey yoktur. Ama "ekşi yazar" gizliliği içinde, korkusu içinde yalnızdır. Hiç kuşkusuz kendisi gibi başka korkakların arasındadır, ama orada, onu insanlık dışı olmaya davet eden o anonim kişilik kültüründe ona bir insan duygusu verebilecek normal, düzgün, saydam bir insanlıktan yoksundur.

 

ÖZGÜR İNSAN SORUMLULUĞA YETENEKLİ İNSANDIR

"Ekşi" insan ise korkaktır. Ve korktuğu gerçekte Kendisidir, sözcüğün tam anlamıyla Özgürlüktür çünkü "ekşi" ruh da kendinde özgürdür. "Ekşi" insan özgür olmaktan ve özgür olanlardan korkar. Kişilik Gelişimi dediğimiz şey ilk olarak özgür olmakla başlar. Kişi Başkasını değil kendini dinlemeli, ama bunun için ilkin ona efendi olmuş Başkalığı ve tüm Başkalarını aşacak bir Öz olduğunu anlamalıdır. Gelişecek olan şey, Kişilik dediği şey, ve henüz hiç bilmediği şey bu Özdür, onun gerçek Kendisidir. Özgürlük uğruna, sorumluluğu dışsal Başkalıkta değil ama içsel Kendisinde görmeyi kabul etmelidir. O zaman büyümeye, iyi ve kötü olanı, doğru ve eğri olanı ayırdetmeye başlayabilir. Bu muazzam bir düşünme emeğini gerektirir. Oysa kul tembel, ve herşeyden önce düşüncesinde ve duyuncunda tembeldir.

"Ekşi" kafanın ait olduğu kültür insanlık tarihinde tek bir taş üzerine ikinci bir taşı koymamış bir fındık-fıstık ve döner-kebap kültürüdür. Uygarlıktan, çağdaşlıktan, kentlilikten bin yıl uzaktır. Cumhuriyeti, laiklik ve özgürlüğü, üniversitesi ve opera ve konser salonları ona kahramanlar tarafından verilmiştir; bunları hazır bulur ve anlam ve değerlerini bilmez. Hep alıcıdır, ama içsel ve gerçekten değerli olanı değil, dışsal ve görünüşte değerli olanı alır. Bilim ile hiçbir ilgisi olmasa da, uygulayımbilimini, teknolojisini de yabancı kültürden ödünç almıştır ve onu kendine özgü ilkel eğlencesi için, zaman öldürmek için kullanmaktadır. Eğlenmekten gerçek Kendisine, asıl doğasına, asıl insan yanına ayıracak zaman bulamaz. Ve gelişmez, geri ve önemsiz bir kültür olarak, ahlaksız, sevgisiz, bilgisiz olarak kalır ki, yeryüzünde, insanlığın sürecinde, Tarihin kendisinde olması ya da olmaması arasında en küçük bir ayrım yoktur. Değersizliği ondan daha iyi üreten yoktur, ve nihilist bile değildir çünkü ona değersizliğini gösterecek ve onda anlamlı olmanın bir duygusunu ve özlemini üretecek en küçük bir değer bile tanımamıştır. Öğrenmez, bilgiye, yeniliğe, gelişime, ve güzele ve sevgiye düşmandır. Yaratmamakta, ve yaratmaktan ve yaratandan nefret etmektedir. Üretmemekte, ve üretenlerden nefret etmektedir. Geri kültürünün geriliği onun Kendisinden başka birşey değildir. Ama geri olanın gidebileceği biricik yön ileridir. Ondaki kulluk tini elinden alınacak, çünkü onu görecektir.

Kendisi döner-kebap ve balık-ekmek kültürüne eşgüdümlü olan Ekşi "Sözlük" tini ile uylaşımsal yollarla çarpışamazsınız. Bir çok-kültürlülük kültüründe, ahlaka başvuramazsınız çünkü postmodern tini gereği açıkça "ahlakın göreliliği" üzerine, yani her ahlakın eşit ölçüde geçerli olduğu, gerçek, ölçün bir ahlakın olmadığı görüşü üzerine, sonuçta özsel olarak evrensel olan ahlakın yadsınması üzerine dayanır. Postmodernizm genel olarak evrensel moral, törel, tüzel normları reddeder; ama onların "ötesinde" ya da "sonrasında" olduğu için değil, tersine gerisinde olduğu, aslında modern olmadığı için. Post-modernizmde "post-" öntakısı gerçekte "pre-" için bir örtmecedir. "Ekşi" yazarların en son anlayacakları şeyden biri de postmodernizmdir ve bu nedenle "postmodern" terimini bir prestij terimi olarak görmeleri doğaldır. Ama postmodernizm genel olarak insan usunu, evrensel insan değerlerini, insanlığın saltık değerler üzerine kurulu türdeş, küresel bir kültür Ereğini geçersiz sayar, çünkü insanın ussal bir varlık olmadığını ileri sürer, çünkü kendi usunu bozmuştur. Postmodernizm herşeyin göreli olduğunu, saltık bilgi, değer, güzellik, özgürlük, gerçeklik gibi kavramların olmadığını ileri sürer. Kendisini önceleyen varoluşçu nihilizm gibi, herşeyin değersiz, anlamsız, saçma olduğunu ileri sürer. Ona göre bilim ve bilgi yalandır, güzellik kişiden kişiye, kültürden kültüre, zamandan zamana değişir, çirkin de güzel olabilir, ve evrensel moral değerler, evrensel insan hakları gibi kavramlar hiçbir realiteleri olmayan eşit ölçüde göreli boş kurgulardır. Özet olarak, postmodern yazar gerçekte bir komedyendir, ve "Ekşi" yazarlarda kendi türünün üyeleri ile karşılaşmanın sevincini duyar.

 

BARBARLIK KÜLTÜRE DOĞRU İLK ADIMDIR

Ekşi "Sözlük" popüler bir site, bir halk sitesidir ve gizlilik üzerine, kimliklerin ve benliklerin gizlenmesi üzerine dayandığı için halkın henüz ahlaksız, bilgisiz, kaba kesiminin bir anlatım aracıdır. Burada pek çok iyi felsefecinin "kalabalık" dediği şeyi eksiksiz edimselliği içinde buluruz ve "kalabalığın yargısı" denilen şeyin ne olduğunu dolaysız örnekleri içinde görürüz. Kurucusunun şu ya da bu olmasının önemi yoktur, çünkü biri olmasa bir başkası olacaktır. Bütün iş kurucunun boyunu aşar, çünkü herşeyden önce bu kişi sanal değil ama fizikseldir, kendisi gizlenemez, açıktadır ve bu düzeye dek moral görünmek zorundadır, ve "gibi görünmek," bir yanılsama olmak olanaklıdır. Her ne olursa olsun belirli bir moral sınırın altına inmeyi doğrudan üstlenemez. Ama sahibi olduğu yapının sergilediği tüm ahlaksızlığın sorumluluğu dolaylı olarak da olsa birincil olarak kendisinin üstüne çöker. Ve kendisinin hesaplayıp bildirdiğine göre "ayda 80.000-100.000 TL" gibi bir gelire yoğunlaşmış bu ahlaksızlık bir dereceye dek suç değildir. Örgütlü Ahlaksızlık olmasına karşın, henüz ahlaksızlığı ahlaksızlık saymayan kendisi ahlaksız bir hoşgörünün altında durmaktadır. Ama moral eşkiyanın ilk cezası gizlenmesi, insan içine çıkmaktan korkmasıdır.

Bilgiye, gerçeğe, güzel olana, değerli olana vb. karşı çıkmayı, ve bilgisiz, yalancı, çirkin, değersiz, onursuz vb. olmayı Suç olarak görmeyiz. Bunlar en çoğundan kişinin insan olmanın gerçek boyutlarında henüz gelişmemiş olduğunu gösterir. Bütün "kavram" internetin olanağı ve yaratısıdır — tıpkı internet virusları gibi —, ve ek olarak Batı teknolojisinin çocuksu Doğu ahlaksızlığının hizmetine alınması gibi bir etmen vardır. Gerçekte işsiz güçsüz ve amaçsız bir aylak olan kurucusunun yenilikçiliği ve yaratıcılığı ham toplumsal dürtüyü (kendilerini gizleyen yobazların her bireyi, her kurumu, genel olarak herşeyi sınırsızca yağlayabilme ya da karalayabilme olanağını) kendisine çok büyük gelen teknoloji ile birleştirmekten oluşur. Siteyi kapatamazsınız, çünkü halkın ahlaksız bölümünü kapatamazsınız. Eğer gene de siteyi kapatacak olursanız, hemen yenisi açılacaktır, daha doğrusu gerçekte aynı anonim bilgilendirme kültürü üzerine kurulu daha şimdiden sayısız benzeri bulunmaktadır. Herşey bir yana, ahlaksızlık onu yasaklayarak değil ama açığa çıkmasına, kendini sergilemesine izin vererek yenilebilir. Yasa ahlakı belirlemez, çünkü insanın yüreğine, duygusuna giremezsiniz. Çünkü ahlak Duyunç gelişimidir ve Duyunç gelişimi yasaklar yoluyla değil ama tam tersine Özgürlük içinde olabilir. Gerçekte Yasanın kendisi ahlak temeli üzerine, Duyuncun aklaması üzerine dayanır ve ahlaksız bir toplumun tüzesi de bir haksızlık gösterisidir. Bir insanın, bir toplumun Yasayı anlaması için ilkin moral bir varlık olması gerekir, yoksa yasayı kendi istencinin anlatımı olarak değil, keyfi olarak uygulayabileceği bir baskı aracı olarak görecektir. "Ekşi" insan için yasa gerçekten de aşamayacağı bir sınır, bir rahatsızlık kaynağıdır. Ahlaksız ve dolayısıyla tüzesiz gelenek tini ile karşıtlık içinde, Modern Yasa tüm Yurttaş Toplumunun, onun ekonomisinin ve dolayısıyla gönencinin temelidir. Yoksulluk, ahlaksızlık, töresizlik, yasasızlık tümü de insanın gerçek ussal belirlenimi karşısında gerilik anlatımları olarak bir arada bulunur. Ekşi "Sözlük" ahlaksızlığı, töresizliği, yasasızlığı ile yoksulun grotesk eğlencesidir.

Kapitalizm kapital değildir. Kapitalizmi tanımlayan birincil ruhsal etmen Hırs etmenidir. Hırs kendinde bir kötülük değildir. Pekala kişi için güçlü bir güdü olabilir, ve gene de bunda bir yanlışlık yoktur; tersine, "hırslı" insan kendisi için olduğu gibi başka herkes için de kabul edilebilir sonuçlar üretebilir. Ama "Hırs" moral olanı, törel olanı, giderek yasal olanı çiğnemenin güdüsü olduğu zaman durum değişir. Kapital de kendinde kötü değildir. Tam tersine, evrensel insan emeğinin özeti olarak Gönencin yaratıcısıdır. Ama Kapital insan istencinin bir anlatımıdır ve bu istenç Hırs gibi bir dürtüye yenik düşerek ussal karakterini yitirirse, kendisi özerk bir güç gibi, öznesini yenen bir yüklem gibi davranırsa, o zaman Kapital sınırsız öz-çıkar dürtüsü olarak kötülüğün, haksızlığın, yamukluğun alanına girer. Kapitalizm "kapitalin" bu birincilliğini anlatan bir ideoloji terimidir ve insanın öz-çıkar uğruna kendi doğasından, ussallığından, özgürlüğünden vazgeçebileceğini tanıtlar. Böyle kişilerin hırslarının köleleri olduklarını, hırslarına yenik düştüklerini söyleriz. Ve bu eğilim ekonomik etkinliğin kendisini tanımlamaya başlayınca, kapitalizmin bir ideoloji olarak güçlendiğini söyleriz. Ama hiçbir modern toplum ideolojiye yasanın üzerine çıkma iznini vermez. Ekşi "Sözlüğün" ahlaksızlık belirleniminin yanında ikinci bileşeni kendini "kapital" olarak gösterir, öylesine güçlü bir güdü olarak ki, giderek kör bir hırs olduğunu ele vermekte, ahlakı ve törelliği tanımamanın ötesine geçmekte, sık sık yasayı çiğnemektedir.

Yağlama ya da karalama uğruna kimliklerin gizlenmesi olgusu ilkin moral öznenin silinmesi sonucunu getirir. Ekşi "Sözlük" dünyasına girdiğimiz zaman karşımızda gerçek "kişiler" yoktur. Sanal kişiler vardır ki, "kişi" değildirler, ve hedefe olmadığı yerde vuruş yapamazsınız. Ekşi "Sözlük" sitenin kendisi tarafından açıkça belirtildiği gibi utanma, yalan, çirkinlik vb. gibi kavramların silinmesi üzerine, ama bunun olanağı için öncelikle kimlik silinmesi üzerine dayanır. Bu insanlar kimliklerini gizleyerek normal insanlar olarak yapmayacakları şeyi yapabilirler. Kendilerinin çok iyi bilincinde oldukları ahlaksızlıklarını yüzlerine vurmanın bir anlamı ve etkisi yoktur çünkü özellikle yüzleri silinmiştir. Bu sanal sapıkları bireysel olarak analiz etmek de gereksiz ve olanaksızdır çünkü yokturlar. Utanç verici olandan gurur duymak (ve kâr elde etmek), düzgün hiçbir içerik kapsamamakla övünmek (ve kâr elde etmek) ve "yanlış bilgi" gibi ekzotik birşeye izin vermek (ve kâr elde etmek) — tümü de Ekşi "Sözlüğün" gizleridir. Ve böyle "kutsal bilgilerin" üretimi ile elde edilen kâr ("Sitenin reklam geliri aylık 80.000-100.000 TL civarındadır[2]") kutsal kâr olarak görülmekte, ve dışarıdan haksız saldırılara uğrayan mazlum Ekşi "Sözlük" sermayeye karşı verdiği sınıf kavgasında giderek anakronistik kızıllar tarafından bile desteklenmektedir.

Ekşi "Sözlüğün" erken evrelerinden birinde  "dört bin beş yüz yazarı" tarafından "şimdiye kadar üç milyon 'entry' girilmiş, bir milyonu silinmiş," çünkü Ekşi "Sözlüğün" neredeyse varolmayan törel ölçütlerinin bile altında oldukları görülmüştür. Ve gene de sözde özgürlüğü savunan ama özgürlüğü başıboşluk olarak anlayan bir medyatik imbesile göre, "adı sanı belli olmayan binlerce insanın ürettiği bu kadar bilgi ve yeni kavram üniversitelerde akademisyenlerimizin yaşadıkları yayın kısırlığının karşısında gerçek bir anlam ifade ediyor mu sorusu önem kazanıyor." "Ekşiliğin" ya da moronluğun yalnızca Ekşi "Sözüğün" tekelinde olmadığını gözden kaçırmamalıyız. Kim medya patronlarının baskı ve engellemelerinden söz edebilir? Ve bu topraklardan silinmesi gereken banalitenin yeniden üretiminin başlıca güvencesi olmaya aday bu kültürel yobazlık tini ile bu karşılaştırmayı kendileri açısından prestij sayanlar çıkmayacaktır.

Bu kültürel yobazlık fenomeni önümüzdeki yıllarda daha öte evrimlenecektir çünkü modern toplum yasaklayıcı değildir. Gerçekte modern yurttaş toplumunda yayımcılık sövgüden, karalamadan, hasetten, nefretten başka yayımlayacak hiçbir içerik üretemeyenlerin inanmak istedikleri gibi bir sınıf ayrıcalığı değildir. Ekşi "Sözlük" kağıda basılmasını onu üretenlerin kendilerinin reddedecekleri bir "içerik" tarafından yaratılmıştır. Gene de kent Özgürlüğünün onunla yeni tanışan kırsal kuşaklarda ilkin kabalık, görgüsüzlük, giderek ahlaksızlık olarak anlatım bulması Özgürlüğün suçu değildir. Ahlakın ahlaksızlıktan doğması ölçüsünde, Ekşi "Sözlük" akışkan ve değişken olmak, moral, törel ve yasal olarak bir iyileşme süreci olmak zorundadır. Ama iyileşmesi ortadan kalkmasıdır. Ve ortadan kalkması kültürün daha temiz olmasıdır.

NEFRETE ANLATIM ÖZGÜRLÜĞÜ VE PRESTİJLİ BANALİTE

Ekşi "Sözlük"te "prestij" sözcüğünün anlamı da beklenebileceği gibi tersine çevrilmiştir. Görgüsüzün "prestij" istemesi gerçekte başka birşeyi istemesidir çünkü saygınlık kendi uğruna istenmez ama değerli olana o istemeden verilir. Ahlaksız kültürlerde korkaklık ve gizlenme temelinde üretilen hakaretin, sövgünün vb. ciddi bir prestij kaynağı olması şaşırtıcı değildir çünkü değersiz olan ve böylece değere yabancı olan kültürde "prestij" ya da "saygınlık" da değer üzerine değil, ama ancak değersiz olanın kendisi üzerine, değere düşmanlık üzerine, o tine yabancı olan bilimin, güzelin, gerçeğin karalanması üzerine dayanabilir. Orada "değer" birinin alt-duygularını okşayandır. Bu alt-kültür özellikle "değer" kavramının kendisine yabancı olduğu için alt-kültürdür. Ekşi "Sözlüğün" sanal dünyasında sözde "yazar"ın kimliğini gizleyebildiği düzeye dek tüzel kişi ya da moral özne bulunmaz ve bu sanal kimliksizlikler aşağı yukarı hiçbir sınırlama ve kısıtlama olmaksızın reel dünyanın gerçek insanlarını ve kurumlarını hedef alan sözde yorumlar, karalamalar ve sövgüler, ya da tersine, yine aynı karaktersizlikten doğan dalkavukluklar, yaltaklanmalar ve övgüler üretir.

İnsan haklarına yabancı olan ve bilmediğini çiğneyen bir kültür modern yaşamda gücünü ancak gizlenmekten türetebilir. Kimi ultra-moronların her nasılsa "prestijli" saydıkları bu güç gerçekte saldırıya uğrayana yanıt olanağı vermeyen bir formattan doğar. Saldırdıklarına (ve "yağlayarak" kirlettiklerine) kendini savunma olanağını tanımayan tek-yanlı anlatım yöntemi ile bu Sözlük anlatım özgürlüğünü öncelikle kendisi çiğner ve sözel şiddeti, giderek sözel terörü bir tekel formatında kullanır. Ekşi "Sözlük" toplumda bir gözdağı yaratır çünkü ahlaksız "yazarlarının" her gece klavyelerinin başında kimleri hedef alacakları, kimleri korkutacakları belirsizdir. Ansal gerilik kendinde Suç değildir. Ama gündelik yaşamı sürekli olarak yalan ile doldurmasına karşı çıkıldığı zaman, bu gerilik, beklenebileceği gibi, kendisinin haksızlığa uğradığını duyumsar, incinir ve yakınır. Başkasına çamur atanın çamur atmanın ayıp sayılmasından incinmesi, başkasına sövenin sövmenin ayıp sayılmasından yaralanması — böylesine grotesk bir duyarlık görünürde ilk kez "Ekşi" Sözlük üyeleri arasında gelişmektedir. (Bu moral mutantın en son örneklerinden biri biraz aşağıda görülebilir.)

Gizlenenin kendinden korkusu başkasını korkutmaya geçer ve bu karanlık alanda "Komşunu sev" yerine, "Komşundan nefret et" ilkesi hüküm sürer. Bu tek-yanlı serbestlik toplum kavramının kendisine aykırıdır ve ancak böyle bir "Sözlüğe" gereksinim duymayan bir toplum modern, açık, uygar ve temiz bir toplumdur. Ekşi "Sözlüğün" ortadan kalkması (ve tatlı bir "Sözlük" olması) özgür ve onurlu topluma uymayan başka despotik-arkaik öğelerin de ortadan kalkması ile birlikte yer alacaktır.

Ekşi "Sözlüğün" felsefeyi yabancılayan "felsefesiz felsefecileri" için belirtmeliyiz ki, Demokratik bir toplumun ve evrensel gönencin felsefeyi, bilimi ve güzel sanatları onlara sınırsızca hizmet eden teknoloji ile birlikte ayaktakımının eline dek ulaştırması yakınılacak değil ama sevinilecek birşeydir, çünkü ayaktakımına bütün bir uygar insanlığın tarihsel emeğinin ürünü olan bu içerikte kendi yitişi sunulmaktadır.

Felsefe karşısında ilkin aşağılandığını duyumsayan bu Pöbel felsefenin de "herkes tarafından okunabilir," "yeni, yabancı ve anlaşılmaz sözcükler kapsamayan," "kısa tümcelerden oluşan" birşey, az çok kendi "yazıları" türünde sunulan grotesk, arabesk, rustik birşey olmasını ister. Ama felsefe de tıpkı güzel sanatlar ve bilim gibi Pöbelin düzeyine inmez. Pöbel bakış açısını genişletmek ve derinleştirmek, kendini kendi içinde yeniden bulmak, kendini felsefenin ve bilimin düzeyine büyütmek zorundadır. Pöbel modern topluma sarkan arkaik gelenek kültürünün bir artığıdır ve uygar ülkelerde çoktan ortadan kalkmış, arta kalanlar ise felsefe, bilim, güzel sanatlar ile ilgilenmez olmuştur. Eğer felsefe, bilim ve güzel sanatlara erişemiyorlarsa, o zaman Ekşi "Sözlükleri" ile yetinmek zorundadırlar.

BİR ALT-KÜLTÜR DÖNÜŞÜMÜ OLARAK EKŞİ "SÖZLÜK"

Ekşi "Sözlük" kültürün yalıtılmış bir fenomeni değildir. Bir zamanların gecekondu solculuğu ve sağcılığı ile, türban, arabesk, yere tükürme, çöp atma, kokoreç, balık-ekmek, şiddet ve zorbalık, dinin politikaya hizmete bozulması, rüşvet ve kayırmacılık, otoyollarda kurban kesme vb. ile aynı yanda durur ve kırsaldan kente göç eden ve henüz kentin uygar, temiz, barışçıl, kurallı törel yaşamına bütünleşmemiş kitlelerin ve yığınların geleneksel eğilimleri ve alışkanlıkları tarafından yaratılan fenomenlerden biridir. Eğitimin bütününde yükselmesi ile, kentileşme ya da uygarlaşma ile, ahlaksal, törel ve yasal bilincin büyümesi ile zayıflayacak, yabanıl heyecanını yitirecek, ve kendinden utanarak bütünüyle ortadan kalkacaktır.

 

YALNIZCA EKŞİ "SÖZLÜK"TE
"Kendi anadilimde okurken sözlüğe ne gerek var?"

Bu üyenin bir "felsefe kitabı"nın ne olduğu konusunda hiçbir bilgisi yoktur. Öyle görünür ki eline tek bir felsefe kitabı bile almış değildir.

10 Temmuz 2013: Bayan/Bay "altlejant"ın bir isteği var: "kendi anadilimde okuyacağım bir kitap için niye mütemadiyen sözlüğe ihtiyaç duymam gerektiği açıklanmamış ama." Sorry. Açıklama gerektirebileceğini düşünmemişiz. Kişisel gereksinimler konusunda kişiye özgü açıklamalar da vereceğiz ve anadil sözlüklerinin niçin gereksiz olmadığını göstereceğiz, rahat olun. İnanın, "sözlüğe gereksinim duymak" hiçbir kültürde ayıp ve utandırıcı değildir. Tersine, sözlük kullanmamak ayıp ve utandırıcıdır. Ve Türkçe'yi birkaç düzine sözcükten oluşan bir kabile dili düzeyinde kullanmamak için anadil sözlükleri özellikle yararlıdır. Anadil sözlüklerinin yanısıra felsefe, ruhbilim, matematik, fizik, kimya, yaşambilim, tıp, dilbilim sözlükleri, aslında her bir özel konuya ayrılmış sayısız özel teknik sözlük vardır. Her eğitimli insanın kitaplığında bulunan bu sözlükler alıştığınız o Ekşi "Sözlük" ile hiçbir benzerliği olmayan gerçek, tatlı Sözlüklerdir, insanlığın bin yıllarca süren gelişim sürecinin paha biçilmez ürünleridirler. Dil ile ilgili her tür bilgiyi sunarlar ve Ekşi "Sözlük" yazarları gibi soytarılık yapmazlar. Duygusal takılmaların düşünmenin önüne geçmesine izin vermek kötü sonuçlar getirebilir.

Bu üyenin bir "felsefe kitabı"nın ne olduğu konusunda hiçbir bilgisi yoktur. Öyle görünür ki eline tek bir felsefe kitabı almış bile değildir. Ve gene de felsefeye ders vermekten geri kalmayı kabul edemez. Bu insanların algılarında dünya gerçekten de anlaşılması güç bir yerdir. Ve bir kuçu kuçunun dünyasından olsa olsa biraz daha geniş olmalıdır. Ve öyle kalmayı sürdürecek görünür.

Normal olarak bir sözcüğü bellemek için ona sözlükte bir kez bakmak yeterlidir. Biz kendimiz bu "muhafazakâr" üyenin kimileri oldukça "kadim" sözcüklerini anlayabilmek için gerçekten de bir anadil sözlüğüne gereksinim duyduk. İnternette birbirinden iyi Sözlüklerden bol birşey yok. Eski Türkçe sözcükler için şöyle modern karşılıklar var: müstear: takma; mütemadiyen: sürekli olarak; hicap: utanma, utanç; muhakkak: kesinlikle; israf: savurganlık; eziyet: sıkıntı, güçlük. ifade etmek: anlatmak; ihtiyaç: gereksinim. Arabistan'a gidip Arap olabilirsiniz. Ama özgür bir ülkede yaşıyoruz ve bu ülkede Arapça, Farsça, Osmanlıca, giderek Çince, Rusça, İbranice vb. sözcükler kullanma hakkınız var. Bir bonus olarak Latin alfabesinden başka alfabeler, giderek hiyeroglif ya da çivi yazısı kullanmanıza bile kimse karışmaz. Bunlar size yapılan özel bir iyilik ya da kayırma değil, ama modern varoluşta salt insan olma onurunuzun ve özgürlüğünüzün size kazandırdığı şeylerdir. Tüm bunlara ancak ne yaptıklarını bilmeyen ve dürtüleri ile davranan düzmece kişiler karşı çıkar ve gün ışığının saydamlığını ve güzelliğini sevmeyen bu gölge kimlikler ile ancak Ekşi "Sözlüğün" loş bölgelerinde karşılaşılır.

Son olarak, noktadan sonra birçok dilde olduğu gibi Türkçe'de de 'büyük harf' ile başlandığını anımsatmak isteriz.* (Açıklama gerekirse lütfen bildirin. Gereken yardım anadil sözlüğüne bakmanızı gerektirmeyecek ve dileğinize göre uzun ya da kısa tümcelerde sunulacaktır.)

*Klavyenin sol tarafında alttan ikinci 'shift' tuşu basılı tutulunca basılan harf büyük harf olarak çıkar.

 
http://eksisozluk.com/aziz-yardimli--312379?p=6 / 10.07.2013 11:47 ~ 11:50

"ekşi sözlüğe kükreyenler sıralı tam listesindeki yerini aldı. sanırım yardımlı'nın personelinden olsa gerek, meriç mete isminde biri (belki de müstear adıdır, bilemem) yazmış ve yazmaya devam edecekmiş ekşi sözlük hakkında.
okumanıza gerek yok. "maskeleri arkasına saklanan yılansı, fareler" tanımının biraz daha entelektüel kavramlarla ifade edilmiş hali. imbesil demiş, ahlaksızlar demiş, "önemli olan tatlı olmaktır, ekşi değil" demiş (gülmeyin, adam ciddi) , hatta aziz yardıml çevirilerini beğenmeyenlerin eğitilmesi gereken köpekler olduğunu ifade etmek istemiş.
:) en çok "sözlük utangaçları" benzetmesi dikkat çekiyor. aziz yardımlı türkçesinin, bir başka türkçe sözlüğe ihtiyaç duymasından hicap duymak yerine "açın da sözlüğe bakın" diye akıl veriyor meriç. kendi anadilimde okuyacağım bir kitap için niye mütemadiyen sözlüğe ihtiyaç duymam gerektiğini açıklamamış ama.
ben muhakkak okumalıyım bu zaman israfı eziyeti diyorsanız tamam. buyrun" http://www.ideayayinevi.com/zamanlar.php
10.07.2013 11:47 ~ 11:50
 
Ekşi de olsa "Sözlük" üreten birinin Sözlük kullanmaya bu karşıçıkışı ironik değildir, budalalıktır. İroni düşünce gerektirir. Eğer Sözlüğü reddettiğinin bilincinde olsaydı, durumu ironik olurdu. Burada, düşünceye yabancı bu kafatasında, bu bilinç de eksiktir. Eğitimsizlik, görgüsüzlük salt soyut kavramlar değildir. Bu sözde Sözlük "yazarları" bu eğitimsiz kültürün eğitemediği, terbiye edemediği kafalardır.

Sözlükler kavram öğretmez. Yalnızca semantik ile, anlam ile ilgilenirler. Öğretselerdi, Ekşi "Sözlüğün" sözcük uzmanlarına bir sözlüğe baş vurmalarını ve ilk olarak "Özgürlük" girişine bakmalarını önerirdik. Ama Özgürlük Kavramını anlamak için sözlüklere değil, felsefe sözlüklerine de değil, felsefe tarihinin kendisine, özellikle Rousseau, Kant, Hegel gibi modern yazarlara bakmalı, gerçekte salt kendi doğanız ve özünüz olan şeyi kavramak için aynı sorunu ele alan ve çözmeye çalışan başka insanların emeklerinden de yararlanmalısınız. İnsanlar bilimlere ve felsefeye döndükleri zaman, her biri birer süreç olan bu uğraşlardaki birikimi kullanırlar çünkü onların kendilerini bu uğraşlara yönelten şey o birikim ile ilk karşılaşmalarıdır. Soruları o birikimin kendisinden doğan sorulardır. Orada bulduklarınızı ezberlememeli, ama kendi iç düşüncenizi yetkinleştirerek onu kavramalı, gerçek olanı en sonunda kendi Usunuzun yargısına dayandırmayı öğrenmelisiniz. O insanlar da sizinle aynı ussal doğayı, aynı düşünce gücünü paylaşırlar, ve keyfi buluşlar yapmaz ama kendileri felsefe tarihinin tüm çabasının genellikle değerli ve geçerli sayılan birikiminden yararlanır, ve en sonunda kendi ussal doğalarına dayanırlar. Sözlüğe bakmanın utanç verici olmaması gibi, okumak da utanç verici değildir. Tersi utanç vericidir. Özgürlüğü anlamayan ve keyfi olarak despotizmi yeğleyen Sartre için bile hiç olmazsa bir "seçme özgürlüğü," bir "keyfilik" vardı. Ama Özgürlük keyfi olanı değil, doğru, ussal, iyi ve güzel olanı istemek ve yapmaktır. Bunun için bir insan herşeyden önce Kendisi olmalı, Başkası olmamalıdır. Kendi duyuncunu ve istencini dinlemeli, yabancı bir egoya ve istence köle ve kul olmamalıdır. O zaman ekşi olmaktan vazgeçer, gerçekte ne kadar tatlı olabileceğinizi görürsünüz.

Bu alt-kültür yalnızca Ekşi "Sözlük" ile sınırlı değildir.

 

EKŞİ "SÖZLÜK"TEN EKŞİ "ANSİKLOPEDİ"YE: "VİKİPEDİ" VE KENDİNİ AŞAĞILAMA

Wikipedia sözcüğünde "wiki" sözcüğü Hawai dilinden alınmıştır ve "çabuk" anlamına gelen "wiki-wiki"den yapılan bir kısaltmadır (Ward Cunningham tarafından, 1995) ve ortaklaşa üretilen bir web sitesi yapısını belirtmek için kullanılır. İkinci parça, "-pedia" ise Klasik Yunanca "paideia (παιδεια)/eğitim" sözcüğünden alınmıştır. Türkçe "Vikipedi" ise hiçbir haklılık olmadan "w" harfini değiştirmekle kalmaz ve "pedia" sözcüğünden yine hiçbir gerek olmaksızın son "a" harfini düşer.

İngilizce Wikipedia 4,3 milyon makale kapsar (2013 Eylül ayı için bütün sitede toplam 287 dilde 30 milyon makale bulunmaktadır). Haziran 2013 için, Hollanda Wikipediası (Nederlandstalige Wikipedia) 1,695,000 üzerinde makale ile ikinci en büyük Wikipedia yayımıdır (http://en.wikipedia.org/wiki/Dutch_Wikipedia). Alman Wikipedia aynı ölçüte göre üçüncü ve Fransız Wikipedia dördüncüdür. Türk Wikipediası ise makale sayısı açısından Vietnam, Portekiz, Waray-Waray, Cebuano, Ukrayna, Katalan, Çek, Kore, Macar, Romen ve Sırp Wikipedialarının arkasından gelir ve içeriklerinin değerini bir yana bırakırsak, Türkçe makalelerinin sayısı Esperanto'da yazılanlardan biraz daha fazladır.

Bu ülkede bilgisizlerin bilgi sunması bir gelenektir çünkü bu ülkede bilgi de tıpkı erdem, dürüstlük, haktanırlık, felsefe, güzel sanatlar gibi en az sevilen şeyler arasında gelir. Bilginin yokluğunda bilgiçlik biricik çözümdür çünkü herşeye karşın bilgisizliğin utandırıcı olduğu konusunda belli belirsiz bir önyargı vardır. Böyle bir gelenek kültürü "ekşi sözlüğünün" yanına bir de "ekşi ansiklopedi" eklemeden yapamaz.

"Vikipedi"nin (http://en.wikipedia.org/wiki/Turkish_Wikipedia) 200.000+ maddesinden bir bölümü ekşi sözlük durumunda olduğu gibi doğrudan doğruya barbarlar tarafından yazılmıştır, örneğin Kant girişine bakıldığında görüleceği gibi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Immanuel_Kant).

Bu sözde ansiklopedi maddesini okuyunca Kant'ın "Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin [!] Teorisi" başlıklı bir kitap yazdığı, "Woolf" adında varlığını yalnızca "Vikipedi"nin bildiği birinden etkilendiği, ve "bilimin liderlerinin kesin olduğu" gibi enteresan "bilgiler" kazanırız, ve tüm bunları ve daha başka pekçok saçmalığı aşağı yukarı bir çobanın dilinden okuruz. Bu kişi Kant üzerine yazıp yazamayacağını, böyle bir yeteneğinin, becerisinin, birikiminin, olgunluğunun olup olmadığını sorgulama yeteneğinden bile yoksundur. Özgürlük köylülerin yeteneği değildir ve kültür henüz böyle karakterlerin bin yıl uzağında yatan bir inceliktir. Bu sayfada yıllar önce yapmak istediğimiz düzeltmeler "Vikipedi"nin kendi vandalizmi ile karşılaştı, eklediğimiz kitapların adları silindi ve daha öte düzeltmelerde ve katkılarda bulunmamızın önüne geçildi. Bir şarlatanın uslamlamasına dayanarak "Kılgısal Usun Eleştirisi" başlığının eklenmesine de izin vermeyen bu sözde özgür bilgi sitesi "Web Oscars" ile ödüllendirilmiştir. Moronluk onursuzluktur, ve ne Ekşi "Sözlüğe" ne de "Vikipedi"ye sınırlıdır. Bu çobanlar çok derin bir bilgisizlik ile ve hiç kuşkusuz grotesk güdüler ile bir "ansiklopedi" yapma işini üstlendikleri için ellerinden gelen yalnızca bilgiyi çürütmektir. Niçin bu bilgisiz, bu görgüsüz, giderek ahlaksız kafalar boylarını aşan böyle Sözlük yapma gibi, Ansiklopedi yapma gibi işlere girişmektedir? Salt bilgisizlikleri tarafından mı güdülenmektedirler? İnsanlığın bu kadar dibine düşen, insan olmanın kendisini bu kadar aşağılayan, yıllardır yalnızca bilgisizliğini sergilemede direten başka bir "Vikipedi" daha var mıdır? Bu kültürün yaşadığı, bir anlam ve değer taşıdığı söylenebilir mi?

In November 2006, Turkish Wikipedia was nominated under the Science category for Altın Örümcek Web Ödülleri (Golden Spider Web Awards), which are commonly known as the "Web Oscars" for Turkey.[2] In January 2007, Turkish Wikipedia was given the award for "Best Content" in this competition. The award was given in a ceremony on 25 January 2007 at Istanbul Technical University.[3][4]

Bu kültürün yalnızca bilgiye ilgisiz olduğunu söylemek yeterli değildir. Homo sapiens adını bile hak etmeyen bu yarı-insanlar bilgiye, dürüstlüğe, güzelliğe düşmandır. Bu insan posaları sergiledikleri şeyin ne olduğunu algılamamakta, düşünceleri ile değil ama el yordamı ile ürettikleri çöplük ile gurur duymaktadırlar. "Geri kalmışlık" diye birşeyden söz edilir. Bu tam olarak sayıları milyonlara varan bu bilgisiz, erdemsiz, yeteneksiz, güzelliksiz insan posalarının cisimselleştirdiği şeydir. Bunlar gerçek insan şeklini kazanma şansını kaçırmış, büyüme, güzelleşme, duyunçlu ve duyarlı olma, ussallaşma olanağını yitirmiş sefillerdir. Değersizlik, gereksizlik, saçmalık birer soyutlama değil ama bu insanların realiteleridir. Özgür olmayan insan aptaldır, ve varoluşunun hiçbir değeri ve anlamı yoktur. Gereksizdir.

Batılı ona makinesini ve teknolojisini vermiştir. İzleyeceği kodları, giderek içerik olarak başvuracağı ve yararlanacağı kaynakları da armağan etmiş, çünkü onu entellektüel yeteneği olan insanın yerine koymuştur. Yapacağı tek şey düşünerek, uygarca, düzgün olarak çalışmak, ilkin gerisinde olduğu kültüre yetişmeyi başarmaktır. Ama bu arabesk ve grotesk kafa bir çirkinlik üretir, ve onun iyileştirilip düzeltilmemesi ve geliştirilmemesi için tüm barbarlığını seferber eder. Bu ölü kültürü hangi yaşam öpücüğü diriltecektir?

Burada "yabancı dilde eğitim"in nasıl birşey olduğunu, gururla ve övünçle "İngilizce, Almanca vb. okurum" diyenleri iş başında görürüz. Türkiye'de "İngilizce" olarak sözü edilen şey genel olarak "Tarzanca"dır, ve üniversitelerin bu enteresan dil ile yaptıkları eğitimin sonuçlarını tahmin etmek güç değildir. Kendi dilinden vazgeçenlerin en iyi ilk 500 üniversite arasına girememeleri ancak doğal olabilir. Anadil yerine Tarzancanın geçirilmesi düşüncenin neye bozulmasında sonuçlanır? Bunu görmek için bu üniversiteleri bitirenler tarafından yaratılan Ekşi "Sözlük" gibi, Vikipedi gibi ucubelere bakmak yeterlidir.

Başka her iş için, giderek en sıradan bir meslek için bile hiç olmazsa minimal bir eğitimin gerekli olmasına karşın, bir Ansiklopedi yazmak için, özellikle Kant üzerine, Hegel üzerine, Spinoza ve başkaları üzerine en küçük bir hazırlık, en küçük bir eğitim gerekli değildir. Bu iş en kolay iştir. Ne kadar lumpen varsa, ne kadar köylü varsa bu işi yapabilir, çünkü felsefe adına ağzını açacak tek bir kişinin çıkmadığı yerde bu iş lumpenlere düşer. Bu kültürün düşünceye bakışının gerçeği budur. Aslında düşünce bu bin yıllık kültür için en değersiz, giderek tiksinti verici olandır, çünkü materyal değildir, duyusal ve fiziksel değildir.

Bu bakış açısının bedeli barbarlıktan daha azı değildir, ve ortaya çıkardığı kültür bir gerilik, bağımlılık, öykünme kültürü, hiçbir gerçeklik taşımayan sanal bir kültürdür. Ancak ne olursa olsun her kültürü eşit gören ve İdeaya, İdeale düşman olan Postmodernizmin çok-kültürlülük müzesinde bir yer bulabilir.

Ağustos 2013 ve sonrası için 1.000.000+ makale kapsayan Wikipedialar (http://meta.wikimedia.org/wiki/List_of_Wikipedias):

  Language Articles Total Edits Admins Users Images
1 English 4,315,716 30,987,067 636,349,210 1,438 19,572,548 814,663
2 Dutch 1,694,399 3,141,711 39,504,536 60 550,099 19
3 German 1,624,750 4,517,344 127,497,373 262 1,719,420 161,737
4 Swedish 1,540,100 3,445,969 24,885,885 79 343,598 0
5 French 1,421,201 5,965,766 96,595,663 177 1,631,069 41,625
6 Italian 1,059,557 3,432,651 66,162,451 107 917,975 121,273
7 Spanish 1,041,182 4,316,174 74,454,516 87 2,760,142 1
8 Russian 1,038,912 3,488,548 67,155,830 92 1,100,208 154,100
 
Sürüyor.
 
İdea Yayınevi / 2014